Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Esmâül Hüsnâ Yazdır e-Posta
ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)

RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)

RAHÎM
(Bagislayan, esirgeyen)

MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)

KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)

SELÂM
(Esenlik veren)

MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)

MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)

AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)

CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)

MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden)

HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)

BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)

MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)

GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)

KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)

VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)

REZZÂK
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)

FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)

ALÎM
(Hakkiyla bilen)

KÂBIZ
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)

BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)

HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)

RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)

MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)

MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)

SEMI'
(Isiten)

BASÎR
(Gören)

HAKEM
(Son hükmü veren)

ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)

LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)

HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)

HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)

AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)

GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)

SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)

ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)

KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)

HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)

MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)

HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)

CELÎL
(Azamet sahibi)

KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)

RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)

MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)

VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)

HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)

VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)

MECÎD
(Sanli, serefli)

BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)

SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)

HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)

VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)

KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)

METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)

VELÎ
(Yardimci ve dost)

HAMÎD
(Övülmeye layik)

MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)

MÜBDI'
(Ilkin yaratan)

MUÎD
(Tekrar yaratan)

MUHYÎ
(Can veren)

MÜMÎT
(Öldüren)

HAY
(Ebedi hayatta diri)

KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)

VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)

MÂCID
(Sanli, serefli)

VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)

SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni)

KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)

MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)

MUKADDIM
(Öne alan)

MUAHHIR
(Geriye birakan)

EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)

ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)

ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)

BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)

VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)

MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)

BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)

TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)

MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)

AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)

RAÛF
(Sefkatli)

MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)

ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)

MUKSIT
(Adaletle hükmeden)

CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)

GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)

MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)

MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)

DÂR
(Zarar veren)

NÂFI'
(Fayda veren)

NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)

HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)

BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)

BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)

VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)

RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)

SABÛR
(Çok sabirli)

 

Muhammed Zühdü (K.S)

Ahmed-i Müştaki

E-Kart

Ziyaretçi Sayacı

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBu Gün45
mod_vvisit_counterDün38
mod_vvisit_counterBu Hafta83
mod_vvisit_counterBu Ay1327
mod_vvisit_counterToplam186751

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri