Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Konya Kadınhanı’nda Tahsilini Devamı Yazdır e-Posta

Mehmed Efendi, evlendikten sonra içindeki okuma hevesi onu rahat bırakmamakta, Bergama Karacaahmed Medresesinde başladığı medrese tahsilinin yüksek kısmına devam etmek istemektedir. Dînî ilimlere karşı duyduğu içindeki bu arzu ile düğünden kısa bir zaman sonra ana-babasının rızasını alır, elini öper ve tahsiline devam etmek için köyden ayrılır, Manisa'ya gelir. Manisa'ya gelir ama ne bir kimseyi tanımaktadır ne de yol bilmektedir. Allah'a tevekkül ederek şimdiki Cumhuriyet Hamamı’nın bulunduğu yere gelir. Kilim Hanı vardır o sırada bu mevkide. Kilim Hanı’nda gecelemeye karar verir. Han’da beklerken bir yolcuyla tanışırlar. Birkaç gün beraber kalırlar. Mehmed Efendi yeni tanıştıkları bu yol arkadaşına dînî ilimleri okuma arzusundan bahseder. Beraber kaldıkları iki gün boyunca o kimse Mehmed Efendi'ye Konya'ya gitmesini, en iyi bir şekilde Konya'da okuyabileceğini söyler. Konya'ya ulaşmak içinde önce İzmir'e gitmesini, sonra da oradan trenle Konya'ya gidebileceğini söyler. İzmir'den başlayan, bazı Ege illerinden geçen ve Doğu Anadolu'ya kadar giden tren yolu hattı Osmanlı Sultanı Abdulhamid Han tarafından yaptırılmıştır. Uzun bir yolculuktan sonra Konya'ya gelir. Konya'da bir medresede derse başlar. 6 ay süreyle o medresede ders okur. Oranın talim usulünü kendisi için yeterli görmez. Konya'da bulunduğu süre içinde Kadınhanı'nda iyi bir medrese olduğunu duyar. 1903 senesinde Konya Kadınhan’a giderek zâhirî ilmini aralıksız sürdürdü. Kadınhanı'ndaki bu medrese, müderrisinin adıyla anılan İsmail Efendi Medresesidir. Artık 6 yıl süreyle son tahsilini yapacağı İsmail Efendi Medresesi'ne gelir. Kendisine yatacak yer olarak o sırada Kadınhanı'nda bulunan bir başka medrese olan Hacı Osman Efendi Medresesi’nde yer gösterirler. Medresenin müderrisi Osman Efendi bu yeni talebeyi çok beğenmiş ondaki okuma aşkından etkilenmiştir. Mehmet Efendi’den kendi medresesinde kalmasını ister. Konya'dan Kadınhanı'ndaki medreseyi görmek ve ders okuma usûlünü görmek amacıyla yola çıkan Mehmed Efendi, eşyalarını yanında getirmemiştir. Osman Efendi yaptığı teklifi kabul eder ama eşyalarını gidip getirmek için izin ister. Osman Efendi buna karşı çıkar ve :

-"Eğer eşyanı almak için Konya'ya gidersen seni oradan geri bırakmazlar, ben sana buradan ihtiyacın olan şeyleri temin ederim."der ve onu Konya'ya salmaz. Eşyalarının getirilmesi için Konya'ya haber salar. Konya'daki medrese arkadaşları ve hocaları bu yeni talebeyi beklemektedirler. Onun için eşyalarını vermek istemezler ama sonunda vermeye razı olurlar.

Böyle başlayan ve 6 sene süren Kadınhanı'ndaki tahsil hayatı boyunca başta hocaları ve talebe arkadaşları olmak üzere herkesin sevgisini kazanır.

İlim tahsil etmek maksadıyla yola çıkan kimse için Rasulullah (a.s) Efendimiz buyuruyor ki:

"İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır." (Tirmizi, İlim2; İbn-ü Mace, Mukaddime17)

"Kim ilim talep ederse bu işi geçmişteki günahlarına kefaret olur." (Tirmizi, İlim2)

İki cihan serveri bu buyruklarıyla ilim tahsil edenler için yüksek pâyeler bildirmiştir.

Mehmed Efendi, Kadınhanı'ndaki tahsili sırasında bazı sıkıntılar yaşamıştır. Meselâ kendi ifadesi ile öğrendiğimize göre, yokluk yıllarında uzun süre yağsız bulgur aşı yemiş, kuru üzüm ile ekmek yediğini de ifade etmiştir. Katlandığı bütün bu sıkıntılar, daha sonra onu insanlar tarafından sevilen bir kimse yapmıştır.

Tahsilinin sonlarına doğru artık o zaman için Osmanlı Medrese tedrisatında okunan İslâmî ilimler alanındaki kitapları hocaları ile beraber okumuşlar, en son da Kazmirî isimli kitabı hocaları ile okumaya karar verirler. Hafız Mehmed Efendi kitaba başlamadan önce günde şu kadar okursam şu kadar zamanda biter diye hesap yapar. 6 ayda o kitabı bitirir. Bu süre içinde Hafız Mehmed Efendi kitaptan başını kaldırmadıkça hocası İsmail Efendi de başını kaldıramamıştır.

Medrese tahsili bitince o zaman için yüksek tahsil sayılan bu talebelik hayatının sonunda diploma yerine geçen bir icazetname töreni yapılır. Camide yapılan icazetname töreniyle o dönem o bölgede bulunan medrese hocalarının ve halkın katılımıyla kendisine icazetname verilir.

Hocaları onun orada kalmasını ve medresede hizmet vermesini istemektedirler. Kadınhanı halkı da onu çok sevmiş, hürmet beslemiştir. Ama Mehmet Efendi memleketinden ayrılalı uzun süre olduğu için geri dönmek istemektedir. Kendisine orada kalma teklifi yapan hocalarına:

-"Memleketimden ayrılalı 6 sene oldu. İhtiyar anam – babam var. Beni bekleyen bir zevcem var. Onlara ne oldu bilmiyorum. Bunun için gitmeye mecburum." Der.

Kadınhanı halkı Mehmed Efendi'nin kalması için uzun süre çaba gösterirler ama onu razı edemezler. Onu uğurlamak üzere tren istasyonuna gelirler. Büyük, küçük herkes onu uğurlamak üzere istasyondadır. Ayrılıkların verdiği hüzün istasyonu kaplamıştır. Herkesin gözü yaşlıdır. Hocası Hacı İsmail Efendi O’na:

-“Oğlum okuyup okutmayı senden öğrendim.” der. O’da hocasına:

-“Hocam artık bundan sonra ben gelemem, görüşmemiz mahşere kalır.” diye cevap verir.

 

Muhammed Zühdü (K.S)

Ahmed-i Müştaki

E-Kart

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBu Gün91
mod_vvisit_counterDün88
mod_vvisit_counterBu Hafta179
mod_vvisit_counterBu Ay1440
mod_vvisit_counterToplam195954

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri