Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Kur'ân-ı Kerim'le haşir-neşir olmak Yazdır e-Posta

Bu hususta yüreğimi dağlayan bir mevzuu sizlerle paylaşmak isterim. Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak, “Kur’ân-ı Kerim’le haşir-neşir olmak hususunda” çok ciddi ihmalimiz ve eksiğimiz var. Hacca veya umreye gidenler görmüştür: Harem-i Şerifte ve Mescid-i Nebevi’de, diğer ülkelerden gelmiş olan Müslümanlar, ezana birkaç dakika kalsa bile, mescide girer girmez hemen Kur’ân-ı Kerim’e uzanıp okuyorlar. Bizim mübarekler ise bazen saatlerce sohbet ediyorlar. Aynı durum Türkiye’deki camilerde de mevzubahis. Şahsen camide oturup Kur’ân-ı Kerim okuyarak namaz vaktini bekleyen, ya da namazdan sonra vaktini böyle değerlendiren nadir insanlar gördüm. Bazı camilerde birkaç Kur’an-ı Kerim ancak var. Bazılarında da çok süslü kütüphane yapmışlar, ama içlerine ya ilgisiz kitaplar doldurmuşlar, ya da Kur’an-ı Kerim’in bulunduğu kütüphaneyi kilitlemişler.

Şöyle bir hatıramı anlatmadan geçemiyeceğim. Hacca veya umreye gittiğimde, genellikle görevli olarak gittiğim için hem Kabe’de hem de Mescid-i Nebi’de hep aynı yerde bulunmaya çalışırım ki, beni arayanlar kolay bulabilsinler. Bir keresinde yatsı sıralarında Mescid-i Nebi’de bulunduğum yerde başladığım Kur’an-ı Kerim hatmini okurken, yanıma oturan bir Medineli bana selam verdi. Selamını aldıktan sonra, bana Arapça olarak nereli olduğumu sordu. Ben de: “Türkiye’liyim” dedim. Bana:


- Hayır! Sen Türk değilsin, dedi. Ben de:

- Hayır! Ben Türküm, Türkiye’liyim diye ısrar ettim. Bunun üzerine,

- Hayret! Sen Türkiye’li olamazsın. Çünkü birkaç akşamdır seni buralarda görüyorum, elinde Kur’an-ı Kerim var, okuyorsun. Halbuki Türkler Kur’an okumaz, dedi.

Gerçekten çok zoruma gitmişti. Her ne kadar ırkçı olmasak da, bu sözü kanıma dokunmuştu. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’i mutlaka öğrenmeliyiz.

Yine Kâbe’de bulunduğumuz bir sırada, yanımda bulunan bir hacımız, az ilerimizde ayaklarını kıbleye karşı uzatmış ve iki dizi arasında da yere Kur’an-ı Kerim’i koymuş ve o şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuyan birisini bana göstererek:

- Hocam! Bunun bu şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuması edebe aykırı değil mi? Ayıb ve günah değil mi? Dedi.

- Evet, bunun bu şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuması edebe aykırıdır, dedim. Peşine de: Sen Kur’an-ı Kerim’i okumasını biliyor musun? diye sordum.

- Hayır! Maalesef bilmiyorum, cevabını verdi. Ben de:

- Fakat, senin Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmemen, daha büyük bir ayıb ve daha büyük bir günahtır, dedim. Nasıl! İyi demiş miyim?

Camilerimizde, tıpkı Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’de olduğu gibi, bol sayıda Kur’an-ı Kerim bulunmalı. Camilerde bol bol Kur’ân-ı Kerim okumalıyız. Bu bir… İkincisi, evlerimizde çoluk çocuğumuzla bol bol Kur’ân-ı Kerim okumalıyız. Kur’an-ı Kerim okumak ne demektir, farkında mıyız? Kur’an-ı Kerim okuyan, bir yerde Cenab-ı Hakk’la konuşuyor, doğrudan emirlerini dinliyor demektir.

Kur’ân-ı Kerim’i çok okuyacağız. Bunun yanı sıra, hem Kur’an-ı Azimüşşan’ı bize en mükemmel şekilde tefsir eden Resul-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin delâletiyle Rabbimizin emirlerini öğreneceğiz ve aynı zamanda hayatımıza hâkim kılacağız. Laklakiyatla ömür geçirmenin ne faydası var. Sabahtan akşama kadar konuş, dedikodu yap, boş. Bizi hem bu dünyada, hem âhirette kurtaracak, Kur’an-ı Azimüşşan’dır. Sünnet-i Seniyyeye ittibadır. Şimdi okullar tatil oldu. Yavrularımıza Kur’ân-ı Kerim öğretelim. Kur’ân-ı Kerim’i yüzünden okumasını bilenlerin tecvit öğrenmelerine gayret gösterelim. Tecvit bilenleri, ezber yapmaya teşvik edelim. Temel dinî bilgileri öğretelim.

Tatile çıkanlar, gittiğiniz her tatil köyü veya şehrinde kaldığınız yere yakın bir yerde Cami mutlaka vardır. Orada Diyanet İşleri Başkanlığının tayin ettiği bir görevli de var ve size Kur’ân-ı Kerim’i öğretme görevi var. Hem tatilinizi yapınız hem de Kur’ân-ı Kerim’i öğreniniz. “Ben biliyorum” diyorsanız iyi ya işte, hemen bir insan bulunuz ve siz öğretiniz. Bu tatilin size kazandırdığı faydalardan biri de bu olsun.

 

 

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri