Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


TEVBE ve ALLAH’TAN AFFEDİLMEYİ İSTEMEK Yazdır e-Posta

TEVBE ve ALLAH’TAN AFFEDİLMEYİ İSTEMEK

İslam alimler derler ki : Yapılan her günah için tevbe etmek vaciptir. Şayet

işlenilen günah kullar arasında olmayıp insanoğlu ile Rabbi arasında ise tevbenin

kabul olması için üç şart gereklidir.

1- Yapacağı veya içinde bulunduğu günahı hemen terketmek.

2- İşlediği günahtan dolayı pişmanlık duymak.

3- Bir daha günah işlememeye kesin karar vermek.

Şayet bu üç şartlardan biri yerine getirilmezse tevbesi kabul olmaz.

Eğer yapılan günah insanoğluna karşı işlenilmişse tevbenin kabul olması

için dört şart gereklidir. Bunlardan ilk üç şart yukarıda zikrettiğimiz şartlardır,

dördüncü şart ise; suç işlediği kişi veya kişilere karşı kendisini affetirmesi, yani

birisinin malını zorla veya çalıntı yoluyla almışsa, aldığı malı sahibine geri vermesi

veya kendisini aldığı mala karşılık sahibinden kendini affetirmesi gerekir. Buna

benzer olarak başkasına iftira atma, hakkında konuşma, vurma, v.b. haksızlık

olayları örnek verilebilir. Kişi tüm günahlarından tevbe etmesi gerekir. Şayet işlediği

bazı günahlardan tevbe ederse tevbesi sahihtir, fakat diğer günahlarının tevbesi

özerinde kalır. Kuranı kerim, Sünnet ve ümmetin icmaından gelen delillerle

günahlardan tevbe etmenin vacip olduğuna işaret etmektedir.

 

 

“Hepiniz topluca, (günahkarca davranışlardan dönüp) Allah’a tevbe ediniz

(yönelin) ki, kurtuluşa (dünya ve ahiret mutluluğunu) eresiniz.” (24 Nûr 31)

“Rabbinizden (günahlarınız için) bağışlanma dileyin ve sonra tevbe ve

pişmanlık tavrı içinde O’na yönelin.” (11 Hûd 3)

“Ey iman edenler! Tam bir pişmanlık ve gönül huzuru içinde gösterişten uzak

ölçüde Allah’a tevbe edin.” (66 Tahrim 8)

Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun) Rasûlullah (sallallahu aleyhi

vesellem)’i şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Allah’a yemin ederim ki; ben

günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler ve tevbe ederim.”

(Buhârî, Deavât 3)

Eğâr ibn Yesâr el Müzenî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine

göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır: “Ey insanlar

Allah’a tevbe edin O’ndan affedilmenizi isteyiniz, çünkü ben Ona günde yüz defa

tevbe ederim. (Müslim, Zikir 42)

Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in hizmetçisi olan Ebû Hamza Enes

ibn Mâlik el Ensârî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah

(sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdular: “Kulunun tevbe etmesinden dolayı

Allah’ın duyduğu memnuniyet sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini

bulduğu zamanki sevincinden daha çoktur.” (Buhârî, Deavât 4; Müslim tevbe 1)

Müslim’in başka bir rivayeti de şöyledir: “Herhangi birinizin tevbesinden

dolayı Allah’ın duyduğu hoşnutluk ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve

içeceği ile birlikte devesini kaybetmiş ve tüm ümitlerini de yitirmiş halde bir ağacın

gölgesine uzanıp yatan, derken devesinin yanına dikiliverdiğini gören ve yularına

yapışarak aşırı sevincinden dolayı (ne söylediğini bilmeyerek Allah’ım sen benim

Rabbim ben de senin kulunum diyeceği yerde,) sen benim kulumsun ben de senin

Rabbinim diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” (Müslim, tevbe 7)

 

 

 

Ebû Mûsâ Abdullah ibn Kays el Eşarî (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet

edildiğine göre Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Allah gündüz günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek için geceleyin rahmet

elini açarak tevbeleri kabul eder, gece günah işleyen kimsenin tevbesini kabul etmek

için gündüz rahmet elini açarak günahları bağışlar, güneş battığı yerden doğuncaya

kadar (yani kıyamete) kadar bu böylece devam eder gider” (Müslim, tevbe 31)

Ebû Hureyre (Allah Ondan razı olsun)’den rivayet edildiğine göre

Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Güneş batıdan doğmazdan

önce kim tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.” (Müslim, Zikir 43)

Ebû Abdurrahman Abdullah ibn Ömer ibni’l Hattâb (Allah Onlardan razı

olsun)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle

buyurdu: “Bir kul can çekişmeye başlamadıkça Allah onun tevbesini kabul eder.”

(Tirmîzî, Deavât 98)

Zirr ibn Hubeyş (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Mestler üzerine

nasıl mesh edileceğini sormak üzere Safvân ibn Assâl’in yanına gitmiştim, Zirr bana

niçin geldin diye sordu. Ben de İlim öğrenmek için deyince şunları söyledi:

“Melekler ilim öğrenenlerden hoşlandıkları için onlara kanat gererler, ben de abdest

bozduktan sonra mestler üzerine nasıl mesh edileceği kalbimi kurcaladı, sen de Hz.

Peygamberin ashabından olduğun için O’nun bu konuda birşey söylediğini

işitmişsindir diye sormaya geldim.” Savfân: “Evet duydum, peygambe-rimiz (sallallahu aleyhi vesellem) yolculukta bulunduğumuz zaman mestleri üç gün üç

gece çıkarmamayı, abdest bozduktan ve uykudan sonra bile mestlere meshetmeyi

ancak cünüp olunca mestleri çıkarmayı emrederdi.” dedi. “O’nun sevgiye dair bir

şeyler söylediğini işittiniz mi? dedim” “Evet işittim. Rasûlullah (sallallahu aleyhi

vesellem) ile bir seferde beraberken bir bedevî gür sesiyle Ya Muhammed diye

bağırdı. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) de onun sesine yakın bir sesle

“Gel buradayım” diye cevap verdi. Ben bedevîye yazıklar olsun sana, peygamber

(sallallahu aleyhi vesellem)’in yanındasın sesini kes, yüksek sesle bağırmanı Allah

yasakladı dedim. Bedevî vallahi sesimi kısmam dedi ve Rasûlullah (sallallahu aleyhi

vesellem)’e hitaben: Bir kişi bir toplumu sever fakat onlar gibi hayırlı ameller

yapamadığından onlara ulaşamazsa bu kimsenin durumu nedir? deyince

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem) “Kişi kıyamet gününde sevdikleriyle

beraberdir.” diye buyurdular. Safvân ibn Assâl sözüne devam ederek dedi ki; “Hz.

Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) bu konuda uzun uzadıya konuştu. Hatta batı

taraflarında bulunan bir kapıdan bahsetti. Bu kapının genişlik mesafesi veya yaya

yürüyüşü ile kırk yıl veya yetmiş yıl genişliğindedir buyurdu.”

Şam taraflarının hadis rivayet edenlerinden Süfyân ibn Uyeyne dedi ki: “Allah

gökleri ve yeri yarattığı günden beri bu kapıyı tevbe edenler için açık bırakmıştır.

Güneş battığı yerden doğuncaya kadar o kapı kapanmayacaktır.” (Timîzî, Deavât 98)

Ebû Saîd Sa’d ibn Mâlik ibn Sinân el Hudrî (Allah Ondan razı olsun)’den

rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

“Vaktiyle doksandokuz kişiyi öldürmüş bir adam vardı, bu kimse yeryüzünde en

büyük bilgi sahibinin kim olduğunu soruşturdu, ona bir rahibi haber verdiler. Bu

adam rahibe giderek: “Doksandokuz adam öldürdüm tevbe edebilirmiyim (kabul

olur mu)?” diye sordu. Rahib: “Hayır edemezsin (kabul olmaz)” deyince onu da

öldürerek sayıyı yüze tamamladı. Sonra yeryüzünün en bilginini soruşturdu, ona bir

alim kişiyi tavsiye ettiler. Onun yanına vararak yüz kişiyi öldürdüğünü tevbe edip

edemeyeceğini (kabul edilip edilmeyeceğini) sordu. O alim elbette edebilirsin (kabul

olur), insanla tevbesi arasına kim girebilir ki, sen falan yere git orada Allah’a ibadet

eden insanlar var, sende onlarla beraber Allah’a ibadet et, sakın kendi memleketine

geri dönme, çünkü orası kötü bir yerdir dedi. Adam denilen yere gitmek üzere yola

çıktı, tam yolu yarılamıştı ki, ölüm onu yakaladı. Rahmet melekleriyle azap melekleri

adam hakkında münakaşaya tutuştu, rahmet melekleri: Adam tevbe edip kalben

Allah’a yönelerek geliyordu dediler. Azap melekleri ise: O adam hayatında hiç iyilik

yapmadi ki dediler. Derken insan şekline girmiş bir melek çıkageldi, melekler onu

aralarında hakem tayin ettiler, hakem olan melek: Geldiği yerle gideceği yerin

arasındaki mesafeyi ölçün, hangisine daha yakınsa ona göre muamele yapın dedi.

Melekler ölçtüler gitmek istediği yerin daha yakın olduğunu gördüler ve rahmet

melekleri onun ruhunu alıp götürdüler.” (Buhârî, Enbiyâ 54; Müslim, tevbe 46,47)

Başka bir sahih rivayette ise : Gideceği hayırlı köyün , geldiği kötü köyden bir

karış daha yakındı. Bunun özerine tevbe eden kişiyi salih kişilerden kıldılar.

Başka sahih bir rivayette ise : Allahu Teala tevbe edeceği yere (köye) : Biraz

yaklaş ; kendi köyüne ise biraz uzaklaş diye vahyetti (emretti), ve sonra: Geldiği köy

ile gideceği köyün arasını ölçünüz dedi. . Melekler ölçtüler gitmek istediği yerin

geldiği köyden bir karış daha yakın olduğunu gördüler, ve böylece affedildi. Başka

bir rivayette ise : Adam yönünü sâlih köye doğru çevirdi.

Kaynak:Riyaz-us Salihin

 

 

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri