Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Güzel Ahlakı Yazdır e-Posta

Muhammedü’z Zühdü Efendi mübarek bir zât idi. Az uyur, az yerdi. Hakkı söyler, sabrı tavsiye ederdi. Daima Kur’ân okur, kitap mütâlaa ederdi. Her hâli insanlara örnekti. O’nun makamı yüksekti. İnsanlara hizmet etmekti her türlü kastı. İnsanları Hakka çağırmak ve onların cefasına tahammül etmek kolay değildir. Kolay olmayanı, o büyükler yapar. Kullardan gelen her çeşit eza ve cefaya dayanırlar. Herkes yaratanını bulsun, onun razı olduğu halde ömür sürsün, onun huzuruna öyle gitsin isterdi. Hakiki varlığı bulanlar başkadır. Onlar gündüz olunca, halka iyilik için dolaşır. Gece oluncada , hak tealaya ibadet ederler. İç alemine dönerler. Gözleri gönülleri öbür aleme dönüktür. Hak katında olanlar, onlar için önem taşır. Bütün gayeleri onları hak kapısına götürmekten ibarettir. O mübarekte onu yaptı. Öyle yaşadı. Köydeki mütevâzi ev, her gün misafirlerle dolup taşardı. Ağırlık Manisa ve çevresinden olmak üzere İzmir’den, Ankara’dan, hatta Mersin’den bile insanlar onu ziyarete gelirler; ondan bir nasihat duymak, yahut bir dua almak veya derdine derman aramak maksadıyla gönül dünyalarını mânevî esintilerle serinletirlerdi. Bazı günlerde o kadar çok ziyaretçi gelirdi ki, gün de 15 – 20 sofra kurulduğu olurdu. Böylece gelenler hem karınlarını doyururlar hem de Mehmed Efendi’nin sohbetinde bulunarak içlerindeki mânevî açlığı gidermiş olurlardı.

Misafirleri arasında her kesimden insanlar vardı. Bir defasında yağmurlu bir kış gününde Recepli Köyüne satıcılık yapan bir kadının yolu düşer. Satıcı kadın, köye gelir. Kap kacak satmaktadır. Üstü başı çok kirlidir. Yağmurla ıslanan elbiseleri etrafa kötü kokular yaymaktadır. Köy âdeti gereği cami odasında misafir edilmek istenir. Köylüler onu cami odasına yerleştirirler. Mehmed Efendi bunu duyunca gönlü buna razı olmaz. Çünkü o kadın da görünümü ve elbiseleri nasıl olursa olsun Allah’ın yarattığı en şerefli varlık olan bir insandır ve üstelik köye dışarıdan gelen bir misafirdir. Derhal oğlu Ahmed Müştak Efendi’yi cami odasına göndererek o kadını eve getirmesini ve evde misafir etmelerini ister. Evde bulunan aile fertlerine de o kadına iyi davranmalarını ve güler yüz göstermelerini, yüzlerini buruşturmamalarını tembihler. Kadın eve getirilir. Önce yağmurdan sırılsıklam olmuş elbiseleri, evde bulunan kadınların elbiseleri ile değiştirilir ve ocak başında kurutulur. Sonra sıcacık bir yemekle karnı iyice doyurulur. Arkasından da yatması için kendisine temiz bir yatak verilir. Bir misafirin rahat etmesi için gereken her şey o kadın için yapılır.

Bu davranışıyla Mehmed Efendi, hem âile halkına misafire ikramın nasıl olması gerektiği hususunda örnek oluyor, hem de “Allah’a ve Ahiret gününe inanan misafirine ikram etsin.” buyuran Allah Rasûlü’nün sünneti-i seniyyesine uymuş oluyordu.

Gece saat 12'ye kadar kendi günlük ibadetleriyle ve gelen misafirlerle ilgilenir, o saatten sonra iki oğlu İbrahim ve Ahmed Müştak Efendi'ye Arapça dersi verirdi. Gündüzleri bütün gün boyunca yaramazlık yapan çocuklarda dâhil olmak üzere, hiç kimseye kızmaz, darılmaz, hep tebessüm eder, hoş görürdü. Adeta “yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre misali âile efradına kızmaz, çocukları azarlamaz, gördüğü yanlışları yumuşak bir dille uyarırdı.

Bir gün namaz kılmak için seccadesinin üzerine gelince, o zamanlar daha küçük bir çocuk olan torunu Meryem, çocuk aklıyla seccadenin üzerine gelip tam secde edeceği yere yattı. Mehmed Efendi, küçük Meryem’e muhatabı sanki büyük bir insanmışçasına sorar: “Yavrum oradan kalkmayacak mısın?” Küçük Meryem: “Hayır kalkmayacağım” diye cevap verir. Mehmed Efendi bunun üzerine o küçük çocuğa kızmadan “O zaman sen bana yüzünü değil, arkanı dön de, ben namazımı kılıvereyim.”

Bu cevabıyla Mehmed Efendi, hem fıkhen, namaz kılan bir kimsenin önünde yatan biri var ise, yatan kimsenin yüzünü sırtı namaz kılanın önüne gelecek şekilde öbür tarafa dönmesinin namaza bir zarar vermeyeceğini öğretmiş oluyor, hem de gördüğü bir yanlışı yumuşak bir dille düzeltmiş.

 

Muhammed Zühdü (K.S)

Ahmed-i Müştaki

E-Kart

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBu Gün85
mod_vvisit_counterDün84
mod_vvisit_counterBu Hafta352
mod_vvisit_counterBu Ay1621
mod_vvisit_counterToplam216876

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri