Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Futuhu'l Gayb(abdulkadir Geylani H.Z.) Yazdır e-Posta

01. Makale: VAZİFE
Allah-ü Taala’ya ve Hz. Rasulallah’a iman eden şu üç şeyi yapmakla vazifelidir:
1- Allah’ın emirlerini tutmak....
2- Yasak ettiği şeyleri yapmamak...
3- Kimsenin elindekine göz dikmemek, doğru çalışmak, haline razı olmak....
İnsan, hayatı boyunca, emir, yasak ve kader çizgisi içindedir. Hiçbir zaman bunların
dışına çıkamaz. Dışını Hakkın emirlerine uydurduktan sonra, iç alemi için 3 vazife
başlar:
1- İnsan öz varlığı olan kalbine, iç alemine dönmeli...
2- Ruh, iyilik taraftarı olarak, kötülüğe meyilli duran nefsini muhasebe etmeli...
3- Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah yolunun hakiki yolcularına uydurmalıdır...
02. Makale: HAYRI TAVSİYE
Allah’ın ve Hz. Rasulallah’ın emirlerine uyun; şahsi arzularınıza ve hissiyatınıza
mağlup olarak bid’at yoluna sapmayın ! İtaat edin; türlü ve bozuk yollara
ayrılmayın!... Allah’ı tevhid edin; hiçbir zaman şirk koşmayın!... Hakkı tenzih edin;
itham etmeyin... Doğruluk karşısında şüpheye düşmeyin; tasdik edin. Hep birden
kardeş olun, aranıza düşmanlık sokmayın. Doğruluktan nefret etmeyin, daima Hak
yolu ve yolcularını arayın, usanmayın... Sonuna kadar çalışın; bekleyin ümitsizliğe
düşmeyin... Daima doğru yolda toplanın, sevişin aranıza sevimsizlik girmesin...
Yaptığınız kötülükleri bırakın; tövbe edin; bir defa yaptığınız hatayı ikinci defa
yapmayın!.. İçinizi dışınızı temiz tutun. Uğursuz, çıkmaz, karanlık bataklıklara
düşmeyin... Rabbınızın taatı ile ruhunuzu bezeyin. O’nun kapısından ayrılmayın.
Ondan yüz çevirmeyin. Tövbenizi bozmayın... Gece gündüz Allah’a yalvarmaktan
bıkmayın. Çünkü rahmet kapıları ancak bu yolda açılır. Hakiki saadeti buyolda
bulmanız mümkündür. Şu bataklık aleminden ulvi ruhani aleme bu yoldan gitmeniz
mümkündür. Hak’ka vuslat bu yoldadır. Rahat, huzur ve selamet evine buradan
girilir. Öyle bir selamet evi ki, her çeşit binek orada, gözün görmediği her türlü
hoşluk oradadır... Bu nimetlerden bıkmaz, usanmaz, bol bol yer içersiniz. O yerde
sizin arkadaşlarınız Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihler olur.. Allah
cümlemize nasib etsin...
03. Makale: İPTİLA
İnsan, başına bir iş gelirse... Önce, kendi kendine kurtulmaya çalışır... Muvaffak
olamayınca, etraftan yardım istemeğe koyulur...
Padişahlara gider; rütbe sahiplerine yalvarır. Zenginlere koşar... Hal sahiplerine
gider; dua ister, himmet ister... Eğer hasta ise doktora gider, şifa arar. Bununla da
kurtulamayacağını anlayınca, Allah’a döner.
Eğer kendi işini yapabilseydi, halka dönmeyecekti... İşini halkta bitirebilseydi,
Hak’ka dönmezdi. Burada da arzusu biraz geç kalmağa başlar; fakat gidecek başka
yeri kalmamıştır... Durur yalvarmağa başlar... Dua eder; sena eder. İhtiyaçlarını
teker teker sayar, yalvarır... Bunları yaparken bir yandan da reddolunmaktan
korkar; bir yandan da, isteği yerine geleceğini ümit ederek sevinir...
Son, bu halden de usanır; yaptığı dua ve niyazın işe yaramadığını zanneder... Bu
kerre dua da dahil her şeyi bırakır... Saf, temiz bir halde beklemeğe başlar... Bu
kez kader-i İlahi (Allah’ın emri) ne ise o zuhura gelir... Olacak olur... Herşeyde
Allah’ın kudretini, kuvvetini sezer. Hareket, sükun... her ne varsa, ondan olduğunu
anlar. Hayır, şer, iyilik, kötülük, vermek, almak, genişlik, darlık, ölmek, dirilmek,
izzet, zillet, bunların hepsinin Hak’tan geldiğini mana gözü ile görür...
Bu halleri görür... Ve bu haliyle süt anasının elindeki çocuk gibi olur... Yıkayıcı
elindeki meyyite benzer; kendinden bihaber... Onlar istediğini yapar... Velhasıl,
bir top gibi olur, gayri ihtiyari sağa sola yuvarlanır... Bukalemun gibi renkten renge
geçer. Ne kendisi için, ne de başkası için hiçbir hareket yapmaz... Hakkın işinden
başka şey görmez. Gözü O’ nu görür, kulağı O’nu işitir. Başka şey görse veya işitse,
O’nun için görür veya O’nun için işitir. O’nun nimeti ile beslenir ve O’na yakın
olmakla ferahlar... Bu halle güzelleşir... Bununla hoş olur... Sakinleşir...
Her halde Hak’la mutmain olur. O’nun sözü ile ünsiyet peyda eder. O’ndan başka
her şeyden çekinir ve hoşlanmaz... Daima O’nun zikrine koşar... Ve öylece kalmak
ister. Bu halde kendinde yükseklik duyar. Kuvvetini Hak’tan alır. O’na tevekkül
eder. Yolunu O’nun marifet nuru ile bulur. Onunla giyer, Onunla kuşanır. Böylece
Hak’kın çeşitli ilimlerini öğrenir. O’nun kudreti ile şereflenir. O’ndan işitir. O’na
yaklaşır. Dua eder, hamd eder. Öylece kalır...
04. Makale: MANEVİ ÖLÜM
Halkın malına göz dikmez, onların elindekinden kendini mustağni kılarsan, kötü
isteklerin ölmeğe başlar. Böyle olunca sende hiçbir kötülüğe karşı meyil kalmaz.
Bunlar hep Allah’ın yardımı ile olur. Bu inayet ve yardım sayesinde öyle bir hayata
kavuşursun ki ondan sonar ölüm yoktur. Bundan bulacağın zenginlik tükenmez;
verilen alınmaz... Rahatın bozulmaz... Hiçbir sevdiğinden mahrum olmazsın.
Öğrendiğini unutmaz, sonundan korkmazsın...
Bu yeni varlıkla bambaşka bir aleme geçersin; saadeti bitmez tükenmez...
Sultanlığın bir türlü sonu gelmez. Yüksekliği bir türlü nihayete ermez. Burada
yalnız tazim olunur, tahkir olunmaz.
Çünkü sende artık bir meniyet vardır. Ve doğruluk zatında mevcuttur. Söylediğin
Hak, yaptığın doğrudur. Sen artık eşsiz bir cevher haline gelmişsin. Tekle tek, birle
bir olmuşsun. Gizlinin gizlisi, sırrın sırrı oldun; yetmez mi?
Bu hal ve bu alemde sen, peygamberlerin vekilisin demektir. Velayet sırrı sende
biter. Ebdallar –velilerden bir kısım- şekline bürünür. Her dert seninle biter. Her
ihtiyaç seninle görülür. Yağmur arzunla yağar. Bitkiler sevginle biter... Yeşerir...
İster sultan, isterse çoban, ister imam ister cemaat hepsinin belasını def edersin...
Sen bundan böyle ibadın ve biladın amirisin; eller sana yardıma gelir... Ayaklar
sana hediyeler taşır. Diller seni övmeğe başlar. Bunlar Allah’ın izni ile olur. İki kişi
dahi, aleyhinde söylenecek tek kelime bulamaz...
Ey bunca in’am ve ihsan yapan Allah, bunlar hep senin vergilerindir. İkramındır. –
Allah büyük ihsan sahibidir05.
05.Makale: DÜNYA VE HALİ
Dünya tuzağı, öldürücü zehirleri ile düşkünlerine verilmiştir. Gafletle Dünyayı,
zahirdeki güzelliği ile görürsen aldanma... O, hilesi, dokunanı derhal öldürür. Onda
sadakat, onda vefa diye bir şey yoktur. Ona iyi gözle bakıp hoşlanma; şöyle ol:
Sahrada bir adam çırılçıplak kazayı-hacete oturmuş. Hem edep yri görünüyor, hem
de koku geliyor. Sen mecbursun; hem burnunu tutacak, hem de gözünü
kapayacaksın. İşte dünyanın hali. Ondan kurtulmak için hem gözünü kapa, hem de
burnunu tut...
Dünyaya ihtiyacın kadar bağlan! kalpten sevme; Nesibin ne ise gelir üzülme..!
06. Makale: HALKI BIRAKMAK
Halkı Allah’ın izni ile bırak, yine O’nun emri ile arzularından geç. Bir ayet-i
Kerimede şöyle buyrulur:
- “ Eğer inanıyorsanız, Allah’a güvenin....”
Kendini Allah’ın fiiline, iradesine terket. Saydıklarımızı yaparsan, ilahi emirlere bir
kab olursun.
Halkı bırakmak; onların elinde hiçbir iyilik veya kötülük olmadığına ve
olamayacağına inanmakla olur. Bütün kuvveti Allah’tan görüp, halkın elinde
mevcut olan bir şey görmeden Allah’ın kudretini tasdik etmekle mümkün olur.
Kendini bırakmana gelince: Hak’ka teslim olman ve sebepleri bir yana atmanla
olabilir.
Kendinden hiçbir hareket görme, gücüne kuvvetine mağrur olma. Bu halinde
kendini hor görüp, özünden nefret etme. Hak’ka teslim ol; O’nun emirlerine göre
hareket et. Şunu iyi bil ki, her şeyi evvel ahir yapan Allah’tır...
Sen ana karnında bilinmez bir nesne iken, O besledi ve bu aleme getirdi. Ve yine
sen, beşikte her şeyden habersiz yatarken esirgeyen O oldu. İşte o eski hallerini
düşün ve Hak’ka güven.
İlahi tecelliler önünde yok olmak şöyle olur: Başta hiçbir istek sahibi olmamak
gerekir. Bunu yaptığın an, her arzun yavaş yavaş ölmeğe başlar. Dileklerin yok olur.
Daha sonra iraden ölmeğe başlar. İşte bundan sonradır ki, ilahi tecelli seni kaplar.
Hiçbir meramın olmaz. Hak’kın isteğinden başkası sende hüküm süremez olur.
Kalbin sakin, vücudun rahat, gönlün geniş, yüzün nurlu... Her şeyden elini çeker,
yalnız yaratanla meşgul olursun. Hak varlığı ile zengin olursun...
Bu halinle seni kudret eli çevirir, ezel dili seni çağırır. Hak sana bilgiler öğretir.
Türlü nevi kisveler giydirir. Ezeli ilimlerden sana nasip gelir. Gönlün açık olur.
Kötülükler onda eğlenmez. Her kötülük onda erir. Varlığın Hak arzusu ile dolar.
Böylece senden çeşitli kerametler zuhura gelir. O haller senden görünür, ama
aslında Hak’tan gelir. İşte böylece, Hak için gönlü kırıklar zümresine dahil olursun.
Bunlara, “Münkesiret’ül – Kulub “ tabiri kullanılır. Zikrettiğimiz o değerli insanlar
için Allah-ü Teala şöyle buyurur:
- “Benim için kalbi mahzun olanlarla olurum.”
Bu Kudsi bir hadistir.
Muayyen bir zaman için halin böyle gider, ardan zaman geçer; evvelce mahrumu
olduğun pekçok dünyaca hoş tanınan nefsi zararsız isteklerine kavuşursun.
Peygamber S.A. efendimiz bu duruma işaret ederek şöyle buyurur:
- “ Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Kadın, güzel koku, gönlümü hoş eden
namaz...”
Bütün kötü arzun, hevesin kırılmadıkça, Hak, seninle olmaz. Bu hevan ve hevesin
yok olunca da sende hiçbir şey durmaz olur artık. Sende ne iyilik eğlenebilir, ne de
kötülük. Ne akıl kalır, ne de fikir. Hiçbir şeyi seçemez olursun. Varla yok arasında
bir hal alırsın. Allah seni öldürür, yeniden diriltir. Sende, yeni ve bambaşka bir
irade zuhura getirir. Her isteğini o irade ile istersin. Bu hale ki geldin ve her isteğin
buna ki uydu; Hak Teala kendine izafe ettiğin mevhum varlığını alır, seni yok eder.
Bu halle sonunda: Münkesiret’ül-kulüb zümresine dahil olursun... Bu makamda
haberin olmadan çeşit çeşit hikmetli işler olur. Sonra benliğin erimeğe başlar.
Böylece iş sonuna varmış olur. Ve Hak’ka kavuşmuş olursun; yani, lika hasıl olur...
Her iş tamam olur. Bütün çalışmalar bunun içindi zaten... İşte: Münkesiret’ül
kulüb’un asıl manası budur.
Yukarıda bahsedilen cümlesini biraz izah edelim: Bunun manası; tam bir sükun ve
tumaninet halidir... Yani yukarıda arzedilen hale girmek ve onda tambir olgunluk
peyda etmek demektir. Bunu daha açık anlatmak için Allah’u Teala’nın,
Peygamberi (S.V.) lisanı ile buyurduğunu dinleyelim:
- “Kulum bana ibadet etmekle yaklaşır, ve onu severim... Sevince de tutan eli,
işiten kulağı, gören gözü, yürüyen ayağı olurum, hep işlerini benimle görür... “
Diğer bir rivayette şu cümleler de vardır.
- “Benimle işitir, benimle tutar, benimle aklı erer...”
Bu hal ancak - kendinden geçiş – ile başlar. Bu iş, güç değildir, halkı bırakman
kafi...
Halk; hayır ve şerden ibarettir. Sen de böylesin, hem hayırlısın heh de şerli...
Halkın hayrını ve şerrini isteme... Yalnız Hak’kı tut, ötesini bırak. Yine Kader-i
İlahide hayır ve şer vardır. Sen bu halde bulunmadıkça Allah seni şerrinden korur,
hayrı denizine atar. O zaman hayrına kab olur, her çeşit nimete kavuşursun...
Süküna rahata, hoşluğa ve nihayet her güzelliğe kaynak olursun...
Fena (1), Müna (2), Müptega (3) bunlar ayrı ayrı tasavvuf mertebesidir. Velilerin
son durağı buralardır. Bunlara yönelmek öyle bir istikamettir ki, geçmişteki evliya
ve ebdal hep bunları istediler. Ta ki, iradelerini Allah’a bırakalar ve O’nun
iradesine göre hareket edeler. Zaten bu yolun yolcularına demek, bu manayı
anlatmak içindir.
Bunların günahı nefsani arzularını Hak’kın iradesine ortak etmektir. Haddi zatında
onlar bunu unutarak yaparlar. Manevi bir hale kapılı, dehşete düşerler, bu arada
kendilerini kaybederler. İsteklerine kapılma neticesi Hak’ka şirk koşmuş olurlar.
Sonra, Allah tarafından kendilerine bir ayıklık gelir; Allah’ın rahmeti, merhameti
yetişir, blundukları halden uyandırır. Onlar da hatalarını anlar, istiğfar eder, tövbe
ederler... Allah da tövbelerini kabul eder. Çünkü yalnız melekler iradeden
masumdur... Peygamberler de iradeden değil, kötülükten masumdur. Geri kalan
mükellef insan ve cinler, ne iradeden, ne de kötülükten masumdur. Şu var ki;
veliler, kötü arzudan, ebdal de iradeden mahfuzdur, ama masum değildir. Bu şu
manaya gelir; bazen ufak tefek meyil ederler, sonra Allah merhameti icabı onlara
yine doğru yolu nasib eder...
07. Makale: KALBİN HASTALIĞI
Nefsini bırak! Ve ondan uzaklaş!.. Nisbî olarak kendine izafe ettiğin mülkten
ayrıl!.. Hepsini Allah’a (CC) teslim et!.. Ve kalbin kapısında bekçi ol!.. Allah’ın (CC)
“gönlüne sakla” dediklerini içeri al ve “alma” dediklerini kalbine sokma!.. Kötü
istekleri kalbinden çıkardıktan sonra bir daha yaklaştırma!.. Bu şeytani arzuları
kalbten çıkarmak, her halde ona uymamak ve daima muhalefet etmekle olur.
Allah’ın (CC) iradesi dışında bir şey isteme!.. O’ndan (CC) başka bir şey istemek boş
bir temennidir. Akılsızlıktır. Sakın böyle bir hevese düşme!.. Telef olursun.. Helak
olursun!.. Hakk’ın (CC) merhametinden uzak kalırsın.
Sonuna kadar Allah’ın (CC) emirlerini tut!.. Sonuna kadar yasak ettiği şeylerden
kaç!.. Sonuna kadar O’nun (CC) kaderine teslim ol!.. Yarattığı şeylerden hiç birini
O’na (CC) ortak yapma. Şirk koşma!..
İsteğin, arzun, şehvetin, hepsi O’nun (CC) yarattıklarıdır…
İsteme! Kötü arzularına kapılma! Şehvete düşkün olma!.. Ta ki müşrik olmayasın!..
Ayetten: “Bir kimse Rabbına (CC) kavuşmayı istiyorsa, yarar iş yapsın. Rabbı (CC)
için yaptığı ibadetlere şirk katmasın.”
Şirk, yalnız putlara tapmak değildir. Kendi şahsi arzu ve isteklerinde tesir görerek,
uyman da bir nevi şirk ve putperestliktir. Dünya ve onun metaından, ahiret ve onun
nimetlerinden herhangi birine gönül kaptırarak, seni Yaratanın (CC) sevgisini değil,
bunlardan her hangi birinin sevgisini üstün tutarsan, şirk etmiş olursun…
Bunlardan herhangi birine kapılman, gizli şirktir. Bunun için, daima sakın, onlara
yanaşma, kork, emniyet etme. Gafil olma!…
Her şeyi iyice tahkik et! Ancak bu halle rahata kavuşursun. Kendini hiçbir hal ve
makama sahip yapma. Ama bir makama sahip bulunuyorsan bırakıp da kaçma! Sana
manevi bir vazife verilirse ve bir makama çıkarılırsan herhangi birini seçme! Çünkü
Allah-ü Teala (CC) her an bir iş yapar! Tağyir eder, tebdil eder… Ayetten: “Kişi ile
kalbi arasında gelip geçeni O (CC) idare eder.”
Uçsuz bucaksız bir varlık bul, kendini muayyen ölçülere kaptırma. Muayyen bir
çerçeve içersinde kalırsan, doğruluğunu haber verdiğin yanlış olabilir. Kalacağını
haber verdiğin nesne, bakarsın ki kaybolmuş… Hakk’ın (CC) iradesine tabi ol ve
hiçbir şeye karışma!.. Keşif ve keramet nevinden sayarak, bir şeyler söylersin, ama
aksi olunca utanır, rüsvay olursun… Sana bu halde yine bir vazife düşer; halini
saklamak… Ve senden başkasına bunları duyurmamak… İşte bu, tam sebat ve beka
halidir. Bunların Allah (CC) tarafından, sana bir hediye olarak verildiğini bil. Bu
hale şükür etmek için O’ndan (CC) yardım iste. Başkasına göstermemek için ört.
Eğer bu haller gider de, yerine başka bir hal gelirse, üzülme; onda da çeşitli
bilmediğin nimetler gizlidir… İlim vardır… İrfan, marifet vardır; ayıklığını arttırır ve
edep terbiye öğretir sana… Bir Ayet-i Kerime de şöyle buyurulur:
- “Biz hiçbir ayeti, ondan daha iyisini veya benzerini getirmemek şartı ile
değiştirmeyiz… Allah’ın (CC) her şeye kadir olduğunu bilmiyor musun?”
Allah’ın (CC) kudretini küçük görme!.. Takdir ve tedbirde, O’nu (CC) itham etme…
O’nun (CC) vaadinin doğruluğunda şüpheye düşme… Hz. Peygamberi (SAV) kendine
örnek al… O büyük insana (SAV) inen ve mushaflarda yazılan, dillerde okunan bazı
ayetler kaldırıldı… Bazısı değişti, yerine başka ayet geldi… Biraz önce haber
verdiğinin aksini az sonra söyledi. Ama bu hal zahirde böyle oldu. Öbür yönünü,
ancak, Allah’la (CC) kendi arasında bir iş olarak kabul ederiz…
İşte yukarıda anlatılan hale işaret ederek Peygamber (SAV) Efendimiz şöyle
buyurur:
- “Kalbimde değişik haller olur, bu yüzden her gün yetmiş defa istiğfar ederim.”
Diğer rivayette “Yüz defa.”
Peygamber (SAV) Efendimiz, daima hal değiştirirdi. Bir halden diğer hale geçer ve
olgunluğa doğru ilerlerdi. Gayb aleminin hazinelerine ererdi. Çeşitli manevi
süslerle süslendi. İşte efendimiz böyle yükselirdi. Her yükseldikçe de evvelkinin
noksanlığını anlar; mahdut bir halde kalmayı noksan sayar, istiğfar ederdi. Kendisi
yaptığı gibi Ashabına (RA) da istiğfar telkin ederdi. Çünkü istiğfar ve tevbe halinde
bulunmak kulun vazifesidir. İnsana en çok yakışan şey, istiğfar ve tevbe etmektir.
Bütün kötülükleri, bir daha yapmamak şartı ile bırakmak babası Hz. Adem’den
(AS), Hz. Rasulallah’a (SAV), O’ndan da (SAV) bizlere veraset yolu ile geldi… Ki
Adem aleyhisselam’ın her yanını zulmet kaplamıştı; işte o zaman istiğfar etti, sonra
karanlık açıldı, her yanı nur kapladı; kurtuldu. Çünkü O (AS) bir zamanlar ahdi
unuttu. Dar-ı Selam’da daimi kalacağını, Rahmân ve Mennân olan Allah (CC),
kendisini Cennetten çıkarmayacağını sandı… Melekler kendisini daima selamlar,
övmelerle geleceğini tahmin etti. Böylece nefsine uydu ve her şeyi unuttu… İş
değişti. O güzel süslerden soyundu, saltanat gitti. Derecesi düştü… O nurlu alem,
aniden karanlığa gömüldü. Önceki safiyet bozuldu.
Böylece her şey elinden alındıktan sonra işin nereden geldiğini anladı. İçinde
bulunduğu büyük safiyeti düşündü… İtiraf yolunu tuttu. Unuttuğunu, hata işlediğini
itiraf etti. Kendi kendine istiğfar telkin etti:
- “Ya Rabbi (CC)! Biz nefsimizi kötüledik, kirlettik, bizden mağfiretini,
merhametini esirgersen, sonumuz fena olur.”
Bu tevbe ve itirafa karşı kendisine hidayet yolları göründü. Nasıl işler yapacağı
bildirildi. Ve O (AS), o tevbedeki gizli marifet nurları ve bundan evvel kendisine
keşfolunmayan iyilikleri öğretildi. Ve neticede şuna kani oldu:
- “Bütün kaybettiğim haller bana tevbe yolu ile açılacaktır.”
Her şey değişti… İstek şimdi başka oldu. Hal başka hal oldu. Büyük bir saltanat
geldi. İlk önce dünyada bir velayet-i Kübra; sonrası da ahirette… Dünya kendine ve
evladına yer oldu. Ahiret ise ebedi bir yuva… Ve sonsuz bir sığınak…Ey mümin!
Senin için Hz. Adem (AS) ve Hz. Muhammed de (SAV) dostluk ve muhabbet için iyi
adetler var… Herhalde hatanı bil, tevbe et!
08. Makale: ALLAH'A YAKINLIK
Manevi bir hal içinde bulunduğun zaman başkasını isteme. İser daha altını, ister
daha üstünü. Hiçbir makam arzu etme...
Padişahın kapısına geldiğinde hemen içeri girmeği isteme Zorla içeri alınıncaya
kadar bekle. Kendi isteğinle değil zorla içeri alınmalısın. Tekrar, takrar istemelisin.
Pek nazlı da olma...
İçeri girmek için mücerret izinle de yetinme. Seni tecrübe için olabilir, belki de
padişah tarafından deneniyorsundur... Koşma; bekle. Ta ki seni zorla içeri alsınlar.
Bu şekilde içeri alınman senin için bir fazilet olur. Saraya bu şekilde girdikten
sonra, seni kimse tekdir etmez. Tekdir ancak yapacağın kusurdan sonra gelir. O,
seni bizzat içeri aldıktan sonra, korku da olmaz. Padişahın yaptığından mes’ul
olmazsın. Ancak kendi isteğinle yaptığın şey sonunda mes’ul duruma düşersin.
Yaptığın hareket neticesi, sana taarruz vaki olur.
Bu makamda senin için iyi olmayan şey kendi arzunla hareket etmendir... Sabrın
azlığı, edebe riayetsizliğin, bulunduğun hale rıza göstermemen senin için hiç de iyi
olmayan hareketlerdir...
Saraya girmek sana nasib olunca; başını önüne eğ, gözlerini etrafta gezdirmekten
sakın. Edepli terbiyeli olarak, verilen her hizmet ve vazifeyi yapmağa çalış. Daha
fazla yükselmeği isteme...
Ayet: “ Olara verdiğimiz dünyalıklara gözlerini çevirme, onları tecrübe etmek için,
dünya süsü olarak kadın verdik. Rabbın sana verdiği rızık, hem hayırlı hem de
devamlıdır...”
Allah-ü Teala, bu ayetle seçkin Peygamberine edep öğretiyor, dolayısıyla bize...
- < Halini muhafaza et, verilene razı ol...”
Buyrulmasındaki Murad:
- “Sana verdiğim pek çok hayır, peygamberlik, ilim kanaat, sabır, islam dini
üzerindeki saltanat ve o yoldaki mücadele senin için en büyük nimettir... Ötekilere
verdiklerimden daha iyi ve güzeldir.
Bütün hayır haddi bilmekte ve ona razı olmaktadır. Bununla beraber başkalarının
hiçbir şeyine göz dikmemektedir. Başka bir şeye iltifat etmemektedir. Çünkü o
baktığın ve arzu ettiğin şey üç kısma ayrılır. Birincisi, senin nasibin olmasıdır.
İkincisi başkasının nasibi olma ihtimali. Üçüncüsü, ne senin ne de başkasınındır.
İhtimal ki; Allah’ü Teala, onu bir tecrübe vasıtası olarak yaratmıştır...
Baktığın şey her ne ise... Eğer o, sana nasip olmuşsa ihtirasa düşüp ardından koşsan
da gelir koşmasan da. İstesen de gelir, istemesen de Bu hale göre, mutlaka onu
elde etmek için çırpınman ve edebe uymayan bazı hareketler yapman sana
yakışmaz. Bu hal, ilim ve akıl ölçüsüne vurulursa hiç de sevilen bir şey olarak
meydana çıkmaz.
Eğer o şey, başkasının nasibi ise.... çırpınman niçin?.. Çünkü o şey sana hiçbir
zaman gelmez.
Yine o şey, ihtimal ki hiç kimsenin nasibi değildir, fitne ve tecrübe için
yaratılmıştır. Böyle olduğuna göre, akıllı olan kimse nasıl nefsi için, böyle bir
fitneyi ister. Ve kendine celb etmeği arzu eder?..
Bu izahlardan anlaşılıyor ki; bütün selamet ve iyilik, manevi hali muhafazada ve
haddi tecavüz etmemededir...
Avuç içi kadar dar yerde de kalsan, geniş sahalara da çıksan, her ikisi de sana göre
musavi olmalı... Ve yukarıda anlattığımız halini ve edebini muhafaza etmeğe
çalışmalısın. Başını önüne eğ. Çok edepli ol... Daha da üstün vazife görmeğe çalış.
Çünkü padişaha en çok sen yakınsın, senin kabahatin de çabuk görülür. Bu
sebepten senin için tehlike daha fazladır.
Bulunduğun halin daha üstüne ve daha aşağısına geçmeği isteme. Orada sabit
kalmayı, baki olmayı arzu etme. Bulunduğun vazifenin şeklini değiştirmeğe
yeltenme... Böyle bir şey yapmağa senin bir selahiyetin yoktur. Böyle bir şey
yaparsan nimetleri inkar yolunu tutmuş olursun; bu ise, dünya ahirette sahibini
utandırır...
Sonuna kadar, anlattığımız şeyleri yapmağa çalış... Neticede öyle bir hale gelirsin
ki, o halde senin için bir makam verilir. Seni ondan hiç ayırmazlar. Sen de onun,
Allah tarafından bir vergi olduğunu anlarsın. Böyle oluşun delili ve beyanı
meydandadır, bunu bilir ve o halin devamına çalışırsın...
Veliler için haller vardır. Ebdal için makamlar vardır. Ve sana hidayeti Allah nasip
edecektir....
09. Makale: KEŞİF VE MÜŞAHEDE
Allah sevgililerine ve bunlardan bir kısım olan Ebdale, akıllara durgunluk veren,
adet ve resmiyeti ortadan kaldıran Ef’al-i İlahi’nin tecellisi açılır. Bu tecelli iki
kısma ayrılmıştır: Cemal, Celal sıfatlarının tecellisidir. Celal, aynı zamanda azamet
manasına da gelir. Bunların tecellisi kalbe çok giran (*) gelir. İnsanı müthiş sarsar.
Bu hal kalpde olur fakat zahiri duygulara da sirayet eder. Bazen görülür ve işitilir.
Bu hali, bir ravi, Peygamber (S.A) efendimizden nakletmiştir:
Namazda, yemek kabının kaynamasına benzeyen bir ses işitilirdi. Bu ses kalbden
gelmiş ve zahirde de işitilmiştir. Bu hale sebep, Allah’ın Celal sıfatının tecellisini
görmesi ve azamet-i İlahi’nin keşfolmasıdır... Bu hale benzer şeyler Hz.
İbrahim’den (A.S) keza, Hz. Ömer (R.A) rivayet edilmiştir...
Cemal sıfatının tecellisine gelince: Bu sıfatın tecellisinde kalb nurla dolar ve
bununla boş olur. Bu halde kalb rahat eder. Lütuflara erer. Güzel konuşmaları
burada duyar. Güzel sözleri bu halde işitir. Bununla beraber, kendisine yüksek
hediye müjdeleri burada verilir. Ve yüksek derecelere çıktığı kendisine burada
haber verilir. Bu öyle bir makamdır ki; bundan sonrasında kulun hiçbir dahli olmaz.
Her şey ezeli nisbete bağlanır. Kalem kurur. Artık taksim ne ise o gelmeğe başlar.
Allah fazlını ve rahmetini istidatlar nisbetinde verir, rahmet ve şevkatini onlara
ispatlar. Bu hal ecel gelinceye kadar devam eder. Ki, bu malum olan ölüm
zamanıdır. Bundan sonra daha fazla açılır. Perdeler kalkar. Yükseldikçe yükselir.
Bunun dünyada verilmemesinin sebebi, Allah’ karşı olan sevgi ve muhabbetlerinin
onları bir tehlikeye götürmemesi içindir. Sonra takatları kesilir. Helak olurlar, zayıf
düşer, ibadetlerini yapamazlar. Halbuki onlar ölünceye kadar ibadet etmekle
mükelleftirler. Bunlara, bu maddi hayatta tam tecelli etmemesi ve tam tecelliyi
öteki aleme bırakması O’nun merhametinin eseridir. Böyle yapmakla sevdiklerinin
kalplerini tedavi eder. Terbiye eder ve madde alemi ile manevi alemi bu şekilde
idare eder. İncelikleri bilen ve hüküm veren O’dur. Kullarına lütfunu, merhametini
esirgemeyen O’dur...
Bu halleri anlatan bir rivayet Hz. Rasulullah’tan şöyle nakledilmiştir:
Efendimiz, maddi alemle biraz meşgul olduğu zaman:
- “Ey Bilal, bizi biraz dinlendir. Ezan oku da namaza kalkalım...”
Buyurmuştur. Bunu, anlattığımız güzellikleri görmek için söylemiştir... Yine bu
sebeple şöyle buyurmuştur:
- “Namaz, gönlümün sürurudur...” (**)
(*) Bıktırıcı, fena, katı
(**) Sevinç
10. Makale: NEFİS VE HALLERİ
Bu kadar külfetler içerisinde, varlığını gösteren yalnız Allah’ü Taala’dır. Bundan
sonra nefsin gelir. Muhatap olarak meydanda da sen varsın.
Nefis; başta Allah’ın zıddıdır. Halbuki her şey sahiplidir. Böyle olduğu için nefis,
hem yaradılış itibariyle, hem de mülk olarak Allah’ındır. Bu arada nefse boş iddia
ve arzu, bir de kötülükleri ile sevinmesi kalır.
İş böyle olduğuna göre, sen, Hakka uyarak nefsine muhalefet edesen; Allah için
nefsine hasım olmuş olursun... Allah-ü Taala, Davud’da (A.S) şöyle buyurdu:
- “Ya Davud, ben daimi kuvvetinim, bu kuvvetini nefsine düşman olarak ibadete
vermeğe çalış. “
Ey mümin, eğer sen de böyle yapar ve bu halde kalırsan, kulluğun ve Allah’a karşı
olan bağlılığın doğru olur. Rızkın ne ise... rahat,güzel, hoşolarak gelir; aziz ve
mukerrem olursun. Ve her şey sana hizmet etmeğe başlar. Sana tazim ederler,
hürmet ederler... Çünkü onlar yaratanına bağlıdır. Sen ise onun sevgili kulusun.
Onları Hak yaratmıştır. Onlar da bunu ikrar etmektedirler. Nasıl ki; Allah-ü Taala
bunu şu ayetlerde haber vermiştir.
- “Allah’ı tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, lakin siz onların tesbihini
anlayamazsınız.”
- “ Göğe ve yere isteyerek veya zorla geliniz... diye buyurdu. Onlar da dediler:
- İsteyerek geldik...”
İbadetin başı nefse muhalefet etmektir. Allah-ü Taala buyurdu:
- “Nefsine uyma; nefs seni Allah yolundan ayırır.”
Davud’a da şöyle buyurmuştur:
- “Ey Davud, nefsini bırak, çünkü o, daima münazaa çıkarır. “
Beyazid-i Bestami’den (Rh.) bir rivayet vardır. Beyazid mana aleminde tecelli-i
ilahiye nail olur ve sorar:
- “Yarabbi, sana nasıl gelinir?
Şu cevabı alır....
Nefsini bırak da gel...
Beyazid der ki:
Nefsimi bıraktım, yılan soyunduğu gibi ben de nefsimden soyundum... Her hayrın
ve her güzelliğin onu bırakmakta olduğunu gördüm...”
Eğer takva halinde isen, nefsine daima muhalefet et... Halkın varlığını kalbinden
çıkar. Onlardan her hangi bir şey bekleme. Onlara minnet etme. Onlara güvenme,
onların elindeki dünyalığa göz atma. Onların iyiliği seni sevindirmesin, kötülükleri
de gücendirmesin. Onların hediyesini, sadakasını, zekatlarını, adaklarını bekleme.
Şayet senin mal, mülk sahibi bir adamın varsa sakın mirasına konmak için ölümünü
.isteme...
Halkı hakikaten kalbinden çıkar. Onları kah açılan, kah kapanan bir kapı bil. Onları,
meyvesi bazen var, bazen de yok olan ağaçlar gör... Bu işlerin hepsini bir faile
bağla ve bir müdebbirin tedbiri kabul et. Bu fail ve müdebbirin de Allah olduğuna
inan ki, muvahhid olasın.
Bu anlattığımız şeyleri kabul etmekle beraber kulların çalışmasını da inkar etme...
Sonra cebriye mezhebine girmiş olursun. Her ikisini birleştirirsen cebriye
mezhebinden kurtulursun. Allah’ın yardımı olmadan onların işi tamam olmayacağını
iyi bil. Allah’ı unutarak onlara tapma. Bunların yaptığı, Allah’ın işinden ayrıdır,
deme. Hakkı inkar etmiş olursun. Kadriye mezhebine girmiş olursun. Allah, gücü
kuvveti verir, kullar da yapar, de...
Bu hükümlerde Allah’ın emri ne ise ona bağlan. Bunlardan haddi aşmayarak
kısmetin ne ise onu al. Allah’ın hükmü, sana ve bütün mahlukata kendi verdiği
hükmü ile olur. Sakın sen hakim olmaya kalkmayasın. Sen de onlar gibi kader-i
ilahinin çizgisi dahilindesin. Kader ise karanlıktır. Karanlığa lamba ile gir. Bu lamba
da Allah’ın kitabı, Peygamberin sünnetidir. Sakın bu ikisinden ayrılma... Eğer bir
hatıra kalbine gelirse ve sıkışık durumda kalırsan, onu derhal kitap ve sünnet
ölçüsüne vur... Mesela, zina etmek, gösteriş yapmak gibi şeylerden olduğunu
görürsen, facir (*) ve fasiklerle (**) birleşmek gibi şeyler olursa –ki bunlar haramdırsakın
yapma... Derhal bu gibi düşünceleri bırak... Bunlardan başka haram şeyler
olursa hemen ört... kaç... Kabul etme, amel etme... Bu gibi şeylerin şeytan
tarafından sana hatırlatıldığını bil.
O sana gelen hatıranın, mübah olan arzulardan, evlenmek, yemek, içmek
nev’inden bazı şeyler... yine yapma. İhtimal ki aklın ermediği bazı kötülükler onda
gizlidir. Mesela bakarsın sana bir fikir gelir:
- Bu müşkülün için falan yere git; oradaki falan zata arz et...
Halbuki senin o zata ihtiyacın yoktur. Belki de senin ilmin, irfanın daha üstündür.
Bunları da onunla anlıyorsun. Burada biraz dur. Hemen oraya koşma...
Bazen de kendi kendine dersin:
- Herhalde bu Allah tarafından ilhamdır, bununla amel edeyim...
Hayır bunu da yapma! Bu işte de hayırlısını bekle... Bunun Hak tarafından olduğunu
anlamak için, o ilhamın sana tekerrür halinde gelmesi lazımdır... Yahut sana, o işi
yapman için manevi bir emir verilir, o zaman yaparsın. Allah için bilgi sahibi
olanlara bu gibi şeylerde bazı alametler zuhur eder; bunu da ancak akıllı veliler ve
ebdal zümresi bilir.
Bu anlatılan şeyleri sakın yanlış anlama... Bunlar, emir ve yasakların haricindeki
şeylere aittir. Şer’i hükümlere uyman ve tamamiyle tatbik etmen lazımdır. Aksi
halde manevi alemden hiç nasib alamazsın...
Doğruyu bilen ve o yolda hidayet eden Allah’tır...
(*) Fena huylu, günahkar
(**) Allah’ın emirlerini tutmayan
11. Makale: ŞEHVETİN BEYANI
Fakirlik halinde, geçim durumundan aciz kaldığın zamanda, nikah işiyle
karşılaşırsan, bu halinde de sabreder beklersen; Hak taala, ya senin başından bu işi
giderir, yahut sana bir kolaylık verir evlenirsin, yahut muhafazası altına alır
geçimini kolaylaştırır. Böylece dünyada güçlük göstermeden, ahirette de sıkıntıya
sokmadan istediğini sana verir ve sabrından dolayı sana: Sabırlı, haline şükreden
ismini verir...
Eğer evlenmek senin nasibinde varsa, ister istemez olur; olunca yaptığın sabır şükre
çevrilir... Allah’u Taala hazretleri ise şükredenlere bol ihsanlar vereceğini şöyle
vaad etmiştir:
- “Eğer şükrederseniz nimetimi arttırırım, küfür yoluna saparsanız azabım
şiddetlidir.”
Eğer evlenmek sana nasib değilse, o arzu kalbden çıkar gider. Nefis istese de
istemese de bu yazılan olur.
Her halinde sabra devam et. Kötü arzularına muhalif ol. İlahi emirlere boyun eğ.
Kazaya razı ol. Bu halinden dolayı da Allah’tan iyilik um. Çünkü, Allah’ı Taala şöyle
buyurdu:
- “Sabredenlerin mükafatı bol verilecektir.”
12. Makale: DÜNYALIĞI SEVMEK
Allah-ü Taala sana mal verir; sen de Allah’ı unutur malla uğraşırsın, o malı sana
kara bir perde yapar. Dünyayı , ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin. Çok
kerre de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen, asıl nimeti
vereni unuttun, nimetle meşgul oldun...
Eğer, o mülk seni meşgul etmez de, ibadetinle de uğraşırsan, sana hediye olarak
verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez. Mal sana hizmetçi olur. Sen de yaratana
ibadet edersin. Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette ise sıddıklar,
şehitler, salihlerle beraber olursun...
13. Makale: ALLAH'IN EMRİNE TESLİM OLMAK
İyiliğin gelmesini, kötülüğün gitmesini isteme...Eğer kısmetinde sana gelecek bir
nimet varsa, istesen de gelir, istemesende.... Bela da aynı... Eğer sana gelecek bir
bela varsa, kaçsan da gelir, dursan da... İstersen o belanın kalkması için duaya
sarıl.. İstersen sabret. İstersen Allah için kendini bir yere attır; elbette gelecek
olan gelir...
Sana lazım olan bunların hepsinde Hakka teslim olmaktır. Hepsini ona teslim et.
Eğer nimet gelirse şükretmeğe başla!.. Bela da gelirse sabretmeğe çalış. Belayı hoş
gör... Onu da bir nevi nimet bil. Gizlemeğe çalış! Gücün yettiği kadar gidermeğe
gayret et. Hele onu her yerde anlatmaktan sakın. Allah’ın sana verdiği manevi
halin kuvveti ile ve gittiğin yolun icabı olarak bunları yapmak mecburiyetindesin.
Öyle bir yoldasın ki, Hak’ka taatla ve her şeyi hoş görmekle emrolunmuşsun. Ancak
böyle refik-i Ala’ya çıkabilirsin. Bu hale gelince senden evvelkilerin yerine
makamına varırsın. Senden evvel padişaha gidenleri ve yaklaşanları orada bulursun.
Onun yanında her iyilik yolunu, rahatı, kerameti ve nimeti görürsün; kavuşursun.
Belayı bırak gelsin, seni ziyaret etsin... Yolunu aç. Kapama. Önünde durma. Sana
gelmesinden ve seni yoklamasından korkma. Nasıl olsa, onun ateşi cehennemin
ateşinden daha şiddetli değildir.
Yaratılmışın hayırlısı, yerin yüklendiği, semanın gölgelendirdiği, varlığın gözdesi
Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) den şöyle bir Hadis,i şerif rivayet edilmiştir.
- “ Kıyamet günü cehennemin üzerinden geçildiği zaman, cehennem bağıracak,
çabuk geç! Ey mümin nurun alevimi söndürdü.”
O cehennemin ateşini söndüren nur, ancak dünyada kazandığın ve beraber
götürdüğün iman nurudur. O nur, hem isyan eden, hem de itaat edende vardır.
Ama isyan eden ondan faydalanamaz...
İşte dünyadaki bela ateşini de söndüren bu nurdur. Sen de eğer sabreder Hak’ka
uyarsan mükafatını görürsün. Belanın sana gelmesi seni heyecana düşürmesin.
Yaklaşması seni çekindirmesin. Çünkü bela seni öldürmek için gelmez, seni tecrübe
etmek için gelir, imanın sıhhatini ölçmek için gelir. Hak’ka olan bağlılığını
kuvvetlendirmek ister. Senden memnun olur. Seni Hak’ka müjdeler... Allah-ü Taala
buyurdu:
- “Biz sizi imtihan ederiz. Ta ki, içinizdeki mücahitleri anlayalım... Ve işlerinizden
haberdar olalım. “
Hakka karşı imanın doğru olması ve O’nun işlerine boyun eğmek muvafakat
göstermen yine O’nun sana bir lütfu ve merhametidir. Bunu böyle bil ve sonuna
kadar sabra devam et. Hak’ka uyar bir müslüman ol. Artık bu halle bezendikten
sonra, senden ve başkasından Allah’ın emirlerini yapmaktan başka bir şey bekleme.
Ve yasaklarından kaçmaktan başka bir şey umma.
Her hangi bir yerde dini emirlere dair bir şey olursa derhal ona koş. Onları doğru
işitmeğe çalış. Yerine getirmeğe gayret et. Derhal harekete geç, miskin miskin
oturma. Kadere teslim olup kalma... Zuhurata uyup durma. Allah’ın emirlerini
yerine getirmek için bütün gücünü kuvvetini sarf et. Aciz kalırsan Allah’tan yardım
iste. O’na tazarru et, yalvar. Acaba:
- “Niçin ibadetten geri kaldım? “
De ve sebebini araştır. Belki de buna sebep senin bazı lüzumsuz şeyler istemen
olmuştur. Belki de bazı edebe uymayan haraketler yapmışsındır. İhtimal ki, ibadete
gevşek davrandın, gücüne kuvvetine güvendin... Ve nihayet bilgine güvendin, nefsi
ve halkı, Allah’a karşı ortak yaptın. Netice, bunların hepsi senin helakına sebep
oldu. Mevla da sana bu yüzden rahmet kapılarını kapadı. Taatından azletti.
Hizmetinden kovdu. Yardımını kesti. İyilik yüzünü senden çevirdi. Ve nihayet sana
kızdı, darıldı. Dünyayı, nefsi, şahsi arzuları senin başına bela etti...
İyi bilmelisin ki, bu gibi adi işlerle uğraşmak, iyi meşguliyet değildir. Bunlarla
uğraşmak seni yaratanın, besleyenin rahmetinden uzaklaştırır...
Sakın mevlaya ibadet etmekten, seni mevlanın gayri alıkoymasın. Allah’tan başka
ne varsa hepsini gayri olarak bil. Ve bunları Hak’ka tercih etme... Çünkü seni onlar
değil Allah yarattı. Sakın kötülükleri yaparak nefsine zulmetme. Eğer, yratanın
emirlerini bırakıp, başkasıyla uğraşırsan seni ateşe atar. Öyle ateş ki; onu
tutuşturan insanlar ve küfür taşıdır. Sonra pişman olursun fakat beyhude. Özür
dilersin kabul olunmaz. İtap(*) olunmaya razı olursun fakat yine hiç. Tekrar iyilik
yapmak için dünyaya dönmek istersin, kimse seni gönderemez.
Özüne acı, acı... Ona merhamet et. Sana verilen duygularını iman yolunda, iyi
işlerde, taat ve ibadet yolunda kullan. Bunlarla marifet kazan, ilim öğren. Bu
ibadet ve marifet nuru ile karanlıkları aydınlatmağa çalış. Emri tut. Yasaklardan
kaç. Hak yolda bu ikisi ile yürü. Seni, ilk önce topraktan insan yapan halikini inkara
kalkışma!..
O’nun emrinden başka bir şey isteme. Ve O’nun kötülediği şeylerden başkasını kötü
görme. Dünya ve ahiret için elindekiyle yetin. Dünya ve ahiret için kötülediğimiz
şeyleri kötü olarak bil.
Her sevilen, istenen Allah için istenmeli. Ve her istenilmeyen yine, O’nun için
istenmemeli.
Eğer sen, Allah’ın emrinde olursan, bütün canlılar da senin emrinde olur. Ve eğer
Allah'ı’ yasak ettiği şeylerden kaçarsan bütün kötülükler de senden kaçar. Nerede
bulunursan bulun daima iyilikle karşılaşırsın.
Allah-ü Taala hazretleri Peygamberlerine gönderdiği bazı kitaplarda şöyle
buyurmuştur:
- “Ey ademoğlu! Ben öyle Allah’ım ki benden başka ilah yoktur; bir şeye ol dersem,
olur. Bana itaat edersen, seni de benim gibi yaparım. Her neye ol desen olur!..”
Yine buyurmuş:
- “Ey dünya! Bana ibadet edene sen yardım et... Sana koşanı da yor!..
Allah’ın yasak ettiği bir şeyi yapmakla karşılaşırsan şöyle ol: Mafsalların birbirinden
ayrılmış, duygun yok olmuş, kalbin kırılmış, cesedin ölü, ümitlerin kırılmış, adet ve
resmiyeti unutmuşsun. Gözünde bütün sahra karanlık ve bulunduğun yeri
yıkılıyormuş gibi gör. Bina eskimiş, tavan çökmek üzere. Böylece oturduğun yerde
hissiz, duygusuz kal. Kulağın sağır olsun, sanki öyle yaratılmışsın bil. Dudakların
oynamaz olsun, lisanında lallik olan gibi ol. Dişlerin bir güçlük karşısında kalmış,
dökülüyormuş farzet. Kolları çolak gibi, bir şeyi tutamaz olsun. Ayakların
çaprazlaşmış, bir yere gidemiyor, yürüyemiyor gibi gör. Kendini cinsi münasebetten
aciz bil. Öyle, sanki, cinsi hiçbir şeyle meşgul olmamışsın...
Karnın hiçbir şey yiyemiyecek kadar dolu olsun. Yemeğe ihtiyaç duyma. Aklın
bozulmuş olsun, kendini mecnuna benzet. Kabre doğru gidiyormuşsun gibi düşün...
Hülasa olarak şunları söylemek isterim ki: Allah’ın emirlerini derhal duymağa çalış
ve koş!.. Yasaklarına karşı olduğun yerde kal, gitme!.. İlahi kader karşısında cansız
ol, yokluğa gömül, fani ol...
Bu şerbeti hoşlukla iç... Kendini bununla tedavi et. Bundan gıda al... Günahın
verdiği manevi hastalıklardan bununla kurtulursun. Nefsin illetini ancak böyle
temizleyebilirsin.
Bu işler, Allah’ın izni ve dilemesiyle olur...
(*) Azarlama, darılma
14. Makale: VELİLERE UYMAK
Sen nefsine, kötü arzularına taptıkça , velilerin derecesine çıkmayı isteme...
Halbuki onlar yalnız Mevlaya kulluk ederler. Senin istediğin dünya, onlarınki ise
ukba...
Sen yalnız bu dünyayı görürsün, onlar yerin, göğün sahibini görürler.
Sen halkla ünsiyet edersin, onlar daima Hak la olurlar...
Senin kalbin, yerdekilere bağlı; onların kalbleri arşa bağlıdır.
Sen gördüğünü tuzağa düşürmek istersin, onlara gelince, senin gördüklerine iltifat
etmezler. Yalnız yaratanı görürler ve O’nun emirlerine uymağa bakarlar.
O, Allah dostları, bulacaklarını Hak’la buldular, ereceklerine erdiler. Sana gelince;
zavallı bir halde, şehvetine uydun kaldın.. Yalnız dünyayı ve arzularını gördün.
Halbuki onlar; halkı, arzularını, temennilerini bırakarak bu yola girdiler. Yüksek
derecelere bu sayade erdiler. Onları bu makama, yaptıkları, ibadet, taat, sena
götürdü. Bu da onlara Allah’ın ihsanıdır, ki istediğine verir.
Onlar; ibadete, taata; Allah’ın yardımı ve verdiği kolaylıkla, bıkmadan usanmadan
koştular.
İbadet onlara ruh oldu... Manevi bir gıda oldu.
Onlar, bu hale devam ettiklerinde dünya başlarına bela oldu. Bir felaket halini aldı.
Fakat onlar bunu duymadılar. Kendilerini cennet evinde gördüler. Onlar her şeyin
evvelini aradılar, şimdiki haline aldanmadılar. Hak Taala onları evvelden niçin
yarattı ve neyi anlattıysa onu öğrenmeğe çalıştılar.
Yer onların hürmetinde durur. Sema onların duası ile açılır. Ölüm, onların kararı ile
olur. Bu salahiyeti onlara mevla vermiştir.
Padişah onları yerin düzeni için yaratmıştır, yer yüzünü onlarla bezetmiştir. Onlar
hep birden dağlar gibidirler. Hak’ka giden yollar bunlar arasından açılmıştır.
Malı, mülkü gaye edinip, bunlardan kaçana merhamet yoktur.
Onlar, yeryüzündekilerin hayırlısıdır. Yer, gök baki kaldıkça onlara selam ve
saygılar olsun...
15. Makale: KORKU VE ÜMİD
Rüyamda, mescide benzer bir yerde bulundum. Orada, her şeyden elini çekmiş
insanlar vardı. Kendi kendime; bir zatı kastederek şöyle dedim:
- “Eğer o bunlar arasında olsaydı, bu hallerini islah ederdi…”
O cemaat etrafıma toplandı. Bana:
- “Niçin konuşmuyorsun?”
Diye sordu, ben de şöyle dedim:
- “Eğer konuşmaya razı ederseniz konuşurum.”
Sonra onlara şöyle bir konuşma yaptım:
- “Halkı bırakıp hak yolu tuttuğunuz zaman halktan dilinizle bir şey istemeyin.”
Devam ettim:
- “Buna muvaffak olursanız, kalbinizle de bir şey istemeyin. Çünkü kalble istemek,
dille istemek gibidir.”
Biliniz ki Allah-ü Teala (CC) her an bir iş yapar, bozar, yeniden yapar… Yükseltir,
alçaltır…
Bir kısım velileri en yüksek dereceye çıkarır, diğer bir kısmı en aşağı tabakaya
indirir.
Yüksektekilerin korkusu aşağıya düşmektir… İstedikleri de bulundukları halde
kalmaktır.Aşağıdakilerin korkusu da, bulundukları halin devam etmesidir.
İstedikleri ise daha yüksek makama çıkmaktır… Bunları söyledim sonra uyandım…
16. Makale: TEVEKKÜL VE DERECELERİ
Seni Allah’ın (CC) fazlından ve her işe, O’nun (CC) nimetini görerek başlamaktan ne
alıkoydu?.. Ancak seni bu hale koyan, Haliki (CC) bırakıp mahluka güvenmen
olmuştur. Yaratanı (CC) unuttun; yaptığın kara güvendin, Mevla (CC) seni
nimetlerini görmekten mahrum etti.
Halk seni, Peygamberin (SAV) çalıştığı gibi çalışıp helal yemekten alıkoyuyor. Sen
bu halle kaldıkça, onlardan iyilik bekledikçe, kapılarına gidip ihsan ümit edip
dilendikçe, müşrik sayılırsın. Allah-ü Teala (CC), seni bu halinden dolayı helal
yemekten mahrum eder. Helal kazançtan, Hakk’a (CC) güvenerek çalışmaktan, seni
geri koyar, azarlar.
Sonra… Hele bir zaman halkı bırak. Yaptığın büyük günahtan dön. Helal kazan,
helal ye. Yaptığın işlere güvenme, Allah’ın (CC) fazlını gör. Allah’ın (CC) sana
verdiği ihsanı unutma. O’nun (CC) ihsanını unutursan yine şirk yolunu tutmuş
olursun. İlki kadar büyük olmaz, ama yine de şirktir. Bir gün büyür. Hafi iken, açık
ve büyük şirk olur.
Bu haline de tevbe et, şirkin bu derecesini de kaldır. Kârına, kesbine[1] güven, ama
asıl kuvvet vereni gör. Bu işleri sana kolaylıkla yaptırana ve sebepleri yaratana
bağlan, seni her hayra muvaffak eder. Çünkü her hayra O (CC) götürür, rızık O’nun
(CC) elindedir.
Sen devam et, yani O’na (CC) güven, rızkını O’ndan (CC) bil; nasibini çeşitli
yollardan sana gönderir. Bazen seni halka gönderir istetir ama bu senin için bir
iptila, yada riyazet nevinden bir şey olur. Bu halde çok dikkatli olmak lazım gelir.
Bazen de rızkını, sana bir mükafat olarak, vasıtaları göstermeden, onları hakiki
sebep göstermeden gönderir. Sen de rahatça O’na (CC) dönersin. O’nun (CC)
kudreti önünde ta’zimle eğilirsin. Bu kere perde kalkar O’nun (CC) fazlını görürsün.
Mevla (CC) sana bir doktordan daha çok, mizacına uyanı fazlı ve ihsanı icabı verir.
Bunları yapmakla seni kötü huylardan muhafaza eder. Başkasına meyil etmekten
esirger. Nihayet sana verdiği güzel, büyük nimetlerle gönlünü alır.
Kalbinden cümle kötü istek, şehvet, matlup[2], mahbup[3]… her ne varsa çıktığı
zaman ve sende, O’nun (CC) arzusundan başka bir şey kalmadığı vakit, vereceği
nimeti çok rahat verir.
Senin için gönderdiği bir rızkı, mutlaka sen alacaksın, başkası el süremez… Çünkü
rızkın, senden başkasına nasip değildir. Şehvetini teskin için sana bir ihsan yapar,
ihtiyacını onunla giderirsin. Ve sen bunları sana göndereni bilir, anlarsın. Bunları
sana nasip edenin Hakk (CC) olduğunu anlar, şükür yolunu tutarsın… Dolayısıyla
irfanın artar, ilmin çoğalır. Allah (CC) seni halkın külfetinden uzaklaştırır. Ruhunu
masivadan temiz tutmaya seni muvaffak eder.
Sonra kalbin nurlanır, hakiki ilimleri anlamaya kabiliyetin artar. Gönül gözün açılır,
kalbin nurlanır. Hakk’a (CC) yakınlığın ilerler, tam o alemin malı olursun.
O manevi, büyük ilmin sırlarını muhafaza edebilecek hale gelirsen, sana rızık ne
zaman ve ne vakit gelecekse bilirsin. Bu hal sana Allah’ın (CC) fazlı, keremi olarak
verilir. Şanını ta’zim[4] etmek için bu hale getirilirsin. Netice olarak, bunların
hepsi sana Allah’ın (CC) bir ihsanıdır. Allah-ü Teala (CC) bak bu manada neler
buyuruyor:
- “Biz onların içinden işlerimizin hakikatına eren imamlar yaptık, sabrettikleri
takdirde buna ererler. Onlar bizim ayetlerimize inanırlar.”
- “Yolumuzda gerçekten çalışanlara yollarımızı açarız.”
- “Allah’a (CC) karşı ittika[5] sahibi olunuz ki size öğrete.”
Bu hallere erdikten sonra tekvin sıfatı tecellisi gelir. Açık bir emirle o işi yapmaya
başlarsın. Bu emirde hiçbir şüphe yoktur. Güneş gibi açık meydandadır. Bu emir
sana verilir ki; her tatlıdan daha hoş ve her güzelden daha tatlı… Bu vazifeyi
yapmak için, sana gelen ilhamda karşılık bulunmaz. Bu ilham nefsin kirlerini eritir.
Allah-ü Teala (CC), Peygamberlerine (AS) gönderdiği bazı kitaplarda şöyle
buyurmuştur:
- “Ey Ademoğlu, ben öyle bir Allah’ım ki (CC), benden başka ilah yoktur; ancak ben
varım. Ben her neye ‘ol’ desem, olur. Bana itaat et ki, seni de benim gibi kılayım;
bir iş için ‘ol’, diyesin ola…”
Bu haller hayret edilecek haller değildir. Bunu Peygamberler (AS) çok yapmıştır.
Velilerin de (RA) bir kısmında bunlara benzeyen haller zuhura gelmiştir. Bazan
havas tabakasına da bu vergi, Hakk (CC) tarafından bir ihsan olarak verilmiştir…
[1] Çalışıp kazanma
[2] İstenilen, aranılan
[3] Sevgili, muhabbet olunan
[4] Ululama, büyük sayma, saygı
[5] Sakınma, korkma
17. Makale: ALLAH'A VASIl OLMANIN YOLU

Her şey Allah’a (CC) kavuşmakla son bulur. Sen de Hakk’a (CC) vasıl olduğun zaman
manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.
Mevlaya (CC) vasıl olmanın manası: Halkı kalben bırakmış olmandır. Heva ve
hevesin kötü yolunu terk etmendir. İrade ve şahsi arzularını bırakmış olmandır;
irade ile gitmek, bu yolda iyi sayılmaz. Bu iyi olmayan ahvali bırakıp Allah’ın (CC)
emirlerine bağlandığın gün, manevi yollar artık sana açılmış demektir. Bu hale
erdikten sonra iyi olmayan eski huylara doğru hiçbir kıpırdanma olmamalı. Başkası
da seni alakadar etmemeli… Hakk’ın (CC) emri ve O’nun (CC) hikmetli işlerini
görmelisin. Bu zikrettiğimiz hal fena halidir. Hakk’ın (CC) hikmetlerinde kendini
kaybetmek makamıdır. Bu makama: Vuslat, tabirini kullanırlar.
Hakk’a (CC) kavuşmak, vasıl olmak; bilinen belli başlı halkın birbirine kavuşmasına
benzemez. Hakk’ı (CC) bu gibi şeylerden tenzih etmek lazımdır. O’na (CC) hiçbir
şey benzemez. O (CC) hakikaten gören ve işitendir. Ama bizim gibi değil. O (CC)
yücedir, mahlukatın hiç biri ile kıyas olunamaz. Bu alemi, ona kavuşan ehl-i vuslat
bilir. Hakk’a (CC) kavuşmanın ne demek olduğunu Allah (CC) onlara bildirmiş ve
göstermiştir…
Bu ehl-i vuslattan her birinin ayrı makamı vardır. Biri, diğerinin yerine geçemez.
Aynı zamanda Allah-ü Teala (CC) her veli ve Peygambere (AS) değişik yönlerden
tecelli eder. Hiçbir Peygamber (AS) diğerinin; hiçbir veli diğer velinin sırrına
eremez, vakıf olamaz… Ve yine bu misalden olarak bir mürid şeyhinin haline akıl
erdiremez. Aynı zamanda müridin de şeyhden ayrı çeşitli halleri vardır. Bunu da
şeyh bilemez. Müridin yolu bazen şeyhin sırrına yaklaşır, yine de anlayamaz. İşte
burada şeyhinden ayrılır. O müridi bundan sonra Mevla (CC) idare eder…
Artı o mürid Hakk’a (CC) teslim olmuştur. Hakk (CC) onu halktan keser. Önce şeyh
onun için bir mürebbi vazifesi görüyordu, o da mahluk olduğuna göre mürid ondan
kesilir. İki yılı geçtikten sonra çocuğa süt verilmez. Bu da bir bakıma onun gibidir.
Nefis ezildikten sonra halka ihtiyaç kalmaz. İstek gittikten sonra kimseden bir şey
beklenilmez.
Şimdi o mürid yükselmiştir. Şayet şeyh, heva ve nefisle kaldıysa müride muhtaç
olur…
Sonra nefis ve iradeye gelince: Bunları Mevla (CC) yola getirir, yok olmak olmaz.
Çünkü yok olmak bir nevi noksan sayılır. Bu yolda ise noksanlık yoktur. Nefis ölmez,
ıslah olur.
Böylece Hakk’ a (CC) vasıl olduktan sonra, kendini masivadan emin gör, huzur
içinde bil. Hak ve hakikatten başka bir şey görme, ondan başkasına bir varlık
tanıma… Bu yolun icabı elbette bunu gerektirir.
Bulunduğun makamda iyilik, kötülük, vermek, almak, korku, ümit, hiç birinde
Hakk’tan (CC) başkasının tesiri olmaz. Çünkü kendinden korkanlara yine kendisi
sahip olur. Hataları örtecek yine O’dur (CC).
Kendini bu mertebeye getirdikten sonra, Mevla’nın (CC) hikmetli işlerini görmeğe
çalış… Çok hikmet taşıyan emirlerini yapmaya gayret et. Takib edeceğin yol bu
olmalı. O’nun (CC) taatıyla meşgul ol. İster dünyaya, isterse ahirete ait olsun;
bütün mahluk şeylerden elini çek. Hepsinden kalben ayrıl.
Bütün mahlukatı topla. Aşağıda hikayesi anlatılacak adam gibi zavallı ve çaresiz
olduklarını tahayyül et.
Şanı, şöhreti her tarafa korkunç bir şekilde yayılmış, emirleri kesin, saltanatı tam
bir padişah… Bir adamı yakalatıyor, ayaklarına ve boynuna zincir vurduruyor. Sonra
dalgası dehşetli, derinliğine derin, akıntısı şiddetli bir nehir üzerindeki ağaca
astırıyor.
Sonra; çok kıymetli, yüce ve maddi değer biçilmesi imkansız olan tahtına oturuyor.
Yanına da bir çok oklar, silahlar, mızraklar ve daha nice elemeli, paralayıcı ve
öldürücü aletler alıyor…
Şimdi, padişah, o asılmış adama, rastgele okları, kurşunları yağdırmağa başlamıştır.
Hal böyle olunca… O korkunç manzarayı temaşa eden biri için o padişahtan
korkmadan, merhamet nazarına sığınmamak ve korkmamak, o saltanatı görmeden
geçip, asılmış adama bakmak ve ondan korkmamak doğru olur mu? Sonra böyle
şeyi, akıl mantık nasıl doğru bulur? Hayır, hiçbir zaman doğru bulmaz ve seyircinin
haline şu hükmü verir:
- “Aklı gitmiş, hissiyatı bozulmuş ve neticede bir hayvandır, ki; insana benzemez.”
Her şeyin hakikatına erdikten sonra, basiretsiz, görmez olmaktan Allah’a (CC)
sığınırız. Hakk’a (CC) vardıktan sonra ayrılmaktan, Hakk’a (CC) yaklaştıktan sonra
tekrar maneviyatın kapanmasından, imandan sonra küfre, hidayetten delalete
düşmekten yine O’na (CC) sığınırız…
Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun
şehveti ve lezzetidir. İnsanlara çarpan, kötü mahluklar da dalgalardır. Kader-i
İlahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.
Evet, insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. İyilik
ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara
sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret
nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu
anlayacaktır. İyi inanmış olan bunu böyle bilir. Çünkü bu hali bilip anlamak, içinde
yaşatmak ehli imana mahsustur.
Peygamber (SAV) Efendimiz buyuruyor:
- “ Hayat ancak ahiret hayatıdır.”
Yine buyuruyor:
- “Mümin Allah’ına (CC) kavuşmadıkça rahata eremez.”
Bu sözler imanlı hakkındadır. Yine buyuruyor:
- “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir. “
Yine buyuruyor:
- “Allah (CC) korkusu ile dolan kalb, Hakk’a (CC) bağlıdır.”
Bu ayan beyan haberlerle birlikte, bu dünyada nasıl rahatlık iddia edilir? Şu
muhakkak ki; bütün rahatlık Allah’a (CC) bağlanmakta, O’nun (CC) emirlerini
yerine getirmektedir. Her halde O’na (CC) uymaktır. O’nun (CC) yolunda boynu
eğik olmaktadır.
Kul, ancak anlattığımız şekilde dünya belasından kurtulabilir. Kurtulunca da gönlü
merhametle dolar, kendisine lutuflar, ihsanlar olur. Her işi ve her yaptığı doğru
olur. Bu da Allah (CC) tarafından ona bir iyilik olarak verilir.
18. Makale: HAKKI ŞİKAYET ETMEMEK
Sana tavsiye: İhsan edildiğin hiçbir hayrı kimseye söyleme… İsterse bu dostun
olsun…
Sonra… Hikmeti icabı sende yapacağı ve tecrübe için vereceği bazı belalardan
dolayı Allah’ı (CC) ithama kalkışma… Bil ki; sana düşen vazife, bela olursa sabır
göstermektir, hayra da şükretmek…
Nimeti bulmadan bulmuş gibi görünüp şükretmek, içinde bulunduğun bir felaketi
şikayet etmekten daha iyidir…
Nimet-i İlâhiye’den mahrum olan tek kişi gösterebilirmisin? Hayır!.. İşte ayet:
- “Allah’ın (CC) nimetlerini saymağa kalksanız bitiremezsiniz…”
Sende o kadar Nimet-i İlâhiye var ki; hiç birini görmek istemiyorsun…
Kalben hiçbir mahluka gönül verme. Ve, kalben hiçbir kimse ile ünsiyet etme…
Bulunduğun hali kimseye anlatma. Ülfetin Allah’a (CC) olsun. O’na (CC) güven.
Derdini O’nun (CC) kuvvetiyle O’na (CC) açarsın… Arada ikinci bir varlık
göremezsin… Çünkü başkası varlığını ispat edip zarar veya menfaat vermeğe haklı
değildir. Belayı senden yine O (CC) defeder. İzzeti ve zilleti O (CC) meydana
getirir… O’ndan (CC) başkası ne yükseklik vaad eder; ne de aşağı derecelere indirir.
Başkası ne zengin edebilir, ne de fakir. Ve hiçbir şeyi hareket ettiremez ve
durduramaz. Hepsini HakK (CC) yaratır ve hepsi O’nun (CC) yed’inde ve O’nun (CC)
iznindedir. Her şey O’nun (CC) emriyle cereyan eder ve yürür. Her şey muayyen
vakte bağlıdır. Kafi derecede gelir. Sonra gelecek evvel gelmez. Evvel gelecek de
sonraya kalmaz. Allah-ü Teala (CC) şöyle buyuruyor:
- “Allah (CC) sana bir zarar verecekse alacak yine O’dur (CC). Şayet sana bir hayır
murat edecekse, o hayrı senden çevirecek yoktur.”
İhsanını istediği kullara verir. O (CC) hem Rahîm (CC), hem de Gafûr’dur (CC)…
Afiyette bulunduğun halde Hakk’ı (CC) şikayete kalkışma. Yanında Allah’ın (CC) bol
nimeti olduğu halde fazlasını isteme. Sana verdiği nimeti görmez olup inkar yoluna
sapma. Bu halin bir nevi istihza olur. Sonra, Allah-ü Teala (CC) seni inceden inceye
hesaba çeker. Dünyada belanı arttırır, ahirette ise seni azarlar. Cehenneme atar.
Sonra, seni manevi halden soyar, rahmet nazarını senden çeker.
Hakikaten şekva[1] etmekten sakın. Etlerin makaslarla parça parça doğransa da
itiraz yoluna sapma.
Sakın ha sakın itiraz etme:
- “Allah (CC), Allah(CC)…”
De… Kurtuluş iste. Fakat şekva etmekle değil. Hazer[2] et… Yanlış yola sapmaktan
kork. Şekva yolunu tutmaktan çekin. Çünkü ademoğlunun başına gelecek belalar
ancak itirazından dolayı gelir…
O (CC), Erhamerrâhimîn olduğu halde, nasıl O’ndan (CC) şikayet edilir? Hakîm (CC),
Habîr (CC); kullarına en çok acıyan ve lütfunu esirgemeyen O (CC) olduğu halde,
nasıl O’ndan (CC) dert yanılır? O (CC), kullarına zulmetmez. Kuvvetli, işinden iyi
anlayan bir doktora kızılır mı? Evladına acıyan bir ana cinayetle itham edilir mi?
Peygamber (CC) Efendimiz şöyle buyuruyor:
- “Allah-ü Teala (CC) kuluna çok merhamet eder; bir ananın evladını o kadar
esirgemesi imkansızdır.”
Ey zavallı, Allah’a (CC) karşı edep tavrını takın. Zorla gelen belaya sabret,
sabretmeye çalış. Güçlükle de olsa kendini bu yola uydurmaya alıştır. Rıza ve
muvafakat yolunu tut. Maneviyattan az buçuk nasibin varsa, bu yolu tutarsın.
Hakikaten bu yola devam edersen eşi bulunmaz bir cevher olursun. Aksi halde her
şey elinden gider, artık bir daha bulmana da imkan kalmaz.
Allah-ü Teala’nın(CC) şu ayetini dinle:
- “Kıtâl[3] size farz oldu. Halbuki siz bundan hoşlanmazsınız… Bununla beraber
sizin sevdiğiniz şey iyi olabilir, sevdiğiniz şey belki de fenadır; bunu siz
anlayamazsınız, ancak Allah (CC) bilir.”
Çünkü hakikat ilimleri gizlidir. Böyle olunca, her hangi bir şeyi hissiyatına göre iyi
veya kötü görerek uygunsuz bir yola sapma.
Eğer takva halinde isen, Allah’ın (CC) emirlerine uymaya bak. Böyle olmak,
yolumuzda ilk basamağı teşkil eder. İkincisi velayet halidir. Burada da sakin ol.
Hiçbir işe karışma. Nefsini güzelleştirmeye bak. Haddi hiçbir zaman aşma.
Son mertebe gavs’lık, bedeliyet hallerine vardığın zaman, kader yolunda sıddıkiyet
mertebesine çıktığın zaman, bütün yolları gönlüne aç. Yalnız, nefsine meydan
verme. Kötü isteklerini araya sokma.
Dilini şikayetten sakla… Bu halleri özüne benimsettikten sonra, her şey sana hoş
gelir. Gelecek hayır olursa senin için güzelleşir. Şer gelirse korkma; seni, taat
ibadet yolunda felaketlerden Hakk (CC) saklar. Seni o beladan dolayı halka rüsvay
etmez. Hatta, o belanın, gelip gidişinden senin haberin bile olmaz. Bir karanlığın
gelişi gibi, akşam gelir; gün doğunca gider. Gidince de her taraf ışıkla dolar. Ve o
bela, senin için sıcak karşısında yok olan soğuk gibi olur.
Bu anlatılan güzel işleri, kendine örnek al ve misallerden ibret almaya çalış. Bu
bela geldikten sonra günaha, kötülüğe yaklaşma… Kerim olan Mevlanın (CC)
huzuruna günahla giremezsin. Oraya ancak iyiler girerler. O (CC), kapısına ancak
temizleri sokar. Kapısına ancak bütün manevi hastalıklardan beri olanları alır. Nasıl
ki, bir padişahın huzuruna, bütün koku ve kirlerden temiz olanların girmesi icap
eder. Hak’ka da (CC) ancak saf, temiz olanlar gider.
Beladan korkma…. Onlar günahlara kefaret olur. Nasıl ki; Peygamber (SAV)
Efendimiz bu hali işaret ederek:
- “Bir günlük sıtma, bir yıllık günaha kefaret sayılır.”
Buyurmuştur. Zahirde bela gibi görünen haller, seni daha da olgunlaştırır;
bulunduğun hali muhafaza hakkı sana tanınır. İlahi sırları saklamaya emin
görünürsün. Kalbin nurlanır, gönlün açılır. Lisanında bir fesahet olur. Bu fesahetin
sebebiyle hikmetli konuşmalar yaparsın. Sana muhabbet, sevgi yolları açılır, hep
bunları anlatırsın… Sendeki bu üstünlük sebebi ile herkesin sevdiği bir varlık
olursun. İnsanlar da seni sever, başka yaratılmışlar da… Dünya da sana koşar, ahiret
de….
Sen artık Allah’ın (CC) sevgilisi oldun. Her şey seni sevmeğe başlar. Mahlukatın
sevgisi, Hakk’ın (CC) sevgisine bağlıdır. Aynı şekilde buğzu da, O’nun (CC) buğzuna
bağlıdır.
Allah (CC) seni sevince; seni her şey sever. Buğzedince de her varlık sana düşman
olur.
Bu makama yetiştiğin zaman Hakk’a (CC) kavuşmuş olursun. Kendi varlığın gider.
Bir şey dileyemez olursun. Yanılıp da istekte bulunacak olsan, alacağın zaman bir
de bakarsın ki, o şey kaybolmuş gitmiş.
Bu halinde, dünyadan sana pek az nasip verilir. Asıl çoğu senin için öteki aleme
saklanır. Burada isteyip alamadığını ötede bol bol alırsın. Bunların arasında o kadar
büyük nimetler vardır ki, akıl bir türlü onun aslına eremez… Yükseğin yükseği ve
gönlün mesrur olacağı her büyük nimet orada bulunur…
Eğer bunları beklemeden, bu meşekkâtli teklif evinde onlara kavuşmak istersen, az
bir şey alabilirsin, fakat buna mukabil kalbin safiyeti gider, basiretin söner. Asıl
istenen ve tahakkuku ahirete kalan nimetlere kavuşmaktan mahrum edilirsin.
Halbuki senin isteyeceğin ne dünyaya ne de ahirete ait olmalı; sebepleri yaratan,
yeri seren, semayı yükselten Mevla (CC) olmalı. Halbuki sen, ne buranın, ne de
öteki alemin nimetini beklemeden az bir dünyalığa razı oluyorsun.
Kullarına doğru yolu O (CC) nasip eder, O (CC) Sübhân’dır (CC), en iyiyi bilen O’dur
(CC)…
[1] Şikayet, hoşnutsuzluk, sızlanma
[2] Sakınma, korunma, kaçınma
[3] Savaş, birbirini öldürme
19. Makale: AHDİ YERİNE GETİRMEK, SÖZDEN DÖNMEMEK
Henüz iman bakımından olgunlaşmadığın ve yakîn hali yönünden hakikate
ermediğin bir zamanda; bir kimseye her hangi bir şeyi vaad edersen sakın dönme;
ta ki; imanın yokluğa gömülmesin ve yakîn halin elinden gitmesin.
İmanın kalbinde kuvvetlendiği, yakîn halin de hakikate erdiği zaman, sana manen
şu hitap gelir:
- “Sen bugün bizim devletimizde kararlı ve eminsin.”
Bu hitap sana tekrar tekrar ve her tekrarında ayrı bir şekilde söylenir…
Sen artık bu hallerden sonra seçkin olursun, belki daha üstün. Varlığın Hakk (CC)
varlığına kavuşur, iraden kalmaz. Aradığın her şeyi sende bulursun. Hayrete
düşecek acaiplik görmezsin. Bu hallerin hiç biri seni şaşırtmaz… Ne gördüğün
Hakk’a (CC) yakınlık gözlerini kamaştırır, ne de bulunduğun derece seni hayrete
düşürür.
Himmetin yükseldikçe yükselir, maddi varlığın akar gider. Dileğini Hakk’a (CC)
teslim edersin, yaratılmış şeylere değil. Gönlünü onların sahibine verirsin. Ne
dünya ne de ahiret, hiç birini arzu etmezsin. Gönlünü Mevlaya (CC) verir, kalbini
O’ndan (CC) gayri her şeyden temizlersin. Çünkü; Allah’ın (CC) rızasına kavuştun;
cennetine vaat aldın… Netice: Hakk (CC) işlerdeki manevi tecelliyi anladın ve
onlardan hoşlandın… İşte, bu in’am[1] ve ihsanlar imanından dolayı sana yapılıyor.
Anlattığımız hallerden birine erdiğin vakit, en ufak şahsi şey düşünecek olursan
öteye geçemezsin; düşünmezsen bir evvelki halin daha ilerisine, daha üstün ve
güzeline kavuşursun. Evvelkinden hoşlanmaz öbürüne koşarsın… Sana bütün ilim ve
anlayış kapısı açılır, bu sayede içinden çıkılmayacak en ince meseleleri çözersin. O
meselelerdeki hikmet kapılarını açar, saklı iyilikleri meydana çıkarırsın…
[1] Nimet verme, iyilik yapma
20. Makale: "SANA ŞÜPHE VERENİ BIRAK"
Biri şüpheli, diğeri şüphesiz iki şey arasında kalırsan şüphesiz tarafı al, öteki tarafı
bırak. Mümkün olduğu kadar şüpheli şeylerden kaç…
Herhangi bir şeyin şüpheli tarafı kalmasa dahi kalbin razı değilse yine alma, bekle.
Zuhurata tabi ol. Bilhassa manevi emirle yasak olduğu bildirilen şeyi yapma, emre
uy. Sanki o yapacağın şeyle hiç karşılaşmadın. Rabbına (CC) dön, rızkını ondan
bekle. Eğer O’nun (CC) kapısına gitmek istemezsen seni hatırına bile getirmez.
Hakk Teala (CC) seni unutmaz. Kafirlerin bile rızkını verir. Seni hiç unutur mu?
Yeter ki, sen O’nun (CC) emirlerine uyasın. Gece gündüz O’nun (CC) yolunda
gitmeye gayret et. Sen mümin, muvahhid gece gündüz O’nun (CC) kulluğuna bağlı
olursan seni unutmaz ve rızkını bol bol gönderir…
Başka mana: Halkın sahip olduğu malı bırak, onlardan bir şey bekleme… Kalbini
onlara bağlama, ne onlardan kork ne de bir şey bekle. Senin için haram olmayan
şüpheden de berî olan Allah’ın (CC) helal gösterdiği şeyi al…
Her şeyi O büyük varlığa (CC) bağlamalısın. İsteyeceğini O’ndan (CC) istemelisin.
Sonra, her şeyini O varlık (CC) verebilir. Ümidin ve korkun da O’ndan (CC) olmalı. O
büyük varlık (CC) da Hakk Teala (CC) olduğunu bil…
Her varlığın yakasını O (CC) tutmuştur. Halkın kalbi O’nun (CC) emri ile çarpar. Şu,
ayakta gezen varlıklara O (CC) hayat verir. Onlardan sana bir iyilik gelirse,
onlardan değil Hakk’tan (CC) bil. Onlar mallarının başına Hakk (CC) tarafından
bekçi olarak konmuşlardır. Onlar bir nevi Hakk (CC) tarafından vekil olarak,
mallarının başında beklerler…
Sana herhangi bir şey verilirse Hakk’ın (CC) emri ile geldiğini anla. Verdiren ve
verdirmeyen O’dur (CC). Aziz Mevla (CC) şöyle buyuruyor:
- “Allah’ın (CC) ihsanını isteyiniz. Allah’tan (CC) başka çağırdığınız putlar size gıda
vermezler. Rızkınızı Allah’tan (CC) isteyiniz. O’na (CC) yalvarınız. O’na (CC)
şükrediniz. Çünkü O’na (CC) döneceksiniz. Kullarım benden sorarlarsa, yakın
olduğumu söyle… Ben dua edenin duasını işitirim, bana dua ediniz ki, kabul
edeyim.”Sizi besleyen Allah’tır (CC). O (CC) metindir. Kuvvet sahibidir. Allah (CC)
dileğine hesapsız rızık verir.
21. Makale: ŞEYTANLA BİR KONUŞMA
Rüya gördüm: Büyük bir topluluk içindeydim. Şeytan da orada idi. Onu öldürmek
istedim. Bana şöyle dedi:
- “Beni neden öldürmek istiyorsun? Benim ne günahım var? Eğer bir şey şer
olacaksa, onu hayra çeviremem. Yine bir şey hayır olarak kalacaksa, onu da şer
yapmağa gücüm yetmez. Benim elimde ne var?”
Tipi erkekle kadın arası bir halde idi. Güzel konuşması (!) vardı. Yüzü buruşuktu.
Çenesinde biraz kıl vardı. Görünüşü çirkindi. Biçimi sevilecek gibi değildi.
Sonra yüzüme baktı, hafifçe utanarak gülümsedi.
Bu vaka: Hicri 12. Zilhicce’nin 516 Pazar gecesi oldu.
22. Makale: İMAN SAHİBİNİ TECRÜBE
Allah (CC), kulunu imanı nispetinde dener. Bu böyledir. İman yükseldikçe deneme
nispeti o derece artar. Büyür. Çoğalır.
Resulün imtihanı, nebininkinden büyüktür. Çünkü imanı üstündür. Nebinin başına
gelen de bedelin başına gelenden ağırdır. Bedelin iptilası da velininkinden zordur.
Çünkü iman bakımından veliden ileridir.
Velhasıl herkes imanı nispetinde denenir.
Şu Hadis-i Şerif bu durumu çok güzel anlatır:
- “Biz Peygamberler (AS) zümresiyiz. Belanın en çoğu bize verilmiştir. Sonra sıra
ile…”
Allah-ü Teala (CC) bunların gaflet yoluna sapmalarını istemez. Daima huzur içinde
olmalarını arzu eder. Bu sebeple büyüklere belaya karşı tahammül verir. Çünkü,
Hakk’a (CC) koşarlar. Seven, sevdiğinden başka bir şey istemez. Bela bunların
kalbinde bekçidir. Nefislerinin de bağıdır. Onları asıl matlup olan, Hakk’tan (CC)
başkasına meyletmekten korur. Yaratandan (CC) başkasına sığınmaktan esirger…
Bu hallerinde o büyük insanların kötülüğe karşı meyilleri kalmaz. Nefisleri kırılır.
Hakk (CC) batıldan böylelikle ayrılır. Şehvet ve şahsi arzu hisleri bertaraf olur.
Onlar, nefislerinin hoşuna giden şeylere meyletmekten çok korkarlar. O nefsin
hoşuna giden, ister dünya işi olsun, isterse ahiret…
Bu güzel halle onlar daima Hakk’ın (CC) rızası yoluna koşmaya çalışır. O’nun (CC)
hükmüne razı olurlar. Hak ne verdiyse onunla yetinirler…
Onlar, imtihan yolu ile gelen belalara sabreder, böylelikle halkın şerrini görmezler.
Her şeyden emin olarak yaşarlar. Onlar bu hallerinde nefislerini kırar, Hakk’a (CC)
götürmeye gayret ederler.
İnsan kendine böyle bir yol tuttuktan sonra, kalben gideceği hakiki yolda kuvvet
bulur. Diğer azaların da kötü yola gitmesini önler.
Çünkü, bela imtihan için gelir. Kalbi kuvvetlendirir. Vicdani kanaati arttırır. İmanı
hakikate erdirir. Hak yolda sabrı çoğaltır. Nefsi kötü arzuları zayıflatır. Her bela
geldikte, mümin de sabır ve Hakk’ın (CC) hikmetli işlerine karşı teslim ve rıza olur.
Ona her işinde yardım eder. Bol nimet gönderir. Kula, her yaptığı işte muvaffakiyet
ihsan eder. Ayet:
- “Eğer şükrederseniz, biz de ihsanımızı arttırırız.”
Nefis, kötülüklerden her hangi birine hoşlanarak giderse, şehvet yolunda harekete
geçtiği zaman da, kalp ona yersiz olarak uyarsa, Hakk’tan (CC) gafil olur. Bu
gafletin bir neticesi olarak, Hakk Teala (CC) hem nefse, hem de kalbe felaketli
işleri verir, aleme rüsvay eder. Çeşitli felaketlere uğratır. Halkı başına musallat
eder. Aç bırakır. Hasta eder. Bunların sonu, karasız bir durum alırlar. Böylece hem
kalp, hem de nefis bulacaklarını bulurlar.
Eğer kalp, nefsin isteğine uymaz, dini bir emir almadan hareket etmezse -bu emir
Velilere (RA) ilham, Peygamberlere de (AS) vahiy yolu ile, diğerlerine işaretle gelir-
Hakk (CC) Teala (CC) mükafat olarak kalbe ihsanlar yapar. Rahmetine bol kılar.
Bereketini arttırır. Afiyet ihsan eder. Her şeyden razı olma tadını verir. Nur,
marifet ve kendine yakınlık verir. Kalbin zenginliği ve bütün belalardan kurtulmak
yolunu gösterir. Aynı zamanda düşmanlara karşı yardım eder.
Bu anlattıklarımızı iyi anla…Kendini hak yolda muhafaza et… Nefsine icabet etme…
Belaya girmekten sakın. Hak yolda Allah’ın (CC) emrini gözet. Dünya ve ahiret
işlerinde O’na (CC) teslim ol…Ve… Allah (CC) dilerse böyle ol!…
23. Makale: ALLAH'IN VERDİĞİNE RAZI OLMAK
Azla yetin ve ciddi olarak böyle kal… Daha yüksek dereceye çıkıncaya kadar haline
şükret. İyisine kavuştuğun zaman da elinde bulunanın kıymetini bil… İlk başta
sabırlı ol. Sabırsız insana iyilik yakışmaz. Sabır, insanın kıymetini arttırır. Dünyanın
nimeti her an değişir. Sabırlı olursan durmadan yükselirsin, iyiliklere kavuşursun.
Şunu iyi bil ki; her şeyin ardından koşmak, ele bir şey geçirmez. Yalnız, kısmet olan
gelir. Sabırla kısmetini beklemen, nasibini eksiltmez. Ne her şeye hırsla koş, ne de
gelecek olan gelir diye, otur. Yat….
Geleni al. Giden için de üzülme. Eğer bir şey nasip değilse yıllarca didinsen eline
geçmez. Hırsı bırak, sabırlı ol. Halini muhafaza et. Kalbine sahip ol, Kötülük
koyma. Allah’tan (CC) afiyet iste. Sebebe yapışmayı da ihmal etme.
Allah’ın (CC) emri dışında kimseden bir şey alma. Yine O’nun (CC) emri dışında
kimseye bir şey verme. Kendi hevesine kapılıp çeşitli işler yapma. Kendine bu
kadar fazla güvenme. Allah’a (CC) güven. Mağrur olma. Sonra senden daha şerli
kimseleri başına bela eder. Her şeye hakkını ver. Zalim olma. Zalim Allah’ı (CC)
aldatamaz. Kahrından kurtulamaz. Hakk Teala (CC) şöyle buyurdu:
- “Biz, zalimleri birbirine düşürürüz.”
Allah’ın (CC) emri kat’i, askerleri kuvvetli, saltanatı sonsuzdur. Her emri, istisnasız
yerine gelir. Bunlara iyice inan. Böyle bir padişahın mülkünde yaşadığını bil. O’nun
(CC) mülkü devam eder. İlmi, bütün kainatı kuşatmıştır. Hükmü her yerde geçer.
Her yaptığı işte adalet vardır. Ne yerde, ne de gökte O’ndan (CC) saklanan bir şey
olmaz. Hiçbir zalimin kötülüğü yanına kalmaz. İnsanın kendi mevhum varlığını
ortaya atması da bir zulümdür. Allah’ı (CC) bırakıp mahluka güvenmek de şirk olur.
Nefsini ve halkı bırak yalnız Allah’a (CC) kul ol. Şirkin büyük zulüm olduğunu Allahü
Teala (CC), şu Ayet-i Kerimelerle bize haber verir.
- “Şirk koşma, şirk büyük zulümdur.”
- “Allah (CC) şirki bağışlamaz. Ondan gayrı her günahı isterse affeder.”Şirke
yanaşma, şirkten çok sakın. Bütün halinde Allah’a (CC) ortak koşmaktan kork.
Kalbinle ve diğer duygularınla günah işlemekten kork. Günahın gizlisini, aşikaresini
bırak. Allah’tan (CC) kaçma, nereye gitsen seni bulur. Allah’ın (CC) verdiği
hükümler karşı olma, sonra seni ezer. O’nun (CC) işlerine karışma, rezil olursun.
O’ndan (CC) gafil olma, uyandırırsa utanırsın. O’nun (CC) sırlarını yabancılara
açma, mahvolursun. Allah’ın (CC) gösterdiği yolu keyfine göre tefsir etme, yerin
dibine batarsın. Kalbin kapkara olur. İman nurun söner. Anlayışın yok olur.
Şeytanlar üzerine atılır. Nefsin seni boğar. Bütün dostların düşman olur. Komşuların
seni sevmez. Arkadaşların senden uzaklaşır. Evinde bulunan yılan, akrep, cinler ve
bütün hayvanat sana hıyanet eder. Dünyada kısmetin kesilir. Ahirette ise en çetin
azaba girersin.
24. Makale: ALLAH'IN RAHMET KAPISINA TEŞVİK
Ciddi olarak Allah’a (CC) isyan etmekten kaçın. O’nun (CC) rahmet kapısına devam
et. Bütün gücünü ve kuvvetini Allah (CC) için harca. Taatında sarfet. Yalvar,
ihtiyaçlarını O’na (CC) arz et. Başını önüne eğ, kork, Hakk’ın (CC) gayrına nazar
etme. Hevaya koşma, yaptığın işlere karşılık bekleme. Ne dünyayı iste. Ne de
ahiretin güzelliklerini taleb et. Hiçbir şeyden hak taleb etme, kendini bir kul gör.
Şunu iyi bil ki; kul ve elindeki bütün mal mülk efendisinindir, hiçbirine karşı hak
iddiasında bulunamazsın.
Edepli ol… Hakk (CC) katında her şey ölçülüdür. Ne geç olacak erken olur, ne de
erken gelecek sonraya kalır. Zamanı gelince nasibin gelir. İstesen de istemesen de
hakkını alırsın…
Senin için gelmesi mukadder olan şeylere hırs göstermen yersizdir. Senin için
olmayan, başkasının hakkı olan şeylere, hasret çekmen yakışıksızdır.
Halen kimseye mal olmayan şeyler iki kısımdır: Birincisi senin olması ihtimalidir.
Eğer böyle ise o şeye neden hasret çekip üzüntü duyarsın. Bugün olmasa dahi, yarın
o senindir. Nasıl olsa bir gün ona kavuşursun. İkincisine gelince, senin olmayacak
şeylerdir. Bu durum ciddi ise, yine üzüntün ve çektiğin yorgunluk boştur. Nasıl olsa
sana gelmez. Onun ardından koşman sana ne fayda sağlar. Sana, ancak boş yere
zahmet çekmek kalır.
Allah (CC) yolunda, ne gibi bir terbiye tavrı takınmak gerekse onları bulmağa çalış.
Bulunduğun halde Allah’a (CC) kulluk et. Hazır vaktini O’nun (CC) yoluna harca.
Başını ondan başkası için eğme. Gözlerini O’ndan (CC) gayrı şeye atma. Allah-ü
Teala (CC) şöyle buyurdu:
- “Gözlerini, dünya adamlarına verdiğimiz nimetlere uzatma. Onlar geçici
şeylerdir. Dünya süsüdür. Biz onları tecrübe ediyoruz. Rabbın (CC) sana verdiği,
hem devamlı, hem de sonsuzdur.”
Bu Ayet-i Kerime’nin hükmüne göre, Hakk’tan (CC) gayrı şeylere bakman yasaktır.
Ne olursa olsun, dünya için sana yetecek kadar rızık verilmiştir. Asıl vazifen ahiret
için azık hazırlamaktır, ona çalış. Bilemezsin, belki dünyalık işlerin bol olsa imanın
elden gider, helak olursun…
Mesela: Her şeyi iyi ölçülere vurmayı bilerek dünya nimetlerinden sayılan güzel bir
kadın alırsın. (Bu mutlaka lazımdır) Buna ihtiyacın vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi
bir çok güç şartlara bağlıdır. Bu güçlükler elindeki şaşmaz kıstasa göre olursa, kolay
olur. Evvela biraz tuhaf görünürse de, sonra kirden temiz, saf, güzel bir mükafat
olur. Bu sayede kendini kötü yoldan, kinden, öfkeden, onun bunun namusuna
bakmaktan kurtarmış olursun.
Yine elindeki sağlam ölçülerle yürüdüğün takdirde, çoluk çocuk yükleri sana hafif
gelir. Elbetteki bu hafiflik, Allah (CC) yolunda olduğun müddet devam eder. Allah-ü
Teala (CC) yolunda olan kullarını haber verirken, ev halkını islah ettiğini de haber
vererek:
- “Biz, ona zevcini yarar hale getirdik.”
Yine bir kulunun ağzından şöyle hikaye eder:
- “Ya Rabbi (CC)! Bize hanımlarımızdan ve türeyecek sülalemizden gözdeler yap.
Bizi iman sahiplerine önder kıl…”
Bir babanın çocuğuna duasını da şöyle haber verir:
- “Ya Rabbi (CC)! Onu halinden hoşnut kıl.”
Bu ayetler birer duadır. Bu duaları okuman lazım. Çocukların ve gelecek zürriyetin
için böyle dua et!
Muhakkak ki, ilahi saltanat hükmünü sürer. Senin dua etmen veya etmemen, onda
bir şey arttırmaz veya eksiltmez; ama senin için çok önemi vardır. Yapacağın bir
dua ile, zararlı şey zararsız şey haline gelebilir, az şeyle çok iş görebilirsin. İşte bu
sebepten her zaman dua et ve Allah’a (CC) her zaman yalvar.
Bu dua işi, yalnız aile hayatını korumakla değil, dünyada bütün nimetlerde aynıdır.
Elbette ki, hak ölçülere bağlı olarak, tabii ihtiyaçların hepsini tatmin edeceksin.
Yemeklerini muntazaman yiyecek ve giyeceğini zamanın ihtiyacına göre temine
çalışacaksın. Bunları yaparken ilahî emri takip ettiğin için maddi ve manevi
mükafat alırsın. Kıldığın namaz, tuttuğun oruç, yaptığın haç gibi faydalı
ibadetlerden daima iyilik bulursun.
İhtiyacından artan şeyleri, ayrıca sarfedersen daha faydalı olur. Bunları
sarfederken evvela fakir, ihtiyaçlı dostlarını, yakın komşularını ve diğer fakir din
kardeşlerini gözetmelisin. Bunlara verirken elindeki malını ona göre hesaplarsın.
Herkese halince verirsin, kendi ihtiyacını da göz önünde tutarsın. Her:
- “ Muhtaçtır…”
Denilene bol keseden verme. Haber, görme gibi değildir. Gör, tahkik et, ondan
sonra ver.
Her işlerinde olduğu gibi, bu işlerde de manevi yolu elden bırakma. Şüpheli şeylere
karışma. Daima açık kalpli ve doğru ol.
Sabırlı ol,sabırlı… Allah’ın (CC) rızasını gözet, rızasını…
Kalbini muhafaza et, kalbini… Huzur içinde yaşa,huzur içinde… Şahsiyetini elde tut,
elde… Sessiz olmaya çalış, sessiz… Daima yerinde konuşmaya alış, uygunsuz
şeylerden çekin. Kurtuluş yollarını ara… Uçurumlardan sakın. Ruhî ve derunî
kuvvetler önünde başını eğ; kalb alemine dal… Utan… Utan… Allah (CC)… Allah
(CC)… Allah (CC)… Sonra yine Allah (CC)… Taa, iş sonuna varıncaya kadar böyle…
O zaman ölmeden evvel ölürsün, o devreye kadar çektiğin elemler sona erer. İlahi
rahmet, fazilet denizine girersin. Orada temiz olunca çıkarılırsın. Çıkınca, çeşitli
nurlar gönlüne dolar. Bilinmeyen sırlara sahip olursun. Hiç kimsenin bilemiyeceği
sırları öğrenir, garip diyarlar görürsün.
Daha sonraları, rahmet kapıları önünde perde perde açılır. Sen orada, aldığın
ilhamlarla açık açık konuşmaya başlarsın. Benliğin ölmüştür. Bu durumda ilahi
varlık seni tamamen kapamıştır.
Bu halde, sana verilen artık alınmaz.
Yokluğu olmayan bir zenginliğe erişirsin. Kuvvetini kimse yenemez. Yüksekliğine
kimse erişemez.
Eriştiğin bu makam, Hz. Yusuf (AS) makamıdır. O’na (AS) söylenen şu hitap sana da
söylenir:
- “Sen bizim yanımızda yerli ve eminsin.”
Hz. Yusuf’a (AS) gelen bu hitap, zahirde Mısır sultanının ağzından çıkmıştır. Aslında
o sultan, Hak lisanına bir perde sayılırdı. Esas söz; Allah’ındı (CC)… O, zahirde bir
padişah sayılır, ama onun temsil ettiği makam, nefis, marifet, ilim, yakınlık,
hususiyet yüksek derecede idi. Arif olanlar bu hali daha iyi anlarlar.
Dünyalık nimetlerin çoğalmasına ne hacet var? Elinde az da olsa seni geçindirecek
kadar dünyalığın mevcuttur. Bu arada sana gereken en önemli iş kanaat sahibi
olmaktır.
Haline razı ol, fazlasını isteme, gelirse al. Her şeyi Hakk’tan (CC) bil. Helalinden
almaya gayret et. Yolun böyle olsun. Bütün gayretini Hakk (CC) yolunda sarf et.
Her istediğin ve her arzun Allah (CC) yolunda devam etsin. Ancak bu şekilde
hareket edersen doğruyu bulman mümkündür. İyiliğe bu yoldan varılır. Gerek
dünya gerekse ahiret güzelliklerini, Allah (CC) rızasını kazandıktan sonra
bulabilirsin. Bir Ayet-i Kerime de mealen şöyle buyurulur:
- “Onların yaptıklarına mükafat olarak, öbür alemde verilecek nimetlere kimsenin
aklı ermez. O göz kamaştırıcı nimetleri hiçbir nefis bilemez.”
Beş vakit namazı, vaktinde eda etmekten daha güzel bir şey olamaz. Günahları
bırakıp, Hakk (CC) yoluna girmekten daha hayırlı bir şey tasavvur edilemez. Bizim
anlattıklarımızdan daha yararlı bir söz söylenemez. Allah (CC), bunları yapmayı
bizlere nasip etsin. Cümlemizi, sevdiği yolda muvaffak buyursun.
25. Makale: İMAN AĞACI
Ey dünyalıktan mahrum kimse, zamana ve insanlara hoş görünmeyen ve onların bir
yanda bıraktığı zavallı insan.
Ey sultanlar yanında hatırlanmayan ve dünya erbabı meclisinde ismi geçmeyen
çaresiz adam.
Ey aç, cesedi çıplak, ciğeri susuzluktan yanmış bitkin…
Ey bütün ihtiyaçlarla sıkışan, kalbi darda kalan, gönlü kırılan, hiçbir maksadını
yerine getiremeyen, gittiği kapıdan kovulan, mescit köşelerinde kalan, sokaklarda
sürünmekle gününü geçiren adam.
Senin bu anlattığım hallerde:
- “Allah (CC) beni fakir etti, dünyayı elimden aldı. Beni perişan etti, terk etti.
Buğzetti. İşlerimi dağıttı. Hiçbir işimi yerine getirmedi. Bana ihanet etti. Dünyalık
olarak yeter derecede mal vermedi. Şerefimi söndürdü. Padişahlar katında,
arkadaşlarım arasında beni yükseltmedi. Halbuki başkalarına bol nimetler verdi.
Günleri geceleri o nimetler içinde geçer oldu. Halbuki hepimiz de müslümanız.
Babamız Adem, anamız Havva… Ben böyle olayım da onlar niçin böyle olsun?” gibi
sözler sakın senin ağzından çıkmasın.!..
Senin bulunduğun hali anlatalım: Bir defa Allah-ü Teala’nın (CC), seni bu halde
bırakması bir hikmeti icabıdır. Çünkü senin yaratılışında bir hürlük vardır. Allah
(CC) tarafından sana sabır, rıza, muvafakat verilmişti ki, bunlar en büyük
nimetlerdir. Aynı zamanda iman, ilim, tevhid nurları sende vardır. İman ağacın
daha eskimemiştir. Tohumları ve fidanları henüz çürümemiştir, kuvvetlidir, yaprağı
boldur. Her gün dal salmakta, çeşitli gölgelik vermekte, ayrı ayrı yönlerden
büyümekte ve meyve vermektedir. Senin çalı ile değnekle, onu muhafaza etmene,
büyütmene, beklemene lüzum yoktur…
Allah (CC) sana, dünya işlerinde az fakat rahat edeceğin şeyleri verdi. Ama ahirette
hiçbir gözün görmediği ve hiçbir kulağın işitmediği ve hiç kimsenin hatırına
gelmeyen büyük nimetleri senin için hazırladı. Bunları orada sana çok bol olarak
ihsan buyuracaktır. Ayet:
- “Hiçbir nefis, kendileri için öteki alemde hazırlananların neler olduğunu bilmez.
Halbuki onlar gayet mesrur edici şeylerdir. Yaptıklarınıza mükafat olarak
verilir.”Bunun manası şudur: Allah’ın (CC) emirlerine uydukları ve bu yolda devam
ettikleri için bunlar kötülükleri bırakırlar, Allah’a (CC) teslim olur ve her işlerini
ona ısmarlarlar. İşte o büyük mükafata bu sebepten ererler…
26. Makale: EDEP PERDESİNİ AÇMAMAK
Yüzünden edep, namus ve kanaat perdesini açma… Bunun aksini yaptığın an halka
rüsvay olursun…
Halkın yardımını kalbinden çıkar, onlara güvenme… Kudreti, kuvveti Allah’tan (CC)
gör!..
Hakk’ı (CC) ve hakikatı gör, her halinde manevi meşgalen bu olursa, benliğin ölür,
şahsi arzuların söner. Şahsiyetçilik davasından kurtulur, herkesin iyiliğini
gözetmeye başlarsın… Dünya gözünden silinir, yalnız ahiret, cennet sevgisi ve
cehennem korkusu ile işlerini yapmaz olursun. Ruhunda sonsuz bir huzur duyar,
Hakk’ın (CC) iradesini görürsün… Kalbin, hak ve hikmetle dolar. Zulmet kaybolur,
nura boğulursun.
Daima, Hakk’ı (CC) gözet ki; kalbinde yalnız Allah (CC) sevgisi yaşasın. Başkasına
giriş hakkı kalmaz olur. Bu durumda İlâhi Vahdetin kapısı olan kalb basiretinin
bekçisi olursun. Elinde tevhid, azamet, ceberut kılıcı olur. Her gördüğün aşağılık
duyguları ruhundan kovar ve lüzumsuz şeyleri kökünden yok edersin.
Nefsin de, sana baş kaldıramaz. Hele kötü arzu timsali olan heva; şahsiyetçiliği
temsil eden irade ve arzu, sana hiçbir zaman dünya ve ahiret işlerinde yol
gösteremez.
Kalbinde, bir hakk ölçü vardır. İşittiğin her söz, gördüğün her hareketi hak ölçülere
vurursun. Daha ileri giderek Hakk’ın (CC) rızası önünde boyun eğer, bütün varlığınla
O’na (CC) teslim olursun. Bu halinde Allah’ın (CC) kulu ve emrine bağlı kalır, halka
uymaz ve onların arzularına gidemezsin. Bir zaman böyle gider.
Zaman olur, benliğin tamamen ölür. Bir hayali varlık gibi gezersin. Allah-ü Teala
(CC) bütün kuvveti ile seni muhafaza eder. Azamet ve sultanlığı hisarına sokar,
hakikat ve tevhid askeri ile etrafını çevirir. Her adım atışında gayri ihtiyari dikkatli
olmaya başlarsın. Çünkü, İlâhi bekçiler senindir. Nefis, şeytan, heva, irade, boş
ümit, yalancı çağrı ve daha tabiatın nice kötülük ve şaşkınlıkları sana yol bulamaz.
Ama her halde kader kendini gösterir.
Halk sana gelir nur almak için. Halk sana uyar doğruyu bulmak için… Halk seni
ister, maddi ve manevi bataklıklardan kurtulmak için.
Sen halka yol gösteren, dinin inceliklerini öğreten örnek bir insan olursun. Sende
çeşitli kerametler görülür, ama onlara aldanmadan Allah’a (CC) ibadet edersin.
Hak yolunda mücadele ederek, çeşitli güçlüklere göğüs gererek Allah’a (CC)
kullukta, yani ibadette sabredersin. O’nun (CC) yardımı ile, her kötülükten mahfuz
ve örnek bir insan olarak kalırsın.
Halkın meyli seni aldatmaz. Onların sevgi gösterisi seni yoldan çıkaramaz. Onların
seni büyütmeleri, elini eteğini öpmeğe koşmaları, kendini olduğundan fazla
göstermeğe yaramaz. Sen onlardan lüzumunda istifade etmeği de bilirsin. Hak
ölçüler dahilinde, ihtiyacın kadar alır, ötesini terkedersin…
Allah-ü Teala (CC), o sultan hakkında şöyle buyurdu:
- “Biz Yusuf’u (AS) o yere sultan yaptık.”
Yine buyurdu:
- “O (AS), dilediğini yapar oldu. Biz rahmetimizi istediğimize kondururuz, iyi
kişilerin mükafatını eksiltmeyiz.”
İşte, bu cümleler, Hz. Yusuf’un (AS) meleki sıfatını anlatır. O’nun (AS) nefis
tarafını anlatırken de şöyle buyurulur:
- “Biz, böylece ondan bütün kötülükleri çevirdik, çünkü O (AS), bizim ihlas sahibi
kullarımızdandır.”
Hz. Yusuf’un (AS) marifet tarafı da şöyle dile geliyor:
- “Bunlar, (rüya tabiri ve hadislerin tevili) Rabbımın (CC) bana öğrettiklerindendir.
Allah’a (CC) inanmayan cemaatı kati olarak terkettim. Onlar ahiret gününe de
inanmıyorlardı…”
Bu kitaplar, bir gün sana da gelir; o zaman büyük bir dost sayılırsın. Büyük nasibini
almış olursun. Sonsuz ilim, sonsuz kudret, seni kaplamış olur. Saltanatın her yere
şamil; emrin her yerde geçerli… Nefsin, senin için faydalı olur. Allah’ın (CC) izni ile
her şeye sözün geçtiği gibi nefsine de sözünü dinletirsin.
Dünya ve ukba işlerinin sahibi Allah’tır (CC). Cennet O’nun (CC) elindedir.
Nazarlarımız, O’nun (CC) kuvveti, kudreti yüzüne çevrili. O (CC) bizim zengin,
cömert Mevlamızdır (CC). Her şeyi bol ve ziyadesi ile verir.
İsteklerin son durağı orasıdır. Ondan öteye yol yoktur. El açacak ve yalvaracak
kimse bulunamaz.Bu anlatılanlar bir sırdır… Ve sözde kalır… Hakikatına Allah (CC)
eriştirir. Çünkü O (CC) Rahîm’dir (CC)…
27. Makale: HAYIR VE ŞER, İKİ MEYVEDİR
Hayrı ve şerri iki cins meyve gör. Bunların kökü, bittiği yer aynı… Aynı ağacın iki
ayrı dalında yetişirler. Fakat biri tatlı, biri acı… Bir dalda beldeler, iklimler,
küreler bulunur. İşte bu dal da meyve yüklüdür. Ve bu meyve acıdır. Bundan
uzaklaş, her şeyi ile ondan uzak ol…
Tatlı ağaca yanaş. Onun yetiştiricisi ve hâdimi[1] ol…
Bu dalları ve meyvelerini iyi tanı. Her ikisini iyi bil. Fakat, sabret ve onun
yetişmesini bekle… Ve kuvvetli ol.
Sakın ve çok çekin!.. Acı ve tatsız meyveli dala yanaşma. Ondan yediğin an helak
olursun, onun acısı seni helak eder.
Daima dikkatli, ölçülü olmalısın. Elinde ölçü olarak Allah’ın (CC) Peygamber’inin
(AS) emri olmalı. Bu ölçüler elinde olmadan meyveleri ayırt etmek senin için kolay
olmaz. Yoluna böyle devam ettikçe, rahat, huzur ve emniyet içinde olursun.
Şunu iyi bil ki bütün bu kötülükler, o acı meyveden doğar. Onu terkettiğin an
felaket ve beladan uzak kalırsın.
Her iki meyveyi de önüne koy ve bak. Şekilleri aynı, tatları ayrıdır. Çok kere
bilmeden veya ölçüsüzlük yüzünden bir uçuruma düşersin. Ona el atar, hata
edersin. Ve onu bu hatanın mükafatı (!) yersin.
Belki bir an için sana lezzet verir. Şehevi arzularını tahrik eder, hoşlanırsın. Fakat
yapacağı felaketi takdir edemezsin, dimağını bozar. Manevi teneffüs cihazını
berbat eder. Bütün acılığı damarlarına yayılır. Vücudun bütün parçalarını kaplar.
Sonra yapacağı felaketler saymakla bitmez ki… Bu durumda belki bir an kendine
gelir, ağzındaki acıyı gidermek için su alırsın, ama çaresiz… Hiçbir fayda vermez.
Çünkü o zehir vücuduna yayılmıştır…
Eğer ölçüleri iyi kullanıp tatlı meyvayı yeseydin, durum böyle olmazdı. Her halinde
iyilik görünür ve bütün varlığın hoşlukta toplanırdı…
Hal malum… İkinci bir iş yapman lazım. Bu muhakkak bilinmelidir ki, ikinci sefer el
atacağın acı meyva olmamalı. Eğer bir daha düşersen kalkman zor olur. Az önce
anlattıklarım, birer birer felaket halinde başına çöker, kurtulamazsın.
İyilik timsali olan ağaçtan ve meyveden uzaklaşma. Onu bilmemezlikten gelme. Her
yerde onu ara ve onunla olmaya bak. Ve daima onunla olmaya alış, hak ölçüleri
elden bırakmamaya çabala…
Bir daha hatırlatmak lazım gelirse “hayır ve şer ilâhî birer fiildir.” Bunların faili ,
ilâhi kudret ve yürüten o kuvvettir. NAsıl ki Allah-ü Teala (CC):
- “Allah (CC), sizi ve yaptığınız işleri halk etti.”
Buyurur, Peygamber (SAV) Efendimiz de bu manaya işaret ederek şöyle buyurur:
- “Allah (CC) zalimi de zulmü de yarattı.”
Kulların yaptıkları iş, bizzat ilâhî kudretin eseridir. Yapılan işin ne olacağını Allah
(CC) haber veriyor.
İşte bu durum, Hâlıkla (CC) mahlûk arasındaki farkı gösterir. Allah (CC) yaratır, kul
iradesini kullanarak kesbeder.
Cennet, Allah’ın (CC) sevdiği kullarına bir ihsanıdır, fazlıdır. Oraya bu ihsan ve
fazılla girilir. Ayrıca dereceleri, dünyade yapılan iyi amellerle verilir.
Peygamber (SAV) Efendimiz, bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:
- “Hiç kimse ameli ile cenneti kazanamaz.”
Buna karşılık Sahabe (RA):
- “Sen de mi ya Rasulallah (SAV)?”
Diye sorunca, cevaben:
- “Evet, ben de; ne var ki Allah (CC) beni rahmetine garketmiştir.”
Buyurdu ve elini başı üzerine koydu. Bu Hadis-i Şerifi Hz. Aişe (RA) rivayet etmiştir.
Sen, ilâhi emre uyduğun, kötü yollardan korktuğun müddet korkma, en doğrulukla
Hakk’a (CC) teslim ol, şerden korunursun. Hayır ve fazilet seni bulur. Din ve dünya
yönünden ilâhi bir muhafaza içinde olursun.
Dünyadaki hâlin şu ilâhi sözle anlatılır:
- “Böylece ondan kötülükleri geri çevirdik; çünkü o, bizim ihlas sahibi
kullarımızdandı.”
Dini bakımdan mahfuz olmak, yina şu ilâhi kelamla anlatılıyor:
- “Siz, Allah’a (CC) iman eder, ona şükredersiniz, neden size azap etsin? Allah (CC)
şükredenleri, iman edenleri bilir.”
Şükreden bir müminin yanında bela ne arar. Çünkü afiyet ona beladan daha
yakındır. O insan, her an iyilik görür ve iyiliği artar. Allah-ü Teala (CC) şöyle
buyuruyor:
- “Eğer şükrederseniz rahatınız artar.”
İman nuru büyüktür; bu nur kıyamet günü cehennem ateşini söndürür. Dünya belası
cehennem ateşi yanında hiçtir. O azim azap ateşini söndüren iman nuru dünya
belasını nasıl yenmez? Kuvvetli bir iman sahibine bela yanaşmaz. Şu var ki; o belalı
insan ilâhi cezbeye kapılan büyük bir veli ola… Elbette o aziz kulun başından bela
eksik olmaz. Çünkü bu hal, onu dünyada kötülüklerden saklar.
Birçok bela çeşitleri vardır. İnsanın dünyevi sefahattan korunması için paradan
yana nasipsiz olur. Şehevi arzuların ölmesi için, bazı zahirde nimet gibi görünen
şeylerden mahrum olur. Halkın, sahte teveccühünden azad olması için, sevgilerini
kazanamaz; çeşitli isimler takar, ondan hoşlanmazlar.
Bu hal dışında bir felaket gibi görülür; fakat değildir. O bilir ki; her önüne gelen
insanla sohbet, onların sahte sevgisini kazanmak, onlarla geceli gündüzlü oturup bir
manevi zarardır.
Manen yükselmeye namzed olan büyük insanlar, sayılan belalara düçardır; fakat
onlar için bu bela değil bir rahmettir.
Bu, zahirde bir bela gibi görünen ilahi rahmet sayesinde kalb temiz olur. Hakk’ın
(CC) tevhidinden başka bir şey kalmaz. Kalb, yalnız marifet-i İlâhiyenin yeri, ilâhi
ilim ve feyzin kaynağıdır. Nura kavuşmak, Hakk’a (CC) ermek ve O’na (CC)
kurbiyetin yolu oradan geçer.
Bu kalb tek şey için yaratılmıştır; ikincisi sığmaz. Ayet;
- “Allah (CC), iki kalbe sahip bir kişi yaratmamıştır.”
Bir kalbde iki sevgi yaşayamaz.
- “Padişahlar bir beldeye girince orayı darmadağın ederler. Eşrafını zelil ederler.”
İşte bu sebeptendir ki; İlâhi sevginin girdiği yerde başkalarının işi kalmaz.
Başkasının sözü geçtiği yerde ise ilâhi feyz olmaz. Kalbinden kötülükleri at;
göreceksin ki, ilâhi feyz her yanını sarmış…
Kalbindeki sevgi, şeytan, nefis ve şahsi arzular olunca senden iyi hareket çıkmaz.
Her hareketin isyan, boş ve lüzumsuz şeyler olur. Çünkü senin efendin şeytan
olmuştur. Ama kalbinde İlâhi sevgi yer tutunca o zaman göreceksin ki, her kötülük
kendiliğinden yok oluyor. Zaten kalb yalnız ilâhi tevhid ve ilâhi marifet için
yaratılmıştır, daha sonra bir şey eklemek icap ederse; Kalb, içinde Allah (CC)
sevgisi yaşadıkça kalb’dir… İlâhi feyzin süre insan için faydalıdır.
İşte anlatılanlar ve hadiseler gösteriyor ki, ilâhi rahmete erişmek için her maddi
varlıktan ve sevgiden kalbi temiz tutmak gerek. Bu temizlik kolay olmaz; bir çok
belalar ve felaketler insanı sarar.
Herhangi bir felaket karşısında insan, azmini kaybetmeyecek. Çünkü o bir nevi
nimettir. İyi düşünülürse, belanın en büyüğü Peygamberlere (AS) ve onların
yakınlarına, daha sonra sırasıyla olmuştur. Bu durumu Peygamber (SAV) Efendimiz
şöyle haber verir:
- “Biz Peygamberler (AS) zümresi, diğer insanlara nazaran belanın en büyüğünü
yüklenmişiz. Daha sonra sırası ile….”
- “Allah’ı (CC) en çok ben bilirim ve O’ndan (CC) en çok korkarım.”
İkinci Hadis-i Şerif’de, büyük bir manaya işaret vardır. Sultana yakınlık hasıl
olunca, o nisbette korku ve çekinme çoğalır. Sebebi: Padişahın gözü önündedir,
hiçbir hareketi onun gözünden kaçmaz. En küçük hatası dahi görülür ve ona göre
ceza çeker.
Burada şöyle bir soru akla gelir:
- “İnsanlar Allah’a (CC) göre tek şahıs hükmündedir. Hiçbir hareket ondan gizli
değildir. O halde: Padişaha yakın olana ayrı ceza verilir şeklindeki cümlenin manası
nedir?”
Biz buna cevap olarak deriz ki:
- “Derece yükseldikçe, rütbe büyüdükçe hatalar gözle görülür; çünkü insan hata
işlemeye daima meyyaldir. Bu halde, verilmiş olan nimetlerin en ufağını dahi
azımsayan, büyük hatalı sayılır. Daima şükretmek her kula vazifedir ama, o seçilmiş
kul için en büyük vazifedir. Bu arada şunu da söylemek caizdir: Bir veli ve bir Allah
(CC) dostu için, azıcık ibadetten yaya kalma büyük bir hatadır; kullukta noksandır.
Allah-ü Teala (CC) bu durumu şöyle anlatır:
- “Ey peygamberlerin hanımları, sizden her hanginiz bir hata yaparsa, diğer
hanımlara nazaran cezası iki misli olur.”
İşte görülüyor ki, derece farkı mevcuttur. Bu sebepten Allah-ü Teala (CC)
Peygamberin (SAV) zevceleri ile diğerlerini ayırıyor. Hal böyle olunca, Allah’ın (CC)
rahmet ve feyzine vasıl olanların ayrı durumunu takdir kolay olur:
Allah-ü Teala (CC) bütün benzerliklerden beridir. Halktan O’na (CC) bir şey
benzemez. İşiten ve gören O’dur (CC). Doğru yola Allah (CC) hidayet eder.
[1] Hizmet edeni
28. Makale: MÜRİDİN HALİNİ BEYAN
Rahat istiyor musun? Sürur, emniyet, sükûn, selâmet arzu ediyor musun? Ehl-i dil
olmak, sevgi, muhabbet içinde kalmayı arzu ediyor musun? Bu hallerden çok
uzaksın. Bunları yalnız dil ile arzu ediyorsun… Şayet tam manası ile istemiş
olsaydın; sende adi şeylere karşı meyil kalmayacaktı. Nefsin ölecek, dünya bir yana
olacak, ahiret sevgisine meylin olmayacak ve nihayet bunların yerini Allah (CC) ve
Peygamber (SAV) sevgisi alacaktı. Halbuki sen bunlardan uzaksın. Çünkü sende
şehevi sevgiler ve nefsanî arzular var…
Bu işler acele ile olmaz… Bekle… Olduğun yerde kal ve kendini biraz hesaba çek…
Bu halinle sana kapılar kapalıdır. Yollar sana açık değildir. Allah (CC) sevgisi içinde
olmayan bir işle zerre kadar ilgin olsa, bu yolun önü sana açılmaz… Sen mükâtep
–kesimli - bir kul olsan, efendinin senden bir kuruşu kalsa, kulluktan
kurtulamazsın…
Allah (CC) rızası dışında olan şeylere kalbinde bir nohut miktarı meyil olsa,
dünyanın manevi pisliklerinden âri ve beri olamazsın. Böyle devam ettikçe dünya
sevgisi seni sarar. Nefsini şehevi arzuların peşinden kurtaramazsın.
Bu yersiz hallerin hemen birden geçeceğini sanma!.. Yavaş yavaş olur… Senin
isteğinle olmaz… Bekle… Doğru çalış, helal ye, tâ ilâhi cezbe seni kaplayıncaya
kadar… Sonra Allah (CC) dilerse muradın hasıl olur…
O zaman olacak olur. Şum gider, uğur gelir. Uğursuzluk yok olur, nur gelir… Mânen
ilâhi bir kisveye bürünürsün. Selamete erersin… Ve nihayet, en yüksek mertebelere
çıkarsın. O gün:
- “Katımızda eminsin…”
İlâhi sözü can kulağına gelir… Bununla hoş olur, sevinirsin…
O ilâhi kaynak sana açık olur. Esrar perdeleri senin için açılır. Sana her şey ayan ve
her gizli beyan olur…
Kavuştuğun kaynak kurumaz. Kavuştuğun manevi zenginlik sonsuz olur. Her yandan
salınan sana gelir. Ani bir duraklama olursa; sakın sana bir şey gelmez diye
üzülme… Bu hale eremezsin diye mahzun olma! Bekle, sabırlı ol…
Altın sikkelerini bilmez misin? Her yerde dolaşır, her keseye girer… Ama sonu
n’olur? Bir kere altını düşün, parça parça herkeste boldur. Bir gün bakkalda
görülür, bir gün kasapta. Daha sonra manavda ve attarda, dabakta, süsçüde ve her
çeşit altın işi yapanlarda bulursun. Bazen adi işlerde de kullanılır. Nihayet bir
dirayetli sultan sayesinde o kötü ellerden alınır, kaplarda eritilir, haddelerden
geçer, inceltilir süs yapılır. Sultanlara bezek, padişahlara taç olur. İşte o çeşitli
ellerde gezdi, sonsuz zahmet çekti ve nihayet ereceğine erdi…
Allah’a (CC) inan! En faydalı işleri sana O (CC) yapar. O’na (CC) güven, en güzel
yola seni O (CC) sevk eder. Yalnız O’nu (CC) sev ve bağlan… Bir gün en yüksek
dereceye erersin ve en ulvi mertebeye kavuşursun.
Kapılar açılır. Sandık kilitleri sökülür. Her gün yeni yeni alemlerin kapıları sana
açılır.
Süs olan altınlar her yerde aranır. Yıllarca ellerde dönen altın şimdi padişahların
başındadır. Ateşlerde yanan, türlü cefa çeken o altın şimdi padişaha taç, sultana
süstür.
Ey iman sahibi, kadere inan ve onun çeşmesi önünde dur. Herhalde kazalara rıza
göster, sabırlı ol… Ancak bu yolda Hakk’ı (CC) bulursun ve bu uğurda çalıştığın
müddet Hakk’a (CC) kavuşursun… Dünyada çeşitli ilimlere erersin, öbür alemin
ufukları sana açık olur.
Bu alemden göç edince, başyardımcın Hakk (CC); şefaatçin Nebiler (AS),
arkadaşların salihler ve doğrular olur…Sabırla bekle… Aceleci olma… razı ol, Hakk’ı
(CC) itham altına alma. Ümitli ol, ancak böylelikle ilâhi af ve keremin serinliğini
ruhunda duyar ve Hakk’ın (CC) ikramına nail olursun…
29. Makale: “ZAMAN OLUR Kİ, FAKİRLİK KÜFRE YAKLAŞIR”
Allah’a (CC) mutlaka kul olmak isteyen O’na (CC) iyi inanır. Ve her işini O’na (CC)
teslim eder. O kul, bilir ki, rızık babında Allah (CC) kefildir. Yine okul kanaat
getirmiştir ki, kendine ulaşan iyi bir iş, ilâhi fermandan habersiz değildir. Her hangi
bir fena hal de kaderi ilâhinin iktizasıdır.
Bilhassa şu ilâhi vade kopmaz bağlılığı vardır:
- “Bir kimse Allah’ın (CC) emirlerine bağlı olur ve O’ndan (CC) korkarsa, ona güç
yollar kolay olur. Bilmediği yerden rızık kapıları açılır. Kendisine tam tevekkül
edene Allah (CC) yeter.”
İman sahibi daima bu ayeti okur ve manasına göre ruhi inşirah duyar. Bolluk
devrinde bunu böyle bilir. Zaman olur, hikmet icabı bir imtihan belirince derhal
sızlanmağa başlar, ağlar, feryad ederse bu hal onun tam bir iman sahibi olmadığını
gösterir. O kimse bilmez ki, kader-i ilâhi ağlamakla, sızlamakla şekil değiştirmez. O
zavallının bu acıklı hali Peygamber (SAV) Efendimizin:
- “ Fakirlik zaman olur ki küfre yaklaşır.”
Hadis-i şerifinin manasına girer.
İman sahibi, hangi felaket olursa olsun, sarsılmaz ve maneviyatını bozmaz. İyi
inanmıştır ki: Herşey muvakkattır. Dünya muvakkat olduğu gibi, onun imtihan
devresi de muvakkattır. Yine kalbini Allah’a (CC) bağlayan bilir ki: Allah (CC)
istediği an kimseden belayı kaldırır. Bu Allah’ın (CC) lütfudur. Bir gün gelir,
kendisinin de imtihan devresi biter; afiyet ve bolluğa kavuşur. Daima şükreder.
Hamd eder. Sena eder ve bu hal, Allah’a (CC) kavuşuncaya kadar sürer…
Bu haller gösterir ki, ilâhi imtihanlar iki yönden tecelli eder. Biri; iman sahibinin
imanını arttırmak, diğeri ise; zayıf imanlının maneviyatını bozmak. Şayet o zayıf
imanlı tahammül gösterirse imanı kuvvet bulur.
Allah (CC) bütün kullarına bir çok yönden bela verir. Bu belalar çoğunun felaketine
sebep olur. Kul, o devrelerde Allah’a (CC) tam bağlanmaz, durmadan itiraz eder.
Allah-ü Teala’yı (CC) (haşa) töhmet altına sokmak ister, söver, sayarsa…. Bu onun
ebedi küfrüne sebep olur ve böylece dünyası ve ahireti berbatlaşır. Hakk’a (CC)
kavuştuğu zaman ilâhi rahmetten herkesin nasibi olur; ama onun olmaz. Çünkü
Rabbı (CC) ona darılmıştır. İşte Peygamber (SAV) Efendimiz bu hale işaret ederek
şöyle buyurmuştur:
- “Kıyamet gününde en nasibsiz olan, dünyada fakir, ahirette cehennem azabına
düçar olandır.”
Bu halden Allah’a (CC) sığınırız. Çünkü bu hal felakettir. Peygamber (SAV)
Efendimiz bu fakirlikten Allah’a (CC) sığınmıştır.
İkinci şahsa gelince: O, hakkıyla inanmıştır. Allah’ın (CC) birliğine ve O’nun (CC)
yapacağı her türlü eza ve cefaya razıdır. Zahirde cefa gibi görünen her halin bir
nimet olduğunu iyi bilir. Onda tam bir kanaat vardır ki, sevgili kullara kavuşmak
için onlar gibi yaşamak lazım. Peygamberlere (AS) varis olmak için, onların çektiği
gibi cefakar olmak gerek. Düşünür: Hangi alim, hangi fazıl, hangi hâkim, hangi
büyük ve nihayet hangi derviş ve hangi bende cefadan, hangi efendi zordan hâli
kaldı….
Ama, ne olursa olsun Allah’a (CC) dayanan herkes kurtulur. O’na (CC) inanmış olan
her imanlı dar zamanında daha geniş olur. İlâhi kement onların boynundadır. Sabır
dağları onları içine almıştır. Çünkü imanları kuvvetlidir. Çünkü kadere razıdırlar.
Bu sabır ve imandır ki; onu her an şükür yoluna sevkeder. Herşeye muvafakat, kaza
ve kadere ve ilâhi hikmete mebni olduğunu sezdiği her şeye boyun eğer. Bu yüzden
ilâhi rahmetin en büyüğüne erer. Gündüzleri onun için bir nur kaynağı, geceler ise
bir rahmet sofrası olur. Dışı hoş, içi boştur. Bu halde devam eder, tâ, Allah’a (CC)
kavuşuncaya kadar… Hâdî[1] Allah’tır (CC)…
[1] Hidayete erdiren, hidayet veren
30. Makale: YASAK OLAN ŞEY
İnsana: “Hangi işi yapayım, işin hilesi nedir?” gibi bir söz yasak edilmiştir.
İnsanı hayrete düşürüyor; çok kere “ne yapayım?” “Yapacağım işin sonu ne
olacak?” diye söylüyorsun… Sana verilecek cevap:
- “Yerinde dur, haline şükret!..”
Sana, bulunduğun halde kalmak emri verilmiştir; o emri veren bir gün olur yolları
açar. Her şey kendiliğinden yoluna girer. Allah’ın (CC) emirlerini iyi anla ve oku:
- “Ey iman sahipleri, sabırlı olunuz… Sabır yolunda birbirinize yadımda bulununuz.
Birbirinize iyi bağlanınız. Allah’tan (CC) çok korkunuz. Ümit edilir ki bu yolda
felaha eresiniz.”
Ey iman sahibi, Allah-ü Teala (CC) bu ayetinde, önce sabır emrini verdi; sonra bu
uğurda karşılıklı yardımlaşınız ve birbirinize kenetleniniz emrini verdi. Daha sonra
bunların terki çok büyük hata olduğunu anlattı ve:
- “Allah’tan (CC) korkun…”
Buyurdu… Bunun açık manası şudur:
- “Sabrı bırakmayın, çünkü hayır ve selamet ondadır.”
Sabrın büyüklüğüne işaret için, bir Hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur:
- “Vücutta baş nasılsa iman bölümleri arasında sabır da öyledir.”
Büyüklerin şöyle bir kelamı vardır:
- “Her hayır, sabırla işlenir. Herhangi bir hayrı yapana sevabı, o işteki sabrı kadar
verilir.”
Hemen bu kelama uyarak: Sabrınıza hiçbir işte iyilik yoktur, derler. Sonra Allah-ü
Teala (CC):
- “Sabırlı kişilere mükafatları hesapsız bol verilir.” Şeklinde buyurdu…
Kötülüklerden uzak oldukça Allah (CC) yardımcın olur. Sabırlı ol, sonunu bekle,
sabrın kadar mükafat alırsın.
Büyükler için ayetin tefsirine dayanarak buyurmuştur ki:
- “İttika sahiplerine Allah (CC) kolaylık yollarını açar… İstediği yerden rızık
gönderir.”
Bekle, sabırla bekle; ölüm gelinceye kadar bekle. Bu bekleme devresinde iman ve
sabrın dayanağın olsun. Yalnız Allah’a (CC) dayan. Çünkü, Allah-ü Teala (CC) şöyle
buyurdu:
- “Tevekkül sahiplerine Allah (CC) kâfidir.”
Sen sabır ve tevekkül sahibi olduğun müddet, muhsinlerden olursun. İşte Ayet-i
Kerime:
- “Allah (CC) muhsinleri sever.”
Dünyada ve ahirette sabır, her şeyin başıdır. İman sahibi sabrı kadar yükselir.
Muvafakat ve rıza derecesine sabırla kavuşulur. Daha sonra sabırla ilâhi fiilde
yokluğa kavuşulur. Bedeliyet hali ve sonsuz ferahlık alemi ondan sonra başlar.Sakın
sabrı bırakma; rezil olur, utanırsın. Dünya ve ahiretini kaybedersin. Allah (CC)
esirgesin her iki alemin hayrı da elinden uçar.
31. Makale: ALLAH İÇİN BUĞZ
Bir kimseye buğzettiğin zaman, onun işlerini kitaba arz et. İman ölçülerine vur.
Sünnet-i Nebiye (SAV) sun. Onlara göre iyi, sana göre hatalı ise, müjde; işlerin
Allah’ın (CC) emirlerine uygundur. Şayet onlara göre hatalı, sana göre iyi geliyorsa;
sen hata ediyorsun. Yanlış hareket ediyorsun, şahsi arzularına uyuyorsun.
Böyle buğzla sen hata içindesin. Allah’a (CC) asi oluyorsun. Sünnete muhalefet
ediyorsun. Bunların cezası büyüktür. Tevbe et, yaptığın bu hatadan dön. Allah’a
(CC) dua et, o sevmediğin kimsenin sevgisini kazanmaya çalış.
Hep Allah’ın (CC) kullarını sevmeğe mecbursun. Onların sevgisini kazanmaya devam
et. Allah’a (CC) tam kul olmak için seveceksin.
Ayrıca bir insanı sevmek için, yine şeriata arzet, eğer sevmeye layık bir insansa
sev… Aksi halde kaç. Ta ki, şeytan karışmasın…
Şunu iyi bil ki, Allah (CC), yalnız nefse muhalefeti emreder. Dolayısıyla nefsine
muhalif ol, hevesini hak ölçülere vur.
Sonra şu Ayet-i Kerimenin tehdidi altına girersin:
- “Hevaya uyma, sonra hak yolundan saparsın.”
32. Makale HAK SEVGİSİNE BAŞKASINI KATMAMAK
Birçok sözlerini işitiyorum, en çok şunları söylüyorsun:
- “Kimi sevsem aramız açılıyor. Ya ölüyor, ya kayboluyor. Yahut aramıza düşmanlık
giriyor. Çoğu zaman malım kayboluyor, param elimden çıkıyor. Bu yüzden
dostlarımla bozuşuyorum.”
Ey Allah’ın (CC) sevgili kulu, Allah (CC) Gayyur’dur. Sevgisine kimsenin ortak
olmasını istemez. Sevgilisine bakılmaya bile razı olmaz. Kendi sevdiği kulu
başkasına vermez. Hal böyle iken sen başkasına bağlanıyorsun. Şu Ayet-i Kerimeleri
işitmedin mi?:
- “Allah (CC) onları, onlar da Allah’ı (CC) sever.”
- “İnsanlar ve cin tayfasını bana ibadet ederler diye yarattım.”
Bazı müfessirler ibadeti, sevgi olarak açıklamışlardır.
Rasulullah (SAV) Efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyurdu:
- “Bir kul, Allah (CC) tarafından sevilince, iptilaya uğrar; buna sabrederse iktina
gelir başına.”
- “İktina nedir?”
Diyen bir Sahabî’ye (RA):
- “Çoluğunu çocuğunu, malını, mülkünü alır.”
Buyurdu. Çünkü mal ve evlat, Allah (CC) sevgisine perdedir. Hakk’ın (CC) sevgisi
bölünmez. İki sevginin arasına giren yanar.
Mala ve evlada sevgi çoğalınca, Hakk (CC) sevgisi azalır. İnsan bu sevgisinden ceza
görür. Çünkü Allah’a (CC) bir nevi şirk koşmuştur. Halbuki Allah (CC) zatına ve
sıfatına şirk koşanları sevmez. Gayyur ve her şeyden üstündür. Kendine karşı duran
her şeyi yok eder. Ta ki, sevdiği kulun kalbi yalnız zatına dönsün. İşte o zaman:
- “Allah (CC) onları, onlar da Allah’ı (CC) sever.”
Ayetinin manası tecelli eder.
Bu tecelli bir süre devam ederse, sonunda Hakk’a (CC) karşı koşulan ortaklar yani
şirk yok olur. Mal, çocuk ve şehevi arzular isteği gider. Mal sevgisi kalmaz. Kötü
hisler ölür. Veli olmak, başa geçmek, keramet sahibi olmak, kat, makam, dereceler
istenmez olur. Cennet ve onun dereceleri gözden silinir. Kalbdeki şahsi irade,
temenni yok olur. Suyu saf, içi temiz bir kap halini alır. Çünkü ilahi tecelli onu
kaplamıştır. Bu arada kalb yolunu şaşırdıkça ilahi tecelli onu yola getirir.
Kendinden başka her şeyi yok eder. Zaten başkası için oraya yol kalmamıştır.
Mevlanın (CC) azamet ve ceberut kuvvetleri orayı sarmıştır. Bunlardan başka her
şey için arada bir uçurum vardır. İlahi saltanatın vadileri o imanlı kalbin etrafını
çevirmiştir. Oraya yabancı yol bulamaz. Şayet bulacak olsa bile yokluğu mani olur.
Bir çok kimselerin yüksek derecelere erdiği olmuştur. Bunlar yetişmiş olmalarına
rağmen, bazı ufak tefek işlerle uğraşırlar. Bunlara yaptığı o işler zarar vermez.
Çünkü hiçbiri, kalb cihetine yanaşamaz. Zaten o dereceye eren kul, bunları ilahi
iradeye dayanarak yapar. Onlar; ilahi arzu icabı olduğundan, o sevgili kula bir lütuf
ve keramet olur. Onun yüzünden birçok zavallı kimseler geçinir. Ayrıca bundan
başka, çokça sevap kazanır. Sonra o işler bir başka yönden kulu tecrübe sayılır.Kul,
şahsi arzusunu karıştırmadığı süre işler iyi gider. Teslim olunca daha iyi gider.
Kötülüklere karşı, o nimetler bir nevi kalkan sayılır. Şöyle ki: Parası olur, haramdan
kurtulur. Çocukları olur kimseden yardım istemez. Ailesi olur, harama göz dikmez.
Velhasıl dünya ahiret selamet olur…
33. Makale: İNSANLARI DÖRT BÖLÜMDE ANLATMAK
İnsanlar dört kısımdır.
BİRİNCİSİ: Kalbsiz ve dilsizdir. Asi ve hissizdir. Allah (CC) buna hayır vermemiştir.
Sebebi: Bu ve benzerleri, hayrı istemezler, hayır yolunu sevmezler. Şu var ki; Bir
gün Allah (CC) rahmeti iktizası bunları yola getirir. Kudret eli bunların kalbine iman
ışığı tutar. Eğer istidatları varsa onlar da hak yola girerler.
Ama sakın bunlardan olma, onların ahlakını alma, onların hareketlerine katılma…
Hikmeti ise: Onlar azap, gazap ve felaket insanlarıdır. Yerleri cehennemdir,
arkadaşları şakilerdir. Ancak ilim sahibi isen, onlara yakınlık sana zarar vermez.
Çünkü onlara hayrı öğreten, doğru yolu gösteren bir insan olursun. Eğer kendine
güveniyorsan onların arasına gir ve Hakk’a (CC) davet et. Onlara doğru yolu öğret,
hak yola çağır. Görürsün ki; bu sohbetin hoş oluyor. Allah (CC) sana, Resullerin
(AS), Nebilerin (AS) kadar sevap verir. Bunu anlatmak için Hz. Peygamber (SAV) Hz.
Ali’ye (KV) buyurduğu bir Hadis-i Şerifi nakletmek yeter:
- “Allah (CC) bir kimseyi vasıtanla doğru yola getirirse, bunun sevabı yeryüzündeki
bütün mülke bedeldir.”
İKİNCİSİ: Dili vardır, kalbi yoktur. Herkese hikmetten konuşur ama kendisi amel
etmez. İnsanları doğru yola çağırır, kendisi kaçar. Başkasının hatasını büyük görür
ama kendisi durmadan yapar. Allah’a (CC) karşı edep ve terbiye yollarını öğretir
fakat kendisi büyük günahları işlemeye devam eder. İnsanlar arasında iyi görünür,
yalnız kalınca önüne geleni yutan hayvana benzer.
Peygamber (SAV) Efendimiz bu adamın durumuna işaret ederek:
- “Ümmetim için en çok endişe ettiğim şey dilli münafıklıktır.”
Buyurmuşlardır. Diğer bir Hâdis-i Şerifleriyle de:
- “Ümmetim için en korkulacak şey kötü bilginlerdir.”
Buyurmuştur…
Allah (CC) cümlemizi bu gibilerden korusun.
Bu zümreden çekin ve kaç, tatlı dili seni yakalar. Güzel (!) sözü seni aldatır. Günah
ateşi seni yakar. Onun manevi kir kokusu seni öldürür.
ÜÇÜNCÜSÜ: Kalb sahibidir, ama dili yoktur. Halbuki o Allah’a (CC) tam inanmıştır.
Allah (CC) da onu halkından gizlemiştir. Onun üzerine manevi bir örtü çekmiştir.
Gözünü halktan kapatmıştır. Bu insan yalnız kendi ayıbını görür ve onu gidermeye
çalışır. Kalbi tevhid nuru ile doludur. Bu nur, insanlar arasına karışmanın
güçlüğünü, onların ağzından çıkan sözün boşluğunu gösterir. O insan, selametin;
sükütta, sessizlikte ve yalnızlıkta olduğunu bilir. Peygamber (SAV) Efendimizin şu
hadisi-i Şerifini candan duymuştur.
- “Susan kurtulur.”
O muhterem insan her şeyi can kulağı ile dinler, bu dinledikleri arasında şu da
vardır:
- “İbadet on bölümdür, bunun dokuzu sükûttadır.”
Bu zat velidir. Allah (CC) onu kötülüklerden esirgemiştir. Daima selamet içinde
olur. Akıl ve fikir sahibidir. Allah’ın (CC) rahman sıfatı onda tecelli etmiştir. Hayırlı
insanla arasında, bu gibileri seçilir. Bu gibilerden hem hayır umulur, hem de
arkadaşlık edilir. Hakk (CC) onun işini gördürür, halk onu sever. Sen de sev, ona
yaklaş… Böyle yaparsan, Allah (CC) da seni sever. Bu gibi seçkin kulları ara, onların
hürmetiyle yüce Allah (CC) seni sevgili kulları ve salih kişiler arasına katar.
DÖRDÜNCÜSÜ: En yüksek derece buna verilmiş ve melekut aleminde kendisine:
- “AZÎM”
Adı verilmiştir. İşte Hazter-i Nebi (SAV) bu büyük zatın şanını tarif ederken şöyle
buyurmuştur:
- “Bir kimse öğrenir öğretirse… Ayrıca bildiği, öğrettiği ile amil olursa melekut
aleminde ona, AZÎM ismi verilir.”
Bu zat, alim-i billah’tır. Mertebeler ölçülürse en yüksek derece onun olduğu ortaya
çıkar. Dinin hikmet yönünü en iyi bilen odur. Allah-ü Teala (CC) birçok bilinmeyen
ilimleri onun kalbine yerleştirmiştir. Hiç kimsenin erişemiyeceği sırları ona
sezdirmiştir. Bu saf ve temiz kul, Allah (CC) tarafından seçilmiş, sevilmiş ve Hakk’a
(CC) cezbedilmiştir. İlâhi hikmetleri çözüldüğü kapıya yalnız bu insan yetişmiştir.
Hidayet yolları buna açıktır. Bunda istidat çok büyüktür. Ve bütün sırları anlamak
kabiliyeti vardır. Bunda bilgi sonsuz, hikmet ölçüsüzdür. Bu zat, Allah (CC) yolunda
bir şahtır. Hak yola o çağırır, kötülükleri onlara o gösterir, kıyamet günü şefaatçi,
dünyada temiz, Allah (CC) indinde herşeyi makbul ve merguptur. Doğrudur,
doğruluğu tastiklidir. Resul (AS) ve Nebilerin (AS) vekilidir. İşte Peygamberler (AS),
bunları vekil etmiştir.
İşte son had buraya kadar… İnsanoğlunun son durağı bu makama varır. Buradan öte
Peygamberlik başlar. Sana bu insan lazım. Bunu ara, bulunca muhalefet etme,
sözlerine darılma, uzak kalmaktan hoşlanma. Onu sev ve sözlerine bağlan, her
nereye varsan böyle birini ara ve zihninde onu gezdir. Şunu bil ki: O ne söylerse
selamet ondadır. Helak, bataklık başkadadır. Allah’tan (CC) onu iste, yol bundan
başkaya varmaz. Himmet başkalarında yoktur. Yolunu bu ülkeye vardırmayan
kurtulamaz. Ama Allah (CC) başka türlü emretmiş ise bir şey denemez. Allah’ın
(CC) doğru yolu gösterdiği kimselere kimse şaşmaz.
Ey iman sahibi; insanları sana bölüm bölüm gösterdim. Kendini düşün, eğer gözün
varsa bak. Bu sayılanlara basiret gözünü gezdir ve kendine bir sığınak ara. Eğer
kendine acıyorsan bunu yap ve kurtul.Allah (CC) , bize ve sana verdiği ve razı
olduğu yolları göstersin… Amin!…
34. Makale ALLAH’A DARILMAMAK
Allah’a (CC) çok darılıyorsun; O (CC) senin Rabbın (CC) olduğu halde onu töhmet
altına almak istiyorsun. O’nun (CC) her işine itiraz ediyorsun, zorla bağlanıyorsun.
O’na (CC) bağlılığın yolu zulüm ile oluyor. Halbuki O’na (CC) candan inanman ve
teslim olman lazım. Rızık babında sıkı olma, geniş ol. Zengin olursan herkese dağıt;
fakir olunca da sabırlı ol. Gün olur, güçlük gider, bela kalkar. Yaptığın bir yana
kalır. Bilmez misin her şeyin bir vakti var, o gelince olacak olan olur…
Şunu bil ki; malın çoğu bela getirir, çok isteme azla yetin. Bela biter, güçlüğün
sonu var, biteceği gün var. Sen yalnız sabırla bekle.
Bela vakitleri değişmez, yalnız onun içinde afiyetler olur, onu gör. Bela anında
ümitsizlik iyi olmaz. İmanla onu iyi gör. Fakirlik hali zenginliğe çevrilmez, ona
sabırla tat kat. Hile yoluna kaçma, doğru ol, samimi ol…
Hakk’a (CC) karşı edepli ol. Sukûtu, sabrı sev, buna devam et. Haz al. İlahi fiillere
uymaya çalış. Allah’ın (CC) emir ve fermanına karşı kalbinden bir şey geçerse tevbe
et. Şayet Hakk’ı (CC) töhmetleyen bir kusur ettinse nadim ol.
Şunu iyi öğren ki; Hakk (CC) kapısından başka kapı yoktur. O’ndan (CC) kaçmak
mümkün olmadığına inan ve hak işlerden intikam almanın imkansız olduğunu bil.
Günah yapmak yalnız seni körletir. Hakk’a (CC) yapacağın taarruz, yalnız tabiatını
karartır. İntikam hissi kullar arasında caridir. Vazife, bir kul tarafından verilmişse,
ondan kaçınma olabilir.
Her şey, bu dünya alemine çıkmadan çok evvel yaratılmıştır. Onların kârını,
zararını Allah (CC) bilir. Herşeyin ilki, sonu ona malûm, bir şeyin doğuşunu
gördüğün gibi gün olur batışının da seyredersin. Allah (CC), yaptığını iyi bilir,
yapacağı iş ona göre kolaydır. İşlerinde asla tenakuz bulamazsın. Yaptıklarında
yersizlik göremezsin. Boş iş yapmaz. Lüzumsuz şey yaratmamıştır, yaratmayacaktır.
O’na (CC) noksanlık izafe etmek caiz değildir. İşlerini beğenmeyen kişinin aklına
şaşılır.
Herşey biter, yeter ki beklemeyi bilesin. Bekle zorla bekle!.. Kendini sabra alıştır.
Nefsini, şahsi arzularını yen, onları emirlerine uymaya çabala. Kendini bütün
varlığınla sabır aleminde yok et!.. Bekle, bir gün hepsi biter, yok olur gider.
Herşey zamanla zıddına döner. Gün geçtikçe işler değişir. Evvela kış, ardından yaz
gelir. Bir zaman gündüz arkasından gece sarar. Akşamla yatsı arası:
- “Gündüz olsun…”
Dersen olmaz. Belki daha kararır, ışık olmaz. Taa, şafak atıncaya kadar, karanlık
devam eder.
Boynunu yüce emirlere eğ.. Allah (CC) için, iyi düşün, iyi sabret. Senin için olmayan
sana gelmez. Sana nasip olmayanı kimse eline tutuşturamaz. Hayatım pahasına da
olsa, sana yemin ederim ve sonra kendiliğinden açılır. O zaman istediğin hiç olur.
İstesen de istemesen de ortalık aydın olur, her yer aydınlığa kavuşur…
İşin hikmet tarafına aklın erince, işlerin kendiliğinden yürüdüğünü görürsün. Ne
isteğinle gündüz gece olur, ne de aksi olur. Çünkü güneş emrinde değil. Dünya
senin fermanınla dönmüyor. Rüzgar emrinle esmiyor.
Duan, her zaman alemde makbul olmaz. Çünkü burada istenenlerin çoğu, zamansız
ve yersiz isteniyor. Ama yine dua et, her an Allah’a (CC) yalvar, ancak duan kabul
olmayınca Allah’a (CC) sitem etme!..
- “Niçin kabul olunmadı…”
Diyerek şaşma… Zamanı gelince olan olur, burada bir şey olmazsa öbür alemde
sana sevap olur. Ama bağırıp çağırırsan, mahcup olursun… Derim ki: Daima dua
edeceksin… Çünkü her şeyden evvel sen bir kulsun. Allah’ın (CC) emirlerine
uymaktasın. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri:
- “Bana dua edin, kabul ederim.”
Buyuruyor. Diğer bir yerde de:
- “Allah’tan (CC) fazilet isteyin.”
Deniyor. Bu mevzuda daha bir çok ayetler vardır…
Duan her zaman duyulur ama, ihtiyacın kadar verilir. Sonrası öteki aleme kalır.
İhtimal ki her arzunun bu alemde yerine gelmeyişi bir hikmet icabı ve senin hayrına
olmaktadır. Sonra, her olan şey, Allah’ın (CC) kaza ve kaderine uygundur.
Arzun yerine gelmeyince Hakk’ı (CC) itham etme!.. Kabul olmadı diye ümitsizliğe
düşme!.. Daima dua et. Kârın olmasa bile zarar da etmezsin. Hemen olmasa bile,
bir zaman sonra olur.
Bir Hadis-i Şerifte şöyle buyruluyor:
- “Kıyamet günü hesap defterinde insan, yaptığı ibadet haricinde bir çok iyilik
bulur. Bunları bilemez, sorar, ona şöyle denir: ‘Bunlar dünyada kabul olmayan
dualarının karşılığıdır. Kader-i İlahi icabı orada yerine getirilmedi fakat sana
mükafat olarak burada veriliyor’.”
En azından halin, zikir olmalı. İhtiyacını O’na (CC) aç!. Başkasına bir şey deme!..
O’nu (CC) tevhid ederek, her derdini arzet… Duanın kabul edilmesi işini Allah’a
(CC) bırak….
Tekrar hatırlatmak yerinde olacak… Sana iki yoldan başka yol yoktur ve olamaz.
Gecen de gündüzün de aynı. Sağlığın da hastalığın da öyle. Darlık olsun genişlik
olsun değişmez. Ki o: Dua ve sabırdır, yani rıza…
İyi zamanda, darlıkta genişlikte hep böyle ol…
O iki hali biraz açalım:
En iyisi, benlik davasını bırakıp, Hakk’a (CC) bağlı olmandır. Tıpkı, bir ölü gibi
Hakk’a (CC) karşı iradesiz halde kalman… Bir süt çocuğu gibi, tam teslim olmandır.
Senin için hak fiil ve irade önünde, topçu önündeki top gibi olmak var. İlahi irade
böyle çevirir. Bu halinle sana, nimet gelirse şükür edersin… Şükür ettikçe de
nimetin artar. Çünkü Allah (CC):
- “Şükür ederseniz nimetinizi arttırırım.”
Diye vad ediyor. Darlık baş gösterince de sabredersin. Bu da senin için bir nimettir.
Darlık zamanı, sabreder; günlerin Peygambere (SAV) salât ve selâmla geçerse daha
ne istiyorsun… Bu; Allah’ın (CC) sana en büyük nimetidir. Her kula nasip olmaz, bu
ayetin:
- “Allah (CC), sabırlı kullarla beraberdir..”
Mealinde buyurulan yüce manasında bu bapta kayıt vardır.
Allah (CC), kullarına yardımıyla koşar; sebatını verir. Nefse, şeytana galebe çalması
için kula yardımcı olur… Bir ayette:
- “Eğer, Allah’tan (CC) yana olursanız o da size yardımcıdır. Dizlerinize kuvvet
verir.”
Buyuruluyor…
Nefsine muhalif ol; Allah’tan (CC) yana olmuş olursun. Allah (CC) yoluna muhalif
olan herşeye muhalif ol. Hakk (CC) emirlerini itirazla karşılama, kabul et, darılma.
Nefsine muhalif ol; Hak fiillerin içine düş, onlarda kaybol… Bunu yaptığın takdirde
hak için mücahid sayılırsın. Nefsin her başını kaldırdığında Allah’ın (CC) emriyle
vur. Onun karşısında kalkanla dur. Bu kalkan; sabır, muvafakat, sükûn, hak
emirlere teslim olmaktır. Bunları yapabildiğin an, Hakk Teala (CC) sana en büyük
yardımcıdır.
Bütün bunların sonunda, bir de büyük rahmete ermek vardır, ona “SALÂVAT”
derler. Bu makam Peygamberlere (AS) hastır. Bu “SALÂVAT” onlarındır. Sen bir
günahkar olduğun halde günahların bağışlanıyor, Nebiler (AS) için verilen sevaptan
hisse alıyorsun. İşte bu manayı ifade eden bir ayet-i kerime:
- “Onlara musibet veya bir bela karşı geldiği zaman, ‘biz Allah (CC) içiniz,
dönüşümüz O’nadır (CC)’.”
Derler. Onlara Rabb’larından (CC) salavat olsun. Rahmet onlaradır. Hidayete eren
onlardır.
Buraya kadar anlatılan yaşamak zorunda olduğun iki halin ilkiydi.
İkincisine gelince: Sen Rabb’ına (CC) yalvardıkça ona yaklaşmış olursun. Allah’ın
(CC) emirlerini tut. Senin yalvarmak hakkındır, ayrıca vazifendir. Hakk’a (CC)
tazarru ve niyaz ettikçe, bu vazifeyi yerine getirmiş olursun.
Sakın dualarına yanlış şey girmesin. Bu mühim vazifeyi Hakk’a (CC) imanla yap!..
Duanı aziz bir yolcuyu uğurlar gibi yap. Çünkü dua, Hakk (CC) katında sana yer
hazırlar…Şunu tekrarlamakta fayda görüyorum. Duana derhal icabet olunmazsa
hemen bağırıp çağırmaya kalkma. Dua hem kabul olunur, hem de olunmaz. Her
ikisi de senin için musavi olmalı. Sonra bu olanlardan ibret almalısın… Sakın haddi
aşanlardan olmayasın. Çünkü baş vuracak kapı yoktur. Sakın, nefsinin iyiliğini veya
kötülüğünü bilmeyen zalimlerden de olmayasın. Allah (CC) seni helak eder. Hiçbir
şey bu helak işinden Hakk’ı (CC) alıkoyamaz. Geçmiş ümmetleri de helak etti.
Şöyle ki; dünyada içinden çıkılmaz bela ile öldürür, kıyamet günü en kötü azaba
sokar…
35. Makale: VERA ÜZERİNE

Vera’[1] sahibi ol, aksi halde felaket yakınına gelir. O zaman seni hiç bırakmayan
güçlükle bir yakalar, öldüm desen bırakmaz. Şu var ki; Allah’ın (CC) rahmetini de
hiçbir şey önleyemez. Ona da tam istidat kazanmak gerek. Hz. Peygamberden
(SAV) şöyle bir Hadis-i Şerif rivayet edilmiştir:
- “Allah (CC) yolunun hak pusulası, VERA’dır. Şüpheli işler peşinde giden bir gün
harama düşer. Tıpkı sınırda hayvan yayan çoban gibi. Günün birinde sınır aşılır,
çoban belasını bulur.”
Hz. Ebu Bekir (RA). şöyle buyurdu:
- “Biz, harama düşmeyelim diye en az yetmiş mubah terkederiz.”
Hz. Ömer (RA) ise şöyle buyurdu:
- “Biz en az ondokuz helali, harama kaymayalım diye yapmadık.”
Onlar tam VERA’ sahibi insanlardı. Haram korkusu yüzünden helali ve mubahı
terkederlerdi. Bunu şu Hadis-i Şerife dayanarak yaparlardı:
- “Her sultanın bir sınırı vardır. Allah’ın (CC) sınırı ise haramlardır. Her kim sınır
yakınına gelirse tehlikeye kapılması mümkündür.”
Her sultanın bir hisarı vardır. Her kim oraya girerse, birinci kapıyı geçmiş olur.
Sonra ikinciyi daha sonra üçüncüyü….
Böylece saltanat kapısının gölgeliğine kadar varmış olur.
Bunun durumu her ne kadar tehlikeli ise de, sadece birinci kapıda durmasından
iyidir… yani, sahrada olanın durumundan. Çünkü kendisini koruyacak sultanın
askerleri ve bekçileri vardır.
Çünkü birinci kapı dışarı sayılır. Orada her çeşit vahşi hayvan ve düşman bulunur.
Kendisini kurtlar kapabilir. O sebepten ne yapıp yapıp birinci kapıyı aşmak lazım.
Kapıyı aşınca padişahın askerleri vardır. Dışarıda ise düşman.
İşte azimet bunun için; VERA’ bu yola varmak için olmalı. O bekleme anında ilahi
yardımın kesildiği görülse bile, insan ümitsizliğe düşmemelidir. Hele hak yoldan
ayrılmak hiç olmaz.
VERA’ en büyük ibadettir. Ancak insan çok daraldığı zaman ruhsatlarla amel
edebilir. O da emir ve hadleri aşmamakla. Ruhsat bir yardımdır, ancak ibadet ve
taatte kullanmalı. Çok kere ruhsatları terketmek yerinde olur. Daima ruhsatla
hareket eden irade sahibi olamaz. Nefsine dizgin vuramaz. Bu hale düşünce
Allah’ın (CC) yardımı kesilir. Çünkü ilahi yardım, darda kalmışlaradır. Kolaylık
yollarını tutunca yardımdan mahrum olursun. Şahsi arzular seni kaplar, heva,
nefsin seni sarar. Bilmeden haram yersin. Dinden çıkar, şeytanlar zümresine dahil
olursun. Halbuki şeytan Allah’ın (CC) düşmanıdır. O hak yoldan şaşırmıştır. Bu
halde ölürsen helak olursun. Ancak, Allah’ın (CC) rahmeti kavuşursa ona bir şey
denmez.
Son olarak şunu demek isterim ki: Baş tehlike dinde şüphelilere koşmaktır.
Dolayısıyla selamet, irade sahibi olup çalışmaktır.
[1] Harama düşmek korkusu ile şüpheli işlere yanaşmamak
36. Makale: DÜNYA VE AHİRET İŞLERİ
Ahiret sermayen olsun. Dünyayı ticaret yeri say. Zamanını sermayeni batırmamak
için evvela ahiretine sarfet. Eğer fazla kalırsa onu da dünyaya harca, geçimini
sağla. Sakın dünyayı sermaye, ahireti ticaret saymayasın. Bunu yapınca namazını
vaktinde kılamazsın. Kılsan da erkanını yerine getiremezsin. Rukûu belli olmaz,
sücûdu belli olmaz. Çünkü senin için maksat dünya olmuştur. Yorgunluk gelir,
uyursun. Namazın kazaya kalır, kılamazsın. Gece cife gibi yatar, sabahları tenbel
olarak kalkarsın. Nefis seni peşinden sürükler, heva seni takip eder. Şeytan artık
sana hakimdir. Böylece ahiretini dünyaya satmış olursun. Sen bu durumda nefsin
kulu ve onun uşağı olmuşsun. Halbuki sen onu emrine alacak, terbiye edecek,
doğru yola getireceksin. Bu, onun ahiret tarafı idi. Yani iyilik yüzü idi. Ama sen
böyle yapmadın, onu hakkıyla idare edemedin. Onun sözlerini kabul etmekle zulüm
ettin. Onu kendi başına bıraktın, netice lezzete, zevke, sefaya daldı ve şeytana
uydu. Sen de ona uydun. Daha sonra hem dünyan battı, hem de ahiretin.
Yarın kıyamet günü iflas halinle meydana çıkarsın. Orada ne din bakımından, ne
dünya bakımından hiç karın olmaz. Ne kazandın nefse uymakla?.. Eğer onu doğru
yola getirseydin, her iki cihanda da mesut olacaktın. Nefse uymadan ahireti
sermaye kabul etseydin, her ikisini de kazanacaktın. Ayrıca dünyadaki nasibin, bol
ve rahat gelecekti. Sen her kötülükten temiz ve her pislikten beri olacaktın.
Peygamber (SAV) Efendimiz buyurdu:
- “Allah (CC), dünyayı ahiret niyetine göre verir. Ahireti, dünya niyetine göre
vermez.”
Niçin aksi olmuyor? Olmaz, çünkü ahiret Allah’a (CC) kulluktur. Allah’a (CC) kulluk
niyeti ile ibadet eden ahireti bulur. Niyet ibadetin ruhu ve özüdür. Kötülüklerden
çekinerek ibadet edersen dünyan hoş olur. Dünya bir yana der, yalnız ahireti
arzularsan Allah’ın (CC) öz kullarından ve O’na (CC) halis ibadet edenlerden
olursun. Dolayısıyla ahiret nimeti senin için olur. O nimetlerin başında cennet ve
Allah’a (CC) yakınlık gelir.
Dünya sana hizmet eder. Kısmetin kendiliğinden gelir. Çünkü her şey yaratanına
bağlıdır. Eşyanın haliki ise Allah’tır (CC), sen de O’nun (CC) öz kulu olduğuna göre,
her şey senin olur.
Ahireti bırakır dünyaya çalışırsın. Hakk (CC) sana gazabını karşı yapar. Ahireti
kaybedersen, dünya sana isyankar olur. Her şeyini güçlükle alırsın, ufacık bir
makam elde etmek için güçlük çekersin. Çünkü Allah’ın (CC) sevmediği bir insan
oldun. Dünya ehli olup ötekini kaybetmeyi mi, yoksa ahiret ehli olup dünyada
manevi bir huzur duymayı mı?
İnsanlar iki kısımdır. Biri dünya arar, diğeri ahiret. Bunlar kıyamet günü de böyle
olacak. Bir kısmı cennet ehli, diğer kısmı da cehennem…
Yine o gün, bir kısım insanlar hesap çokluğundan korunurlar, bunlar ahiret ehlidir.
O günün uzunluğunu anlatırken:
- “O gün, dünya gününe göre bir günü ‘bin’ senedir.”
Buyuruldu. Yine o gün bir kısım insanlar Peygamber (SAV) Efendimizin buyurduğuna
göre şöyle anlatılır:
- “O gün siz, arşın gölgesinde rahat edersiniz, lezzetli meyveleri yer, tatlı
yemekleri tadarsınız. Kardan daha beyaz, soğuk ballardan afiyetlenirsiniz…”
Diğer bir Hadis-i Şerifte ise şöyle buyuruldu:
- “Cennet ehli, o gün yerlerine bakarak görürler. Hesap bitince yerlerine giderler.
Onlar yerlerini tanırlar. Dünyadaki evlerine gider gibi, cennetteki yerlerine
varırlar.”
Bunlara verilen bu yüksek derece, dünyayı terkettikleri için oldu. Dünyayı attılar
bir yana, Allah’a (CC) kul oldular. Diğer kısmın, şiddetli hesaba maruz kalması ise
dünyaya tapmaları yüzünden oldu. Dünyaya tapmanın neticesi onları öbür alemde
buldu.
Allah’ın (CC) emri hilafına gidiş felakettir. Bu hataların hepsi yarın senin önüne
çıkar. Hata işleme, hata ettikçe batarsın. Kitap ve Peygamberin (SAV) emirlerinde
bulun, yoksa ne iyilik, ne kötülük kaybolur.
Nefsine acı; ona rahmet ve şefkatle bak. Onu kötü yola atma. Ona hata işleme
fırsatı verme. Onu birinci sınıftan yapmağa çalış, ikinci sınıftan koru. Nefsine kötü
arkadaş seçme, insan ve cin şeytanlarından onu esirge. Kitap ve sünneti eline al.
Her zaman onları gör, onlarla amel et. Oldum olası sözlerle uğraşma. Boş
heveslerle kendini yorma. Allah-ü Teala (CC) şöyle buyurdu:
- “Peygamberlerin (AS) getirdiklerini alın, yasak ettiği şeyleri yapmayın.”
Allah’tan (CC) korkunuz. O’na (CC) muhalefet etmeyiniz. Ameli terkediyorsunuz.
Peygamberlerin (AS) getirdiği şey ile amel etmiyorsunuz.
Boş işle nefsini aldatma, amel ve ibadetini daima yap. Yeni icadlar çıkarmaya
kalkışma. Allah-ü Teala (CC) icatçı bir kavim hakkında şöyle buyurdu:
- “Bir kısım dini kisve giyenler icat çıkardılar, halbuki biz onlara böyle şey
yazmamıştık.”
Sakın icatçı olma, uyucu ol. Hakk’a (CC) uy, Peygamber (SAV) yolunu tut. Allah-ü
Teala (CC) Hz. Peygamberi (SAV) kötülüklerden temiz kılmıştır. Peygamberimiz
(SAV) hakkında şöyle buyurdu:
- “O (SAV) kendiliğinden konuşmaz. O’nun (SAV) konuştuğu vahiydir. O’na (SAV)
vahyolunur.”
Yani Peygamberin (SAV) getirdiği bendendir. Şahsî ve indî mütealası değildir.
Dolayısıyla O’na (SAV) uyunuz. Sonra Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurdu:
- “Allah’ı (CC) seviyorsanız bana uyun. Bana uyarsanız Allah da (CC) sizi sever.”
Anlaşılıyor ki; sevgi sevilene uymakla olur. Söz ve hareketle Peygambere (SAV)
uymak gerekir.
Peygamber (SAV) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdu:
- “Çalışmak adetim, tevekkül halimdir.”
Zayıf iman sahipleri çalışmasına güvenir. Çalışmak, Peygamberin (SAV) sünnetidir.
Kısmetli iman sahipleri tevekküle bağlanır. Çalışmaya devam edersen Peygamberin
(SAV) sünnetini işlemiş olursun. Tevekkül yoluna kıymet verdikçe de Peygamber’in
(SAV) ruhaniyeti seni sarar. Allah-ü Teala (CC) tevekkül üzerine şöyle buyurdu:
- “İnanıyorsanız Allah’a (CC) tevekkül ediniz. Allah’a (CC) tevekkül edene O (CC)
yeter. Allah (CC) tevekkül edenleri sever.”
Bu ayetlerle sana tevekkül emri veriliyor. Bunu Hakk Teala (CC) Peygamberine de
(SAV) emretti. Her halinde Allah’a (CC) tevekkül et. Allah’ın (CC) emri haricine
gitme. Her halinle Allah (CC) ve Peygamberin (SAV) emrini rehber tut. Çünkü
Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurdu:
- “Emrimiz haricinde işlenen hiçbir şey makbul değildir.”
Bu emir her şeye şamildir. İster dünya, ister ahiret, ister söz, ister iş hepsini işine
alır.
Benim için Allah’tan (CC) başka Allah, Peygamberden (SAV) başka peygamber
yoktur. Kur’an ve sünnet yolundan başka, her kapı kapalıdır. Biz onlara göre amel
etmeliyiz. Aksi, şeytan ve nefsin yoludur. Allah- ü Teala (CC) bu manada şöyle
diyor:
- “Hevaya tabi olma, seni yoldan alır.”Selamet kitap ve sünnettedir. Helak bunların
haricindedir. Kul, bunlarla yükselir. Veli, bedel ve gavs makamlarına bunlarla erer.
Velhasıl, insan-ı Kamil bu yolda yetişir. En doğrusunu Allah (CC) bilir.
37. Makale: HASEDİN KÖTÜLÜĞÜ
Ey iman sahibi, seni bir tuhaf görüyorum. Komşuna hasetli bir haldesin. Onun
yemesini çekemiyorsun. İçmesinden hoşlanmıyorsun. Onun giydiği sana tuhaf
geliyor. Evi gözünde büyüyor. Hanımı dahi senin için çekilmez bir dert oluyor. O
Mevla (CC) nimeti içinde zengin olmuştur. Onun zenginliğinde bir türlü hoşluk
bulamıyorsun. Bu hallerin neden oluyor?
Bilmiş olman gerekir ki, bu halin iman zafiyetinden ileri geliyor. Bu hal seni
Allah’ın (CC) rahmet nazarından uzaklaştırır. İlahi gazabı üzerine çeker. Peygamber
(SAV) Efendimiz kudsi hadisi ile hasedi şöyle anlatmıştır:
- “Hased eden nimetimin düşmanıdır.”
Ayrıca; Peygamberimiz (SAV) bir Hadis-i Şerifinde buyurdu:
- “Hased, iyilikleri yer. Ateş odunu yaktığı gibi iyilikleri bitirir.”
Zavallı!.. neye hased ediyorsun. Sen mi verdin o nimetleri? Onları sen değil, Allah
(CC) verdi… Allah’ın (CC) verdiği nimete nasıl hased edersin. Allah-ü Teala (CC):
- “Onların dünya geçimlerini aralarında dağıttık..”
Diye haber vermiştir.
İlahi nimetlerle beslenen o adamı hor görme. Ona karşı hased etme. Onun nimeti
için de kimse hak iddia edemez. Herkese Allah (CC) nasibince verir, herkes nasibini
bulur.
Bu halinle o akılsız bir duruma düşmektesin ki, senden daha akılsız daha cahil,
bahil ve cahil görülemez. Acaba o adamdakileri senin mi zannediyorsun. Bu o kadar
cahilliktir ki, tarifi imkansız. Eğer sana gelecek bir şey varsa başkasına gidemez.
“HAŞA” Allah’a (CC) mı kin tutuyorsun. Halbuki Allah-ü Teala (CC):
- “Emrim değiştirilemez. Ben kullara zulum etmem.”
Buyuruyor. Allah (CC) sana zulmetmez. Senin kısmetini başkasına vermez. Bunu
böyle bil. Aksini düşünme, cahillik etme.
Allah’ın (CC) verdiği nimete karşı durmak hıyanettir. Kendine zulumdur. Sonra bir
nevi yere hased etmektir. Çünki, o hased ettiğin insanın nimeti yerden çıkar. Altın,
gümüş yerden gelir. Bunlar miras olarak gelir. Geçmiş ümmetlerden. Ad, Semud,
Kisra, Kayser’lerin elinden geldi. Bir zamanlar bu mallar, bu mülkler onlarındı. Asıl
onlara hased etmek lazım. Çünkü komşunun malı onların malının milyonda biri olur.
Senin bu hasedine bir misal vardır:
Bir insan koca bir sultanı askeri, mülkü, tacı, tahtı ve bütün saltanatı ile görüyor.
Onun çeşitli nimetlerini her an seyrediyor. Buna hased etmiyor. Beri yanda
padişahın köpeklerinde birine hizmet eden bir yabancı köpek görüyor. Yabancı
köpek ile yerli köpek oturuyor, kalkıyor. Her türlü geçimini onun sayesinde
sağlıyor. O zavallı adam bu hale tahammül edemiyor. O yabancı köpeğin ölmesini
yerine kendinin geçmesini temenni ediyor.
Bu hal alçaklığın ve hasisliğin en büyüğüdür. Böyle düşünen bir adam için, zühd,
inanç diye bir şey olmadığı gibi, ondan daha ahmak, daha bilgisiz kimse de olamaz.
Zavallı, eğer kıyamet gününde o hased ettiğin komşunun başına gelecekleri bir
bilsen, hiç hased etmezsin. Eğer, o adam Allah’ın (CC) emrine uymuyorsa,
nimetlerin hakkını ödemiyorsa onun başına gelecekleri yalnız Allah (CC) bilir. Allah
(CC), nimetleri kendi yoluna sarf edilsin diye verir, aksi halde nimet felaket olur.
Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyuruyor:
- “Kıyamet gününde bir takım insanlar etlerinin makasla kesilmiş olmasını isterler.
Buna sebep, zavallı kimselerin dünyada çektikleri bela yüzünden orada aldıkları
sevabı görüp, imrenmeleridir.”
O gün, senin zengin komşun bir fakir olmayı ister. Kıyamet günü bir sürü hesabın
görülmesi ve münakaşası onu yorar. Güneşin sıcaklığı altında beyni pişer. Böyle
günlerce bekler. Oranın bir günü, buraya nisbetle elli bin senedir. İşte o dünyadaki
nimet hesabını böyle verir. Halbuki sen, eğer hased etmeden sabırlı durursun.
Dünyada güçlüklere sabredenler orada rahat eder. Sıkıntılara göğüs gerenler, orada
mesud olur. Sen de dünyada iken kazaya, kadere iman edip, kaderine razı
olduğundan orada en büyük nimete mazhar oldun. Başkasının zenginliğine göz
dikmediğin için, orada tam afiyet buldun.
İşte dünyada kendi hastalığını, başkasının iyiliğine, darlığını başkasının genişliğine,
düşkünlüğünü başkasının iyiliğine tercih edenler öbür alemde arşın gölgesine
sığınırlar..Sana en büyük tavsiye: Belaya sabret, nimetlere şükret ve her işini ulvi
gök kubbesini yaradana ısmarla…
38. Makale: DOĞRULUK VE NASİHAT
Yaradanına (CC) karşı doğruluk gösteren, yabancıdan kaçar, sabah akşam Hakk’la
(CC) olur. Gayrısına yüz vermez.
Ey cemaat!.. Size ait olmayanı istemeyin. Hakk’ı (CC) birleyin, şirk koşmayın.
Allah’a (CC) yemin olsun ki, kader okları sizi bulur. Bir defa yerinden çıkan kader
oku, nerede olsanız sizi bulur. Kendini hak yola vermişler, Hakk’tan (CC) gayrisini
yitirirler, fani varlıkları yok olur. Sonra Allah (CC) onlara kefildir.
39. Makale: AYRILMAK, BİRLEŞMEK VE NİFAK
Her hangi bir şeyi ilahi emir olmadan nefse uyarak almak inattır. Kötülüktür.
Nefse uymadan almak iyidir. Fakat pek iyi değildir.
Arzu etmeden geleni almak hoştur, yalnız ahlak nizamına uyması şarttır.
Allah’ın (CC) göndermiş olduğu rızkı kabul etmemek, almak için manevi bir emir
beklemek yerinde bir iş değildir. Buna riyakarlık denir. Münafıklık olur.
40. Makale: SALİK’İN YETİŞMESİ
Bu günkü halinle ruhaniler zümresine girmeyi özleme. Bütün varlığın yok
olmadıktan sonra erenlere katılamazsın. Bütün duyguların tek tek hak yola girmeli.
Bir bir varlığın maddi alemden ayrılmalı.
Şöyle bir dünya aleminden silkinip varlığını kurtarmalısın. Tuttuğun hak için,
hareket ve sükûnun O’nun (CC) için olmalı. O’nu (CC) gör ve O’ndan (CC) işit.
Hakk’ı (CC) konuş, Hakk’a (CC) yapış, O’nun (CC) için çalış, aklın Hak işlere ersin.
Bir zamanlar yoktun. Sonradan sana bir varlık izafe edildi. İşte bu varlık, seni
Hakk’tan (CC) ayırdı. Ruhaniler zümresine girmene mani oldu. Bu varlıkları
terkedince ermiş olursun. Erince de, ruh olursun. Ruhaniler zümresine girersin.
Sır ol… Tek ol… Sırrın sırrı, gizlinin gizlisi, her şey sana düşman görünmeli: Seni
Hakk’tan (CC) uzak tutan her şey… Bu düşmanları içinden seçmelisin.
İşte İbrahim (AS):
- “Bana Rabbülaleminden (CC) başka hepsi düşmandır.”
Buyurdu. İbrahim Halil (AS) putlara:
- “Düşman…”
Diyordu… Şimdi senin için put zahirde yoktur, ama gizlide çoktur… Hakk’tan (CC)
başkalarıyla meşgul eden her şey sana düşmandır, sana puttur. Bu putları bırak.
Halktan bir şey umma. Görürsün ki sır alemi sana açılmış, ruhaniler alemi sana açık
olmuş…
Kimsenin bilmediğini bilmeye başlarsın. Yapılamayacak işler senden zuhur etmeye
başlar. Adet dışı, tabiata uymayan işler görmeye başlarsın. Bu işler, gerçekte öbür
aleme has ise de sana burada görmek nasib olur. Çünkü öldün dirildin. Varlığını
Hakk (CC) yolunda yok ettin. Ölmeden evvel ölenlerin sırrına erdin. Kudret alemi
sana kapı açtı. Her halinle oranın malı oldun. Artık kudret aleminde yaşayanlar gibi
işitmen, konuşman, tutman, görmen, yapışman, yürümen, akıl etmen… Hasılı huzur
ve sükunun Hakk’la (CC) olur, başkası sende yoktur. Hiçbir şeyi göremez olursun.
Çünkü senin için, Hakk (CC) varlığından başkası yoktur.Yalnız bu alemin içine
dalınca Allah’ın (CC) emirlerini bilmen gerek, yasaklarına katiyyen yakın
olmamalısın. Eğer Peygamberin (SAV) yaptıklarının birini terk edersen şeytana
oyuncak olduğunu bil. Hemen ilahi emirlere koş, şahsi arzulara düşme. Hangi iş;
Allah (CC) ve Peygamberin (SAV) emrine uymazsa, o iş sapıklıktır. En doğrusunu
Allah (CC) bilir….
41. Makale: FENÂ VE KEYFİYETİ
Sana bir misal getireceğim. “Fena” üzerine olacak. Şunu demek isterim. Bir sultan,
halk içinden seçeceği kimseyi bir beldeye tayin eder. Ona her türlü yetkiyi verir.
Bir vali için lazım olan her çeşit nişanları takar. Borozan, bando, asker vs. Bu hal
bir müddet devam eder.
Aradan zaman geçer. O vali kendini beğenmeye başlar. Padişahın nimetini unutur.
Sanki o yer kendisine bakidir. Kendini beğenir,ilk halini unutur, eksiğini hatırlamaz,
eski fakirliği aklına gelmez. Halbuki bir zamanlar bir köşede unutulmuştu.
Bu kibir o zavallıyı sarar. Kendini çok beğenir. Firavunlaşır. Bu hali çok iyi bilen şah
onu azleder. Öyle bir hal alır ki, ilk devrini arar ama eline geçmez.
Padişah ondan yaptıklarının hesabını sorar. Bütün hatalarının cezasını çektirir.
Emirlerin yapılmayışı, yasaklara tecavüz etmek o zavallıya pahalıya mal olur. Çok
feci bir şekilde hapsolur. En dar yere tıkılır. Büyük sıkıntıya düşer. Devamlı bir
ihtiyaç içinde kıvranır. Bu kıvranma onun için iyi olur. Böbürlenmesi ölür. Kibri
gider. Haddini bilir. Nefsi körlenir. Şahsi arzusu söner. Benliğini eritir. Bunlar
padişahın gözünden kaçmaz. O şahsın bilgisi bunları kaybetmez.
Bu durumda padişahın merhamet nazarı ona dokunur. Rahmet ve merhamet
nazarına mazhar olur. Dolayısıyla, zindandan çıkarılma emrini verir. Bu arada
bütün in’am ve ihsanını ona yağdırır. Eski devletini verir. Ayrıca o miktarın iki misli
de mükafat verir. Artık bu iş böyle devam eder. Bundan sonra kötülüğe girmez.
Kibri, gururu unutur. Saf ve temiz olarak vazifeye devam eder.
İşte bu misal bir iman sahibinin halidir. Bir kimse Allah’a (CC) yaklaşınca, Allah
(CC) onu sever ve seçer. Kalb gözü açılır. Nimet, in’am ve ihsan kapıları ona açık
olur.
Zaman olur, o kalb gözü ile kimsenin görmediğini görür, işitmediğini işitir, akla
hayale gelmeyen garip işler seyreder. Yerin, göğün hikmetini anlar. Onlardaki
esrarı çözmeye başlar. En güzel vaadi alır. Vaad olunduğu şey kendisine bol bol
verilir.
Hakk’a (CC) yaklaşır. O’nun (CC) güzel sözlerini duyar. Bu duygu yalnız safiyetten
ve manevi yükselmeden gelir. Bu hale fenaya ermiş kişi kavuşur.
O sözün hikmetini söyler. Çünkü kalbi temizdir. Safiyete ermiştir. O temizliğin
nuru, kalbten dile gelir. O nurlu hal, o büyük insanın her halinde sezilir.
Fenaya ermiş olan kibirli değildir. Gönlü engin olur. Dışı mütevazi insanlar gibi
olur. Aldığı helâldir. Her haliyle Allah’ın (CC) yasaklarına yanaşmaz. İşte bu halde o
insan kendinden emin olur. Kendini huzur içinde görür. İşte bu hoşluk bir zaman
devam eder, bunun bir daha gitmeyeceğini sanır aldanır. Aniden belaların kapısı
açılır. Çocukları yok olur. Malı telef olur. Kalbindeki huzur bozulur. İlk zamanda
verilmiş olan bütün nimetler yok olur.
Bu haller bu zatı hayrette bırakır. Üzülür, kalbi kederle dolar. Zahirine baksa yalnız
kötülük görür. Kalbine dönse, yalnız hüzün ve zulmet görür. Allah’a (CC) dua etse
icabet bulmaz. Bir yandan vaad alsa verildiğini göremez. Birine bir şey vermek
istese yerine getiremez. Bir rüya görse tabir etmek kolay olmaz. Halka karışmak
istese yapamaz. Şayet bir kolaylık bulup halka gitmek istese derhal bela ile
karşılaşır.
Halkın eli, bu durumda ona musallat olur. Neredeyse tırnaklarıyla vücudunu
parçalarlar. Dilleri ırzına malına dokunur. İlk halinden bazı şeyler anlatmak isterse,
diyemez. Evvelce gördüğü nimete karşı, şimdiki belayı hoş görse yapamaz. Bu
halde, nefis onu böyle yok eder. Heva, şahsi arzu onu ilk halden alıkoyar. Manevi
yolculuğu tükenir. Oluşlar durur. Manevi hal kapanır. Daimi bir telaş içinde kalır.
Her gün sıkıntısı üzüntüsü çoğalır. Bu haller devam ederken haberi olmadan manen
yükselir. Birden kapı açılır, bu açılış ani olur, açılışla beraber maddi ve manevi
varlık yok olur, yalnız ruh kalır.
İşte bu halde işler başka olur. Batıni deruni sesler işitir. İlk söz; Hz. Eyyub’a (AS)
olduğu gibi tecelli eder:
- “İşte sana, tatlı su, iç ve şifa olduğunu bil, yıkan!.. Ayağını vur, o çıkar…”
Kalbinde rahmet çeşmeleri akmaya başlar. İlahi rahmet ve şefkat onu diriltir, ona
hakikat kapıları açılır. Gönül yolları gösterilir. Her kuvvet karşısında söner. Her
varlık hizmetine koşar. Diller onu över. Her canipten onun ziyaretine koşarlar. Şah
diye geçinen, kendilerini yaratıcı olarak tanıtanlar, onun kapısında köleye
benzerler.
O, insan olmuştur. Rahmet onun yüzünden okunur. İLAHİ NUR, gözlerinden çıkar.
Kendisini de halinden memnun eder. Bu hali Hakk’a (CC) varıncaya kadar devam
eder.
Sonra kavuşacağına kavuşur. Dünya gözü onu görmez, buranın duygusu o alemi
sezemez. Allah-ü Teala (CC) onlara hazılanan nimetleri anlatırken şöyle
buyuruyor.- “Onların mükafatı büyüktür. Buradaki ölçüler ve tartılı bilgi onları
bilemez. O göz kamaştırıcı nimetleri hiçbir nefis bilemez.”
42. Makale: NEFSİN İKİ HALİ
Nefsin iki hali vardır. Üçüncüsü yoktur. Biri bela diğeri afiyet…
İnsanlar, başlarına bir bela geldiği zaman bağırır, çağırır, Allah’ı (CC) şikayet eder.
Allah’a (CC) darılır. Her şeye itiraz eder. Hakk’ı (CC) töhmet altına almak ister. Ne
sabır bilir, ne de bir nasihatçıya uyar. Yalnız kendi aklına göre Allah’a (CC) (haşa)
eş bulma yoluna girer, bir uygunsuz hareket yolu bulur. Öylece gider.
Afiyet haline gelince; ondan daha iyisi yoktur, güler, oynar sevinir. Zaman
kaybetmeden şehvet yollarına koşar. Hiç biriyle yetinmez. Biri eskiyicince yenisini
aramaya koyulur. Yemek beğenmez. İçkilerin her çeşidini sofrada bulundurur.
Evinde hanımını da hemen savar, onun da yenisini arar. Evini beğenmez, iyisini
arar. Binek işi de çok önemlidir. Daima günün en iyisini ister. Elinde olan her şeye
bir ayıp bulur, hemen yenisini tedarik etmeye koyulur. Böylece bütün rahatını
kendi eliyle kaçırır. Bilmez ki, her şey kendisi için değildir. Buna akıl erdiremeden
iyi şeylerin peşine düşer.
İşte bu haller insanı yorar. Elde mevcut şeylere razı olmamak, insanı her çeşit
güçlüğe sürükler. Sonu gelmeyen eziyet, içinden çıkılması mümkün olmayan
felaketler bundan sonra başlar. Dünyalığı var, rahat etmesi gerekirken, eliyle
keyfini kaçırır.
Bundan sonra öbür alemin işi başlar. Ölür, sorguya çekilir, hesap veremez. Çünkü
düzenli hiçbir iş tutmamıştır. Bazıları şöyle der:
- “Öbür alemin ve buranın en çok cefasını çekenler, kendilerine ait olmayanı
isteyenlerdir. Ve yapamayacakları işin peşinden koşanlardır.”
Bir insan düşünelim: Bir zamanlar her türlü maddi sıkıntı onun manevi durumunu da
bozmuştur. Bu halinde yalnız belanın gitmesini ister. Yalnız bunun için Allah’a (CC)
yalvarır. Bir gün duası kabul olur, her çeşit darlık zail olur gider. Genişlik başlar.
Bundan sonra o zat, evvelce çektiği bütün sıkıntıyı unutur. Allah’ı (CC) da unutur,
kulluk etmez. Her çeşit günah yollarını seçer. Bu adamın hali nasıl olur? Elbette ki
“iyi olur” denemez.
Tam tahmin edildiği gibi olur. Dünyada israfın yolunu tuttuğu için her şeyi az
zamanda biter, yine darlığa düşer. Ve artık, eski halini de bulamaz, sürünerek ölür
gider… Bununla bitse iyi, öbür alemde bir de hesabını vermek vardır.
Eğer bu insan beladan kurtulduğu zaman, derhal ibadet ve taat yolunu tutmuş
olsaydı, bir daha eski haline düşmezdi. Elinde bulunanla yetinip gayrısını bulmak
için onları bir yana itmemiş bulunsaydı, ömrü rahat içinde geçerdi. Dünyası hoş
olurdu, Ahireti ise onun çok üstünde rahatlık verirdi. Öbür alemin en güzel
şeylerine kavuşurdu.
Dünya ve ahiret selameti isteyen sabırlı olmalıdır, elinde bulunanla yetinmeyi adet
eden rahattır. Daima Allah (CC) vergisine şükür edenin nimeti artar.
İnsan fani varlıklara dayanmamalı. Onların elindekini unutmalı ve Hakk’a (CC),
ihtiyacı için dua etmelidir. Ve Allah’ın (CC) emri üzerine çalışarak her şeyini
kazanmalıdır. İşte böylece eğer darda ise dua ederek kurtuluşunu O’ndan (CC)
beklemelidir. İnsanların kurtarması ne kadar sürer, birinden ne kadar iyilik
görülürse görülsün, devamı beklenemez. Bir zaman gelir her iki taraf da bundan
usanır. İyilik eden vermekten, kabul eden de mihnet altında kalmaktan bıkar. Ama
Allah (CC) böyle mi? O (CC), usanmaz, daima iyilik eder. Kafir kullarının dahi rızkını
kesmez.
Yeri gelmişken şunu da söylemek yerinde olur: Allah’ın (CC) verdiğini iyiye
kullanmak şarttır. Bunun icabı budur. Mahzurları yukarıda belirtilmesine rağmen bir
daha söylemek iyi olur. Bu sebeple helâlin hesabı, haramın azabı olduğunu
hatırlatmak lazım gelir.
Her şeyin iyi tarafını görmek en iyisidir. Yoksullukta güzellik olabilir. Bazı zahmetli
işlerin sonunda iyi olmaları muhtemel. Bazı hastalıklarda şifa vardır. Şunu da
unutmamak iyi olur ki, Allah’ın (CC) emri kesindir, başka şeylere benzemez. Onun
içindir ki bu yolda çok dikkat gerek. Onun her iradesi mutlak yerine gelir. İtiraz
etmekle hikmet değişmez, emri geri alınmaz. “O (CC), her neye “ol”… Demeyi
murad ederse… O olur…”
Hakk’ın (CC) her işi hikmettir. Her emrinde fayda vardır. Şu da var ki; Allah (CC),
hiçbir zaman insanların zararını istemez.
Söz buraya gelmişken; bir daha ilk sözleri tekrar etmek iyi olur. Gerçi tekrar
değildir ama, sözün baş tarafında belirtilenlere benzediği için böyle diyoruz.
Söylemek istediğimiz şudur: En yerinde ve insana yakışan iş, razı olma melekesine
sahip olmak ve teslim haline ermektir. Bundan sonra ibadet gelir ki, onun hakkında
bir diyeceğimiz yoktur. Çünkü her müslüman onun ne demek olduğunu bilir.
İbadet sadece kulluk etmektir. Ötesi yine teslim halidir. Yani kader ne ise onu
gözetmekten ve ona uymaktan başka kurtuluş yoktur. Bundan sonrası kader bahsi
ile ilgilidir ki, incelemek iyi olmaz. Çünkü o bir ilâhi sırdır. Ona kolayca akıl ermez.
Bu bapta tavsiyemiz, yalnız bir sükûttan ibarettir. Çünkü bu ince mesele ancak
duygu ve halle sezilir, ilim yolu ile bilinmez.
- “Bu iş nasıl oluyor, neden ve ne zaman olacak?”
Gizli gözler yerinde olmaz. Kaderin iç nizamını kurcalamak bir nevi şirke benzer ve
Allah’ı (CC) töhmet gibi olur. Bu sözümüz İbn-i Abbas’dan (RA) rivayet olunan bir
Hadis-i Şerife istinad eder.
İbn-i Abbas (RA) şöyle diyor:
- “Birgün ben Resulallah’ın (SAV) ardındaydım, yürüyorduk. Bana döndü ve: ‘Ey
Allah’ın (CC) kulu, Allah’a (CC) iyi sarıl, O’nu (CC) bırakma. Bu gayreti içinde
saklarsan Hakk (CC) da seni esirger. Bu duyguyu taşıdığın müddet Allah’ı (CC)
kendine yakın bulursun. Bir şey isteyecek olursan, O’ndan (CC) iste. Yazılan
yazılmış ve kalem kurumuştur. Olacak şeyler de olur. Bütün insanlar bir araya
gelse, ilahi bir hüküm yoksa, sana fayda sağlayamazlar. Ve eğer kaderinde yazılı
değilse, bütün insanlar sana zarar vermeye gelseler yapamazlar. Eğer kendinde
kuvvet görüyorsan, iyilik yap ve doğru çalış. Kötülüğe meylin varsa sabırlı olmaya
çalış. Yapmamaya gayret et. Hayrın çoğu sabırdadır. Şunu da bil ki, yardım
sabırlılara olur. Darda kalmışlar genişliğe çıkarlar. Her sıkıntının sonunda bir
ferahlık vardır’.”İşte, her mümine lazım olan odur ki: Bu Hadis-i Şerifi kalbinde bir
ayna gibi saklaya, işini gücünü buna göre ayarlıya ve böylece çalışa. İşte son
nefesine kadar böyle gide… Allah’ın (CC) rahmet ve inayeti sayesinde dünya ve
ahirette böylece güçlüklerden salim ola; vesselam…
43. Makale: DİLENCİLİĞİN KÖTÜLÜĞÜ
İnsan, kendisi gibi acizden bir şey isteyemez. Yalnız cahil olduğu için ister. İmanı
zayıf olduğu için bu yolu tutar. Marifeti yoktur, yakin derecesine varmış imanı
yoktur. Sabrı yok denecek kadar az olduğu için bu yola düşmüştür.
Dilencilik huyunu bırakan insanda şu yüksek vasıflar mevcuttur:
Allah’ın (CC), kendi halini bildiğine inanır.
İlm-i İlahinin her şeyi kuşatmış olduğuna yakîni vardır.
Her an iman yolunda ilerleme kaydeder.
Yaratanını (CC) hiçbir zaman unutmaz, her an onu tefekkür etmekten hoşlanır.
İşte bu hallerde o, kimseden bir şey istemeye ve rastgele herkese dert yanmaya
utanır.
Ve daima huzurla:
- “Beni benden daha iyi bilen var.” Der, günlerini böyle bitirir…
44. Makale: ARİF-İ BİLLAH’IN DUASINA NEDEN İCABET OLUNMAZ

Başta şunu söylemek iyi olur. Arif insan için iki kanat vardır. Biri korku, diğeri ümit.
Bir kuşun zayıf kanadı diğerine tesir ettiği gibi, arifin de bu iki halinden biri
zayıflarsa yol alamaz. İmanı tekamül etmez.
Hal ve makam da, bir insandaki ümit ve korku gibidir. Şu da var ki: Her halin ve
mekânın korku ve ümitleri kendilerine göredir. Şunu da diyelim ki, her makamın
kendine has halleri vardır. Bazı derecenin korkusu, bazısının da ümit fazlalığı
vardır. Şu da var ki. Arif bunları bilemez. O yakınlık derecesine kavuşmuştur.
Arzusu yalnız Mevlâsıdır (CC). Dua, ümid, korku; bunlar onun için bir şey ifade
etmez. Yalnız Hakk’la (CC) olur. O’ndan (CC) gayrini sevemez, başkası ile ünsiyet
edemez. Duasının kabulü, ahdinin yerine gelmesi onun için bir şey ifade etmez.
“Bu hal benim şanıma layık değildir. Benim işim böyle olmalıdır, şöyle olmalıdır”,
gibi sözler onu alakadar etmez. Daha doğrusu o böyle şeylerle uğraşmaz.
Burada iki şey meydana çıkar. Bunun biri, dua kabul olduğu, istek yerine geldiği
takdirde, bazı sebepler yüzünden edep ve terbiye yolları unutulur. Diğeri ise, şirk
koşma gibi bir hal zuhur eder. Bu da insan için bir çeşit mekir gibi olur… İşte bunlar
için de, duanın kabul edilmeyişi yerinde tefsir edilmelidir. Çünkü, zahirde
Peygamberlerden (AS) başka nefse uymayacak ve günah işlemekten masum yoktur.
Bütün Peygamberler (AS), bilhassa bizim Peygamberimiz (SAV), O’na salat ve selam
olsun…
Eğer bir arifin duası her zaman makbul olsa, kendine gurur gelmesi muhtemeldir.
Bunu bir adet haline getirebilir. Emre imtisalen değil de keyfine göre hareket etme
yolunu seçebilir.Yukarıda belirtilen zararlardan daha fenası, şirk yolunun tutulması
ihtimali vardır. Şirk ise her halde fenadır. Hangi makama ererse ersin, bir arif
ancak emir dahilinde iş yapmaya mecburdur. Bilhassa namaza, oruca ve diğer farz
ibadetlere dikkat etmek yerinde olur. Peygambere (SAV) ittibaen nafile ibadete
devam edilmesi iyidir. Duaların da bu zamanlarda yapılması lâzımdır.
45. Makale: İPTİLÂ VE NİMET
İnsanları iki şahıs olarak görürüz. Biri iyilik içindedir..
Nimet içindeki adam sıkıntıdan ve kederden kurtulamaz. Sebebi, nimetin bolluğu
ve bunların icabı maddi sıkıntıdır. Mal, mülk, her zaman iyilik getirmez, her
parçasının ayrı derdi vardır. Evladı olur hastalanır, kaza olur, mal mülk telef olur.
Bunlar tabii afetler olduğu halde o insan normal karşılamaz, haliyle elindeki
nimetin tadını bulamaz.
Eğer zenginlik; nimet, rahatlık, mal, şöhret, hizmetçi ve uşakla olacaksa bunlar o
zatta vardır ve ayrıca düşmandan emin bir durumdadır. Azıcık sıkıntılarla bu
nimetleri unutmak yerinde olmaz. Haddizatında, o adam için darlık yok demektir.
Bunları kendi mütalâasına göre bela saysa bile, yalnız Allah’ı (CC) bulamayışına ve
dünya halini sezemeyişine bağlamak yerinde olur. Bu zat Allah-ü Teala’yı (CC)
“İstediğini yapar, değiştirir, güzellik verir. Sonra hepsini götürür. Zengin eder, fakir
eder, alçaltır, yükseltir, öldürür, diriltir. Önce verir veya sonraya bırakır.” bir zat
olduğunu bilseydi, elindeki nimetin hiçbirisine aldanmazdı…
Zaman olur, bu genişlik içinde yüzen adam cehaleti yüzünden bu hale iyice
bağlanır. Aslında az olan ve esasa taallûk etmeyen darlığın giderilmesi için
çalışmaya başlar. Bu kere de sıkıntı birse beşe yükselir. Bunun nedeni yine dünyayı
bilmeyişidir. Halbuki dünya; bela, keder, hasret ve bir sürü teklif ve tekdirle
doludur. Bunlar her ne kadar zahirde bela gibi görünseler de aslında nimet
sayılırlar. Burada sabır meyvesini misal vermek doğru olur. Bu meyve evvela acıdır
sonra tatlı olduğu anlaşılır. Bunun tadına, insan ancak acı çektikten sonra kavuşur.
Acısını tatmayan ve ona tahammül edemeyen tad bulamaz. Belaya sabreden
kimseye iyilikler kendiliğinden gelir. Şunu da diyelim ki; bir işçi ancak ekmeğini
alın terinden sonra alır. Ve ruhen, bedenen bitap düşüp, ayrıca bir sürü gönül
darlığı çekip kuvvetten düştükten sonra ücretini alır. Dahasını söylemek lazım
gelirse, kendi gibi birisine hizmet edip manevi bir çöküntüye uğrar, benliği söner,
bunun mukabili ücretini alır. Fakat yine de bu para tatlı gelir. Sonu malum. Bu
kadar güç işlerden sonra alınan para güzel yemek olur. Hoş katık, tatlı meyve ve
sevilen elbise haline gelir. Tabii olarak sevinç ve rahat başlar.
Azın azı dahi olsa, dünyanın evveli, üst makama erinceye kadar acıdır. Şunu misal
verelim: İnce ve acı tabaka ile sarılı bala benzer. Bala ermek için acıyı tatmak
asıldır, ancak bu halden sonra tada erilir ve asıl aranan bulunur.
Her şey sırası ile olduğu gibi acı ve tatlı karışık da olur. Bunun için acıya sabır,
tatlıya da razı olmak gerekir. Kul sabrını ilâhi emirlere uymakla göstermelidir.
Yasaklardan çekilmek, kaderin akışına boyun eğmek yerinde olur. Böylece her şey
hoş geçer, bilhassa ilâhi emirlerin gereğini yapar, nefsine ve şahsi arzularına karşı
olursa ömrünün ilk demleri hoş geçtiği gibi, sonu da tamamen iyiye döner. Gençlik
temiz olunca ihtiyarlık da herkes tarafından saygı ile karşılanır. Herkes sever,
hürmet eder. Böyle olanın en büyük arzusu dahi yerine gelir. İradesiz süt çocuğuna
yapılan karşılıksız hizmet gibi, hiç kimse bir şey beklemeden hizmet eder. Dünyası
böyle geçtiği gibi, ahireti daha üstün, daha farklı olur. Çünkü işin acılı tarafı
geçmiş ve her darlığı yenmiştir.
Burada hatırlatmak istediğimiz bir durum vardır ki; bu: Nimetlere aldanmamak ve
daima şükür etmektir. Aksi halde insan Hakk’ı (CC) gücendirmiş olur. Elindeki
nimetleri kaçırır. Peygamber (SAV) Efendimiz buna işareten:
- “Nimet ehlî değildir. Onu şükürle bağlayınız.”
Buyurdu. Nimetin şükrü, vereni itiraf etmektir. Nimetin sahibi ise Allah’tır (CC). Bu
durumu her halde görmek lazım.
Her yerde haddi aşmayarak, İlâhi emirler dahilinde hakkı ödemek gerekir. Zekât,
yemin kefareti, adak, fakir ve düşkünlere yardım gibi şeyleri esirgememekle
beraber, gerek borçlu olanlara ve gerekse zaman zaman, çeşitli hadiseler
karşısında çaresiz kalanlara yardım etmek yerinde olur. Bilhassa bir hatanın
sonunda bir iyilik yapmak, bolluğa, genişliğe kavuşmaya vesile sayılır…
Her nimetin kendine göre şükrü vardır. Mesela: Vücud sağlığının şükrü, zayıflara
yardım ve ayrıca bol ibadet yapmak olmalıdır. Sonra kötü şeylere bakmamak, kötü
yerlere gitmemek, günahtan sakınmaktır. Sıhhatin ayrıca mal ve mülkün elden
gitmemesi için de bir çaredir. Hakkını gözeterek çaresizlere elindekinden
vermelidir. Aksi halde: Ağaç sulu meyvesini vermez, yaprakları düşer, tadı
kaybolur, sanki yokmuş gibi olur. Hakkı gözetilmediği için de her şey bereketini
kaybeder. İlâhi emirlere uyulduğu takdirde daima iyilik zuhur eder. Her şeyde
bolluk olur. Dünya işleri yoluna girer. Ahirete gelince: Peygamberler (AS), şehidler,
sıddıklar ve salihlerle beraber olunur. Ayet:
- “Bunların arkadaşlığı hoş olur.”
Eğer dünya zinetine aldanır ve geçici zevklerin peşinde olursan her iyilik kaybolur.
Hiçbir şeyin sade olmaz. Herşey gözünde küçük görünür.
İnsan, hoşlandığı hiçbir şeyi bulamaz, fakat yine de dünyayı bırakamaz.
Her kim dışı süslü, içi öldürücü zehirlerle dolu olan işlere kapılırsa, onun için
söylenecek şey; belanın yaklaşmış olduğu ve az zamanda geleceği olur. Dünyada
böyle olduğu gibi, öbür alemde de en güç azaba düçar olur.
Her bela bir suçun cezasıdır ve her darlık işlenen bir suçun karşılığıdır. Buna; bir
deneme, bir tenbih denilebilir. Günahlara kefaret demek de yerinde olur, günahkar
için bu hüküm verilir.
Büyük insanlara gelince, onlara bela, yükselme sebebi olsa gerek. Çünkü her
belanın sonunda yüksek makam ve ulu dereceler vardır. Zaman aşımıyla, bela gibi
görünen şeyler aslında bir lütuf olduğu anlaşılır. Her hareket ve adımda yükselme
kaydedilir. Çünkü büyüklerin darlığı perişanlık için olmaz, bilakis daha yüksek
makamlara ermek için bir imtihan sayılır. İmanın hakikatına ve güzelliğine erip
ermedikleri, darlık zamanında çeşitli sebeplere baş vurmamaları ile meydana çıkar.
Böylece Allah (CC) onların sağlam iman sahibi olduklarını kullara anlatmak ister.
İşte bir Hadis-i Şerif:
- “Sabırlı ihtiyaç sahipleri, kıyamet günü Hakk’ın (CC) misafiridir. Dünya ve
ahirette Hakk’tan (CC) uzak olmazlar.”
Dünyada kalpleri hoştur, ahirette ise rahatları artar.
Balâ onların kalplerini temizler. Halkın ve sebeplerin tesiri olamayacağını bildikleri
için, Allah’a (CC) çok bağlanırlar. O’na (CC) varmak için benlikleri ve şahsi
hevesleri bir tuzak olduğu kanaatine sahip olduklarından yalnız Hakk’a (CC)
bağlanırlar. İyi bilirler ki, her şey Hakk’tan (CC) ve Hakk’ındır (CC).
Son şunu diyelim: Bela onlar için nimet demektir…
Belanın gelişi iki sebebe bağlanır. Birincisi, yukarıda da belirtildiği gibi sabırsızlığın
ve kötü yolların tutumu neticesinde olur. İkincisine gelince, yine anlatıldığı gibi
günahlardan temizlenmek için olur. Her iki halde iyi sabreden için netice hayırlıdır.
Bela ne kadar çoğalırsa çoğalsın sabretmek, taatı ve ibadeti bırakmamak yerinde
olur…
Hal, sabırla devam ederse görülecektir ki; insan iyilikler ve hoşluklar içindedir.
Yani sabır devam ettikçe ilâhi fiiller zuhura gelir ve her kötülük iyiliğe
çevrilir.İşte… Günler ve aylar devam ettikçe her halde sabretmek daha hayırlı olur,
durumun inkişafı için daha yararlı olur…
46. Makale: YOLUMDA OLANIN RIZKINA KEFİLİM HADİS-İ ŞERİFİ ÜZERİNE
Diğer bir kudsi hadiste Peygamberimiz (SAV):
- “Zikrimle uğraşıp benden bir talepte bulunmayan kimseye, dua ederek ihtiyaç
gösteren kimselerden daha fazla ihsan ederim.”
Buyurdu. Bu Hadis-i Şerifi biraz açıklamamız lazım. Buna anlayışımıza göre mana
vermemiz gerekirse aşağıdaki şekilde manalandırmamız lazım gelir:
Allah (CC), bir kimseyi kendine halis kul etmek arzu edince onu birçok derunî
hallere kaptırır. Geçen makalelerimizde dediğimiz gibi her çeşit belaya mihnete,
fitneye kaptırır. Zengin olmuşken fakre düşürür. Öyle zaman gelir ki dilenmeye
kadar yol açılır. Çünkü her taraf sarılmış olur; çalışamaz, edemez. Fakat
dilenemez. Borç etmeyi aklına alır. Onu da yapamaz, sonunu düşünür. Ama
sonunda Allah’ın (CC) yardımı ile çalışma imkanına sahip olur. Allah (CC), bu
çalışmada ona çok kolaylık ihsan eder.
Her zaman böyle gitmediği de olur. Öyle zaman gelir ki benliği kırılısın diye
dilenmek zorunda kalır. Ama az zaman sonra bunlar da kaybolur gider. Bu dilenme
hususu birçokları için aynı olmaz. Düşkünlük zamanı dilenmek, şirk olmaz. Bu da
belli bir zaman için devam eder; sonra değişir. Borç alma yoluna düşer. Bu da bir
nevi mecburiyet tahtında olur. Sonra bu da geçer. Halkı bırakır. Onlarla yaptığı
muameleyi keser. Kalbine bir ilham gelir, her derdini hal dili ile Allah’a (CC)
açmaya başlar. Allah (CC) da ona bol verir. Sussa da gelir; hal dili susar, kalpten
istemeye başlar. Bunların hepsi sıra ile olur.
Şu muhakkak ki dille istenecek olsaydı belki dilek yerine gelmezdi. Zaten bu hale
düşen bir kimsenin halktan bir şey istemesi yerinde olmazdı.. Ve mümkün de
değildi. Çünkü Allah (CC) onu her uymaz işten esirger. Bilhassa zatını bırakıp halka
koşmaktan… Durum böyle olunca her ihtiyacı bol verilmeye başlanır. Ve artık beşerî
durumuna lazım olan her şey kolay temin edilir.
O insan öyle bir hale kavuşur ki bir şey kalbine gelse sanki kudret alemindeymiş
gibi istediğini önünde bulur. İşte bu manaya delalet eden ayet:
- “Allah (CC) sevdiği kulların dostu olur, onları esirger.”
İşte.. Bu ifadeler karşısında yukarıda belirttiğimiz:
- “Zikrimle uğraşıp benden bir talepte bulunmayan kimseye, dua ile ihtiyaç
gösteren kimselerden daha fazla ihsan ederim…” Hadis-i Şerifinin sırrı anlaşılır.
Bu anlatılan hale “fena” tabir olunur. Velilerin (RA) son derecesidir. Ebdalların son
mertebesi sayılır.
Bundan sonra yukarıda belirtilen bir nevi keramet sayılan yapma ve icat etme gibi
haller zuhur eder. Sanki her şey iradesine bırakılmış gibi istediğini yapmaya başlar.
Çünkü o insan, kendisinde değil, Hakk’ladır (CC). Nasıl ki Allah-ü Teala (CC) Hz.leri
bir kudsî hadiste şöyle buyuruyor:
- “Ey Ademoğlu! Ben Allah’ım (CC); benden başka ilah voktur. Ben bir şeye ‘ol’
demeyi istersem o olur. Sen de bana itaat edersen sana istediğini yapabilecek
kuvveti veririm.”
47. Makale: ALLAH'A (C.C.) YAKINLIK ÜZERİNE
Rüya gördüm, bir ihtiyar bana sordu:
- “Kul için Allah’a (CC) yakınlık nasıl olur?”
Cevap olarak:
- “Bunun ilki ve sonu var.”
Dedim ve sonra devam ettim:
- “İlki var; fani, kötü işleri bırakmak; sonu ise Allah’tan (CC) razı olmak. O’na (CC)
teslim olup candan bağlanmaktır.”
48. Makale: MÜMİNİN YAPMASI GEREKEN İŞLER
Mümin evvela farzları yapmalı. Bundan sonra sünnet-i şerifleri yerine getirmeye
gayret etmelidir. Daha sonra bunların dışında kalan ibadetleri yaparak faziletli
işleri takip etmelidir.
Farzı bitirmeden sünnetle uğraşmak, pek akıl kârı değildir. Zaten farzları terk
ederek yapılacak işler makbul değildir. Buna bir misal vermek lazım gelirse şöyle
demek yerinde olur: Bir kişiyi padişah emrini yapmaya çağırıyor; O zata gelince,
gitmek istemiyor; padişahın hizmetçilerinden birinin sözünü yerine getirmeye
uğraşıyor.
Hz. Ali (KV) bir Hadis-i Şerifi şöyle rivayet eder:
- “Farzı bırakıp nafile ibadetle uğraşan, doğuracağı zamana yakın çocuğunu
düşüren kadına benzer.”
Yapılan ibadetin yerine gelmesi için ilk önce farzları yerine getirmelidir. Aksi halde
yapılan ibadetlerin kabulü güç olur. Buna ikinci bir misal olarak sermayesini
bilmeden, ticaret yürüten taciri göstermek yerinde sayılır. Bir tacir evvela
sermayeyi bilmeli ve onu kurtarma yolunu bulmalıdır. Keza bir müminin de ilk
başta farzı bilmesi gerektir. Şunu da burada belirtmek yerinde olur; bir kimsenin
sünneti yapmadan bazı evliyanın keşif yolu ile naklettikleri ibadeti yapmaya
çalışması yerinde görülmez.
Farzlardan bazılarını şöyle sıralamak yerinde olur sanırız. Başta haramı bir bütün
olarak bırakmak, en büyük farzdır. Sonra hassaten şirk yolunu bırakmak gelir… Hak
ve hakikat karşısında itirazı bırakıp doğruya uymak da farzdır.
Yine farzların arasında halkın hizmetini görmek, onlara yardım etmek vardır. Bu
arada ilahî emirleri zedelememek yerinde olur… Çünkü Hz. Peygamber (SAV)
Efendimiz şöyle buyurdu:
- “Hakk’a (CC) isyan şeklinde mahluka koşmak yakışmaz.”
49. Makale: UYKUNUN KÖTÜLÜĞÜ
Uyanıklığa götüreni bırakmak iyi olmaz. Her zaman uykuyu değil, biraz da
uyanıklığı aramak lazım. Ayık olmak varken gaflet yolunu seçmek, noksanı ve azı,
çoğa, iyiye tercih sayılır. Ayıklığı icap ettiren halleri terk, bütün iyi şeyleri bir yana
itmek sayılır. Bu, yerinde bir şey değildir.
Gaflet bir nevi ölümdür. Bu yüzden iman sahibine gaflet yakışmaz. İlahî emirler
karşısında gaflete düşmek, çok yakışıksızdır… Dikkat edilirse doğruyu bulma arzusu
arttıkça gaflet azalır. Bunun icabıdır ki ariflerde bayağı uyku azalmaya başlar.
Bundandır ki meleklerde uyku yoktur. Ehl-i cennet uykuyu bilmez. Bunların
derecesi çok yüksektir. Çünkü uyku gaflettir. Dolayısıyla noksanlıktır.
Bütün hayır işler, ayık olmadadır. Bütün şerler gaflette toplanmıştır.
Bunun çeşitleri vardır. Zahirî, uykudan kurtulmak için az yemeli, az içmeli, çok
yiyip içince çok uyku olur.
Gafletin çeşitli sebeplerinden biri de çok yemekten hasıl olan uykudur. Daima
uykuya dalmak ve her şeyi unutmak kötüdür.
Çok yiyen kimse, rahat ibadet yapamaz. Çok yiyen kimse, oruca dayanamaz.
Bilhassa haram yiyenler, tam bir gaflet içinde ve ölü gibidirler. Az da olsa haram
yiyene az yedi, denemez. Haram şeyin azı da çok sayılır.
Herhalde dikkatli olmak varken az gaflet eden çok nadim olur.
Haramdan çok sakınmalıdır. Çünkü onun azı yoktur. Haram imanı örter, kalbi
karartan odur. Alkollü içkilerin azı, aklı yıkmaya yettiği gibi haramın da azı imanın
ışığını söndürür.
Zamanla iman ışığı sönerse ibadetin ve iyiliğin yararı kalmaz.
Helal yemeli, helal içmeli. Helalin azı da yeter Çünkü onunla gönül rahatlığı ile
ibadet edilir…
Helal, nur üstüne nurdur. Haram, kir üstüne kirdir.
Helali de nefse uyarak yemek olmaz. Allah’ın (CC) emirlerine göre yiyip içmeli.
Aksi halde bir nevi israf yolu seçilmiş olur; bu da yakışmaz.Haram yemek daima
gaflet getireceğini ve ondan sakınmayı bir daha hatırlatırız.
50. Makale: ALLAH'TAN (C.C.) UZAKLIĞI YOK ETMENİN ÇARESİ VE YAKIN
OLMANIN KEYFİYETİ

İşlerin şu iki şey arasındadır: Biri Allah’a (CC) yakınlık, diğeri de O’ndan (CC) uzak
olmak.
Eğer sende ilahî nurun bir cezbesi yoksa neden durursun? Bu büyük kısmeti
kaçırmana ne sebep var? Bu, bu kadar az aramakla kolay ele geçmesi imkansız olan
nimeti neden oturarak beklersin. Durma, çalış; Hak yolda yürü ve kısmetini
bulmaya bak. Çünkü selamet bu yoldadır. İyilik bu tarafta bulunur. Dünya ve
ahiretin zenginliği böyle elde edilir.
Bu yolda yürürken iki kuvvetin olmalı; tam mertebeni bulman için bunlar senin iki
kuvvet kanadındır.
Onların biri şehvet kuvvetini arttıran bilumum rahatlıkları terketmektir. Hatta
mubah olan şeyleri dahi bir zaman için bırakmak yerinde olur.
Diğer kuvvet ise güçlü kuvvetli olmaktır; oldukça ibadetlerin zahirde ağır kısmını
yapmalı. Daima kolay taraflarını seçmek iyi olmaz. Ancak bu şekilde nefsin elinden
kurtulmak kolay olur. Bu durum kuvvet bulursa dünya ve ahiretin meşakkati
kalmaz… Zafer yolları açılır. Yani Allah’ın (CC) emirlerine giden yollar, zafer
meydanı senin olur.
Muvakkat bir zaman için mahrum olsan da sonra her şeyin senin olduğunu görürsün.
Sonra senden büyük kerametler de zuhur eder, izzet sahibi olursun.
Bir gün gelir tam Hakk’a (CC) ermişlerden olursun. O ermişler, tam ilahî cezbenin
içine düşmüşlerdir. Onlar, hak ve hakikatin çekici kuvvetine uymuşlardır. Rahmet
deryasına dalmışlardır. İşte bunların derecesine çıktığın zaman edepli ol.
Bulunduğun hale aldanma. Hizmette kusur etme. Asli hüviyetin olan karanlık tabiat
alemine dalma.
Anlatmak istediğimiz mana yönünden şu iki ayet-i kerimeyi oku:
- “Emaneti insan yüklendi; ama kendini bilmez, nefsini kötüye kullanmak ister.”
- “İnsan aceleci oldu.”
Kalbine sahip ol; halk, nefis ve şeytandan gelen şeylere iltifat etme. Sabrı
terketme. Başına bir iş geldiği zaman feryada başlama; bekle, sabırla bekle. Sopa
ile sağa, sola yuvarlanan top gibi iradeyi biraz bırak. Süt emen bebek gibi yumuşak
başlı ol. Ölünün, yıkayıcıya teslim olduğu gibi teslim ol Hakk’a (CC)… Son olarak
şunları da ilave edelim: Hakk’ın (CC) zatından gayrına karşı kör ol. O’ndan (CC)
başka şeye varlık verme. Kimsenin fayda ve zarar babında bir kuvvet sahibi
olacağını aklına getirme. Bütün mahlukatı Hakk’ın (CC) kamçısı altında müsavi gör.
Herkese gelen sana da gelir. Onlara kısmet olan sana da olur. Ama herkese istidadı
kadar gelir.
51. Makale: ZÜHD ÜZERİNE
Zühd olan bazı sebepler yüzünden iki defa sevap alır; bunun biri bir şeyi terkeder,
ama nefsi için değil… Bundan bir manevi huzur duyar, sevap alır. İkinci defa: Yalnız
Allah (CC) emir verdiği için alır; bundan da ayrı bir mükafat kazanmış olur.
Zahid, nefsine uyarak hiçbir şey almaz, nefsine muhalif kalır. Bu hal gerçekleşince
hakikate erenlerden sayılır. Veli olmaya hak kazanır; emin zümresine karışır;
ariflerden olur.
Bu hale geldiği zaman bir nevi varlığı yok gibi olur. Bu durumda verilen emir
dahilinde işlerini yapmaya çalışır. Sakin olur; daima huzur sahibidir. Nasibi neyse
kolayca gelir.
Öyle zaman olur ki yer, içer, fakat iradesi sönmüş olur. İyiye yönelen şahsi arzuları
ondan fenalık çıkmasını önlemiştir.
İşte bu durum karşısında emre uyarak iradesini karıştırmadan kader-i ilahinin
önünde işlerinin akışını devam ettirmeye muvaffak olursa kârların en üstününü elde
etmiş olur. Çünkü ilahi fiillere uyarak işlerini yürütmüş olur.
Burada bana biri:
- Bu kâr sözünü neden söylüyorsun?
diyebilir. Bunların bütün irade ve arzuları öldükten sonra Hakk’a (CC) ermiş olurlar.
İstek, arzu, bazı dereceler kazanmak bunlar için düşünülemez. Bunlar bulacaklarını
bulmuşlar, Hakk’ın (CC) has kulu olmuşlardır. Bir kula mükafat vermek olur; fakat
kul kendiliğinden bir şey kazanamaz.
Biz bu soruları şöyle cevaplandırırız:
- Doğrusun; şu kadar var ki Allah (CC) onları fazlına kavuşturur; lütfuna, keremine
erdirir. Kulun bütün iradesi hemen söner; ama ne de olsa beşeri alemdedir, az da
olsa bir iradesi vardır. Ve bunu kötü yola koymamak için bir gayret sarfında
bulunmuştur. Onun için her şey vardır; her güzellik verilmiştir. Bu verilenleri o zat,
kendiliğinden elde edebilir mi? Edemez. Sonra kazanç, kâr denince akla yalnız
cennetin ırmakları gelmemeli; Allah’ın (CC) ihsan buyurduğu lütuf ve hayır işe
yardım da bir mükafat sayılmalıdır. Şunu da burada söylemek lazımdır ki o veli, bir
çocuk gibidir; ilk zamanda iradesine fazla hakim olsa bile sonra tamamen varlığı
yok gibi olur. İşte bu sırada onun her çeşit kötülüğe düşmesi muhtemel sayılır. İşte
onun bu kötü işlere kapılmaması elinde değildir. Daha önceki hareketlerinin sağlam
olması sonucu ona kazanç temin etmiştir ve bu kazançta onun kötü işlerden
korunmasıdır.
Kazançlar çeşitlidir. Bir çocuğun da kazancı vardır. Nasıl ki ana ve babasının
himayesine sığınan bir yavru için himaye edilmek bir kazançtır. Babanın rızık
temini, ananın kalbine konan şefkat duygusu yine o yavru için en büyük kârdır… O
insan da bir çocuk gibidir. Halkın onu sevmesi, ona yardım etmesi kendisi için bir
kazanç sayılır. Bunu Allah (CC) vermiştir.
İşte cevap: Bu kazançlar böyledir. İlahi emirleri yapmak yine bir nevi mükafat
sayılır. Çünkü insan her istediğini yapamaz. Onu yapması için ilahi lütuf ve kerem
ihsanı gerektir. Allah (CC) daima sevgili kullarının yardımcısıdır.
52. Makale: İMAN SAHİPLERİNİN SIKINTILARI
İman sahiplerinin bazen mihnete düştükleri olur. Bunun bazı sebepleri vardır. Daha
doğrusu buna hikmet icabı demek yerinde olur.
İman sahibinin mihneti bir nevi lütuf sayılmalıdır. Hiç olmazsa Allah’ını (CC)
hatırlar, dua eder. Duası makbul olur. Belki bir an için gaflete düşmüştür. Gelen
ufacık bir mihnet çok iyi nimetlere sahip olmaya sebep olur.
Sonra insan niçin duadan kaçınsın? Ve niçin Allah’ını (CC) unutsun? İşte unutunca
ufacık bir uyarma ameliyesi yapılır. Haliyle iman sahibi bunun nereden geldiğini
hemen anlar, dua eder. Elbette o za man dualar makbul olur. İlahi lütuf ve kerem
kapılan açılır.
Allah (CC) hiçbir kulun duasını karşılıksız bırakmaz. Burada olmasa da öbür alemde
karşılığını verir. Haliyle bu arada kaderin de icabı yerine gelir. Bunu da unutmamak
yerinde olur.
Anlatıldığı gibi bazı ufak tefek mihnetler başa geldiği zaman edep ve terbiye dışına
çıkmak yersiz olur. Bir bela gelince insan kendini kontrol etmelidir. Günahını
araştırmalı ve onu gidermeye gayret etmelidir.
Bir güç işe düşüldüğü zaman günah yollarını değil, sevap işleme yollarını aramak
yerinde olur. Bir günah işleyince nasıl olsa işlendi diye öbürlerini sıraya koymak
yerinde olmaz. Hele kader bahsinde uygunsuz yol tutmak, hiç de bir Müslümana
yakışır şey değildir.
En uygun yol, dua yoludur. Bela geldiği zaman dua etmek, Allah’a (CC) yalvarmak,
günahlarına tevbe etmek hepsinden iyidir.
Doğru yola hidayet eden ve en iyisini bilen yalnız Allah’tır (CC).
53. Makale: RIZA YOLUNU İSTEMEK VE ORADA YOK OLMAK
Allah’tan (CC) rıza ve yoklukta var olmayı isteyin. Bütün olanlara boyun eğip bir
yana durmak, en büyük rahatlıktır. İlahi emirler dahilinde işlerin yoluna girmesini
beklemek en iyi şeydir. Dünyanın cenneti, gönül rahatıdır. Buna ermek isteyen
sakin ve olanlara razı olmalıdır.
Olanlara razı olmak, bunların içinde kendini Hakk’a (CC) teslim olmuş bulmak en iyi
yoldur. Allah’ın (CC) mana kapısı buradan açılır. Ve kulun sevilmesi böyle oldukça
gerçeğe uyar. Sıkıntı denen illet en büyük dünya azabıdır. Ahiret azabı daha
başkadır. Allah (CC) bir kuluna sevgi yolunu gösterirse evvela ona gönül rahatlığı
verir; o da bu rahatlık sayesinde hoş bir ömür sürer.
Allah’a (CC) kavuşma yolu buradan başlar. O’nun (CC) nuruna vasıl olma böyle
tahakkuk eder.
Geçici zevklerin ardına düşmeyin. Ele geçmesi mümkün olmayanın ardıda
koşmayın. Eğer kısmetse gelir; değilse zaten gelmez. Kısmet olmayan bir şeyin
ardına düşmek, bir ahmaklıktır. Akılsızlık ve bilgisizliktir. İşte dünyanın en büyük
azabı budur. Daha evvelki sözlerimizde geçtiği gibi en büyük dert imkansız şeylerle
uğraşmaktır.
Kısmetinde yazılı şeyi istemek de ayrı bir görgüsüzlüktür. Daha doğrusu hırstır.
İbadet ve kulluk tarafından incelenecek olursa şirk demek de yerinde olur…
Bu kadar istek neye? Hem Allah’ı (CC) sevenin bu kadar lüzumsuz şeyleri istemesi
yerinde olmaz. Yaradanını (CC) seven, O’nu (CC) ister. O’nunla (CC) beraber başka
bir şey istemek, yerinde olmaz; Sevgilinin gayrini istemek, sevgide yalancılık
sayılır. Sevgili için yapılan işten ücret istemek, ayıp olur. İhlasın yokluğunu açığa
vurur. İhlas sahibi, kulluk hakkını ödemeye bakar; ötesini efendisine havale eder.
Allah (CC), her varlığın sahibidir. Yapılan her işi ister ki kendisi için olsun. İster ki
kulunun bütün işleri kendisi için olsun.
Bir kul şunu iyi bilmelidir ki kendisi ve yaptığı işler efendisine aittir; bu durumda
nasıl kendine mahsus olmak üzere birçok şeyler talep edebilir.
Birçok yerlerde de anlattık. Kulun ibadet etmesi ona Allah’ın (CC) bir muvaffakiyet
kudreti vermesi sonucudur. Ona kudret, kuvvet vermek Allah’ın (CC) elindedir.
Ceza veya mükafat beklemektense elinde bulunana şükretmek daha iyi olur.
Sonra o kul görmüyor mu ki her kimin elinde nimet çoğalırsa neticesi iyi olmuyor.
Bu, çok kere vakidir. Evvela iyidir; sonra ne olduğu görülür. Azar, Allah’a (CC)
darılır; kadere kabahat bulur, Nimeti beğenmez; derdi, gamı çoğalır. Kendinde
olanı beğenmez, az görür. Başkasının malına göz diker.
Bu insanlar neden ellerindekine razı olmazlar? Öyle zaman olur ki bu huysuzlukları
sonunda ellerindeki de gider. Çünkü kendilerine has olan hiçbir şeyi beğenmezler.
Bütün bu durum, onları öyle perişan eder ki çabukça yaşları büyür. İşleri dağılır.
Vücutları yorulur. Bir başkasının elindekine ermek için günlerce alınlarından ter
boşanır. Netice olarak günah veya sevap kaygıları da yok olur ve böylece günah
sayfaları dolar.
Bu arada en büyük suçları yapmaktan çekinmezler. Emr-i ilahi, onların hiç
düşünmek istemedikleri bir şey olur. İstediklerini de bulamazlar. Dünyadan
giderken elleri boş olur. Ne başkasının malı fayda vermiştir ne de kendi
mallarından bir kazanç temin edebilmişlerdir.
O zavallılar, eğer Allah’a (CC) şükredip dursalardı en büyük nimete ererlerdi.
Elinde bulunana ve kısmetine razı olup şükür ve ibadet yolunu aramış olsalardı
kendileri için iyi olurdu. Sanki başkasının malına göz dikmekle, ellerine kısmetten
fazla bir şey mi geçti?
İstediklerini bulamadılar, aradıklarına eremediler. Yalnız ömürlerini boşa
geçirdiler. Ahiretlerini de batırdılar. Onlar bu yaptıkları ile en akılsız bilgisizlerden
oldular. Kısmetlerine razı olup ibadet ve taat, ile meşgul olsalardı kendilerine
yetecek kadar dünyalık gelirdi. Öbür aleme geçtikleri zaman ise, umduklarından
daha iyisini bulurlardı.Allah (CC), cümlemizi haline razı olanlardan kılsın… Her
hususta halini bilenler zümresine dahil eylesin. Sevip doğru yola gidenlerden
eylesin.
54. Makale: ALLAH'A (C.C.) VASIL OLMAYI İSTEYEN VE VASIL OLMANIN ŞEKLİ
Ahirete hoş gitmek isteyen zahid olsun; kötü yerlerden kaçınsın. Dünyasını temiz
tutsun. Allah’ına (CC) ak yüzle varmak istesin. Dünyada O’nun (CC) tevhid nuruna
ermeyi arzulayan yine zahid olsun. Ahiretin güzelliğini, nimetini, tadını istemesin.
Bir kimsenin kalbinde yalnız maddi taraf varsa o zahid değildir. Ki bu maddi
arzuları şöyle sıralamak mümkündür:
Şehevi arzular, dünyanın geçici lezzetleri, dünya rahatı sayılan evlad, aile, yemek,
içmek, giymek, binmek, gezmek, hoş olmak, ilim yolu ile kibre, gurura kapılmak,
iyi konuşmaya heveslenmek ve daha akla gelen birçok dünyaca şöhret sayılan
şeyler… Bunların haricinde beş vakit ibadetler hariç desinler için yapılan şeyler, hiç
de zahidlik alameti değildir.
Bilhassa bela geldi mi sızlanmak, az zarar görünce ağlamak, hafif bir menfaatin
gidişi karşısında kızmak pek hoş değildir. Kaldı ki zahid olmaya çalışan için hiç
yakışık almaz.
Bu sayılan şeylerin hemen hepsinin içinde nefsin isteği vardır. Halbuki zahidlik,
evvela zahidlik ne ise ona uymayı sevmektir.
Yukarıda söylenen işler, çoğu insanı dünyaya bağlar. Bunların peşinde koşan kendini
dünyanın daimi kalacak bir varlığı sanır. Kendi kendine nasıl olsa ben ölmeyeceğim
der gibi hal ve tavır takınır. Halbuki zahid olmak için ilk başta bunları kalpten
çıkarmaya çalışmalıdır. Layık olan da bulur. Gerekli olan odur ki her zahid, nefsini
kötü şeylere uymaktan tuta. Bütün bu kötülükleri ruhundan kazımaya çalışmayan
zahid olamaz. Her zahid, kendini daimi tevazu içinde tutmalı. Oldukça çekimser bir
tavır takınmalı. Her yerde ataklık zahide yakışmaz.
Şunu da bilmek gerekir: Değeri bir nohut kadar dahi olsa dünya sevgisi kalpten
sökülmelidir. Bu durum geliştikten sonra rahatlık başlar; kalpten sıkıntı kalkar.
Zaten bütün dertler, sıkıntılar dünyayı sevmekle başlar. Dünya sevgisi azalınca tabiî
olarak üzüntüler de azalır.
İşte dünya sevgisi azalınca Allah (CC) sevgisi çoğalır. Buna işaret olarak Hz.
Resul’ün (SAV) şu Hadis-i Şerifini zikredelim:
- “Zühd yolunu tutmak, gönlü ve vücudu rahata erdirir.”
Dünyanın sıkıntısı, derdi çoğaldıkça Allah’a (CC) karşı bir perde çıkar. O’na (CC)
yaklaşmak kolay olmaz. Bunların inkişafı, yani Allah’a (CC) yaklaşma yolu dertlerin
azalmasıyla başlar.
İşte ahireti kazanmak için bir baştan öbür başa tüm olarak dünya sevgisinden
kurtulmak gerek.
Bundan sonra eğer Allah’ı (CC) bulmak bir gaye ise ahiretin de bütün derecelerini
bırakmak lazımdır. Oranın yemesini, içmesini ve daha başka ehl-i imana vaad
olunan şeylerden kalbi temizlemek icab eder.
Madem Allah’ın (CC) rızası isteniyor, yapılan amelin öbür alemde mükafat
getirmesi istenmeyecek.
Yapılan işlerin neticesi elbette mükafatsız veya cezasız kalmaz. Allah (CC)
kimsenin istemesine bakmadan fazlasını verir veya ceza lazımsa keser… İstemeye
lüzum olmadan yakınlık veya uzaklık verir. Allah’ın (CC) adeti budur. Bütün
Peygamberlerine (AS) ve sevgili kullarına büyük ihsanlar etmiştir.İnsana lazım olan,
bütün hayatı boyunca dünyasını temiz geçirmektir. Ahirete göçtüğü zaman orada
gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalplere dahi gelmeyen iyi nimetlere
erer. Bu nimetlerin tarifini zihin kavrayamaz. Tabirler bunu vasıflandırmaktan
acizdir.
55. Makale: HAZZI TERK
Hazzı terk üç devrede mümkün olur. Bunun birinci devresi avama mahsustur.
Bir insan tahayyül edin, şahsi iradesinde devam eder, yer, içer; tabiatına göre
hareket eder. Hiçbir dava peşinde koşmaz. Sadece bir insiyakla yola devam eder.
Hakk’a (CC) ibadet etmez, dine uymaz. Hiçbir had hudud tanımaz; daha kısa bir
tabirle iddiasızdır, davasızdır. Bu arada ilahi bir nazara uğrar; rahmet kapıları açık
olur. Böylece ilahi bir tevafuk olarak bir gün karşısına bir nasihatçı çıkar. Bu
nasihatçı salih kimse olduğundan tesirli olur; bu hal karşısında o iddiasız adam,
kendiliğin, hakkı kabullenir.
Bu durum böylece devam eder gider. Çünkü o nasihatçının sözleri, o adamı yola
getirdi. Her gün kendine has usulle dinlediklerini tatbike koyulur. Bu halin tabiî bir
neticesi olarak ayıplarını görmeye başlar. Tabiat ve nefsin peşinde koştuğunu
sezer. Ani olarak iman yoluna girmiş olur. Allah (CC) yolunu kendine seçer; şeriatın
emirlerine göre hareket eden halis bir insan haline gelir. İlk defa gitmekte olduğu
tabii hava söner, yavaş yavaş kötülükleri bırakır. Haram şeylere yaklaşmaz.
Şüphelilerden çekinmeye koyulur. Halkın minnetini, dünyanın uygunsuz işlerini bir
yana atar, Allah’ın (CC) verdiğine ve O’nun (CC) emirleri ile gelene bakar. İslam
dininin:
- “Helaldir.”
Dediği şeyleri alır. Yemesinde, içmesinde, giyiminde, kuşamında, ahlak ve fazilet
yolunu arar. İster ki hep taata, ibadete sevk edecek şeyleri yapsın; Ötesini
yapmasın.
Bundan sonra onda Hakk (CC) vergisi bir anlayış hasıl olur; bilir ki dünyadaki
kısmetini yiyip bitirmeden ölmez. Sakin olarak düşünür, helal yer; mubah yoldan
kazanır, günlerini böylece geçirir gider.
İkinci devre başladığı zaman o, bir velidir. Hakikata erenlere dahil olmuştur.
Haslara katılmıştır, azimet sahibi olmuştur. Bu kere yaptığı işleri daha ince bir
süzgece tabi tutmaya başlar. Emirle yer, ilahi duygu ile hareket eder.
Üçüncü devre başladığı zaman ona bir ses gelir. Bu seste:
- “Ayaklarına takılanları bırak… Dünyayı ve ahireti terket. Bunları isteme…”
Emri verilir. Daha sonra:
- “Bir baştan öbür başa bilcümle izafi mevhum varlıklardan uzaklaş, hepsini bırak.
Yersiz varlıkları yok bil; tevhid nuruna dal ve onda güzelleş.”
Daha bunlar gibi birçok emirler.
Artık şirk terkedilmiş irade, Hakk’a (CC) bağlanmış ve o, tam bir edep ve terbiye
içinde ilahi huzura kavuşmuştur. Gönlü boş… Başı öne eğik; ne sağında olan ahirete
ne de sola geçen dünyaya bakar. Halk sağlığı, bir sürü garip istek ve bunlara
benzeyen şeyler kalbinden silinmiştir.
Bu makam son duraktır. İzzet tacı ve ilahi saltanat bu makamda verilir. Sonsuz
bilgiler bu devrede gelir. Fazilet ve ihsanların çeşitleri bu makamdan daha çok
verilir. Bunlar verilirken ona:
- “Bunları al, giyin, kuşan; nimetlerden faydalanmayı bil… Yalnız sakın edep dışı iş
yapma, bunları kabul etmemek gibi şeyler aklına gelmesin. Çünkü iyiliği kabul
etmemek sahibine hakarettir. Nimeti az görmektir.”
Denir. Alır, giyer; yer, içer. Her türlü ilahi nimetlerden faydalanmaya başlar. Bir
zamanlar nefsinin emriyle aldığı şeyleri şimdi kudret eli ona verir.
Sözü buraya kadar vardırmışken nimetlerin alınması ve yenmesi için bazı haller
olduğunu söylemek isterim. Bunları dört kısma bölmek yerinde olur:
Birincisi: Tabiidir; nefse, şeytana uyarak yemektir. Bunu hemen söylemek lazım
gelirse “Haram” olduğunu söyleriz.
İkincisi: Kur’an ve hadiste belirtileni yiyip içmektir. Yani Kitap ve sünnete göre… Bu
şekilde bir yiyip içmek şer’îdir. Adı ise “Helal ve Mubah.”
Üçüncüsü: Emirle almak. Herhangi bir işi yapmak için ruhi bir emir beklemek. Bu
iyidir; fakat herkeste olmaz; yalnız velilerde olur.
Dördüncüsü: Bu en üstün derecedir. Burada emir, istek ve arzu herhangi bir işaret
beklemek yoktur. Bu makamda olanlar iradeden soyunmuşlardır. Burada
bulunanlar, kadere tabi olan zatlardır. Bunlar, her şeyi Allah’ın (CC) fazl ve ihsanı
ile görür. Bunlar salihlerdir. Bunlara salih demekle de hudud çizmiş oluruz. Yalnız
bir ayet-i kerimede:
- “Allah (CC), sevgili kullarının hamisidir. Salihlere O (CC) sahip olur.”
Belirtilen salih vasfına nispeten biz de salih diyoruz.
Bu son makamın sahiplerini birkaç defa anlattık. Burada bir daha anlatmadan
geçemeyeceğiz. Bunlar tamamen maddi varlıklarından âri, beri insanlardır. Kendi
şahısları için ne bir iyilik düşünebilirler ne de kötülük. Bunları kader eli çevirir.
Kader eli yardımlarına koşar. Bu hal çok büyük bir iştir. Sözle anlatılmasına da
imkan yoktur. Ancak zevkle bilinmesi gerektir…
Bunların zamanları da hayli gariptir. Bazı zamanlar öyle bir ağırlık duyarlar ki
ihtiyarsız bağırmaya başlarlar. Fakirlik veya zenginlik bunlar için bir mesele
olmamasına rağmen dilenmeleri de mümkündür.İşte bunların ömrü çok garip
hadiseler içinde geçip gider. Olacakları kadar olmuşlardır. Allah (CC) kudsiyetlerini
artırsın. (AMİN)
56. Makale: KULUN HALKI VE NEFSİ BIRAKMASI
Kul şahsi hevesi, nefsi, iradeyi, dünya ve ahiret ümitlerini bırakmalıdır. Bunları
bırakıp kalbine yalnız Allah (CC) sevgisi girdiği an doğruyu bulmuş sayılır. Artık
kalbinde yalnız Allah (CC) sevgisi vardır. Her şeyi Allah’tan (CC) ister; başka bir şey
arzu etmez. Çünkü Allah (CC) onu kullar arasından seçmiştir. Onların içinden saf
olarak almış; hem kullara sevdirmiş hem de kendisi sevmiştir.
İnsanların kalbi, o sevilmiş, seçilmiş insanın sevgisiyle doludur. Bu yapılanlar, onun
için bir nimet sayılır. Sonra sonsuzluk ifade eden hoşluklardır. Bunların içinde ebedi
kalma saadeti vardır. Kul, bu halinde elinde olmayan ilahi bir irade ile düşünür ve
ilahi tecelliler arasında kendisini yok olmuş bulur. Hakk’ın (CC) tedbiriyle hareket
eder. O’nun (CC) dilediği gibi olur, O’nun (CC) rızasına göre razı olur. O’nun (CC)
emrine uyar, başkasını bilmez. O’ndan (CC) başka kimsede varlık göremez. Bu
durumda bilir ki fiil, söz ve hareket hepsi Hakk’a (CC) tabidir.
Bu durumda ilahi vaadler alır; hayal dahi edemediği şeyleri bulur ve alır. Burada da
ilave yapmak gerekirse deriz ki, kulun iradesi yok olmuştur. Yalnız ilahi irade
kendini gösterir.
Bu mevzuyu biraz açmak isteriz. Kastımız, kulun iradesi yok olduktan sonra bazı
değişiklikleri bildirmektir. Kul bir iş diler, fakat kendi iradesi ile değil. Hakk’ın (CC)
iradesi dahilinde. Az zaman sonra o değişir, başka bir şekil alır. Bu değişik iş, belki
o kulu üzer; ama üzülmemek gerek. Çünkü Allah-u Teala (CC) Hz.leri şöyle
buyuruyor:
- “Biz bir iş değiştirdiğimiz zaman ancak yerine ondan daha iyisini, daha güzelini
veya aynısını getiririz. Allah’ın (CC) her şeye kadir olduğunu bilmez misin?”
Burada sözle söylenmesi gerekmeyen işler vardır ki onu yalnız tasavvuf ehli bilir.
Yukarıda zikredilen Ayet-i Kerimenin bir nüzul sebebi vardır. Ama biz bunun
üzerine duracak değiliz. Yalnız bazı hususları belirtmek için anlatmakta fayda
vardır.
Hz. Peygamber (SAV) irade bakımından Hakk’ın (CC) emir ve tecellisine bağlıydı. Şu
kadar var ki bazı ilahi irade yönünden iyi, fakat zuhur eden hadiseler cihetinden
zahirde hatalı görülen şeyler sezerdi; ama kalben… Bunu bilen ancak Allah’tı (CC).
Değiştirmek de Allah’a (CC) ait idi. Hal böyle iken değişen bazı ayetler Peygamberi
(SAV) üzerdi. Bunun üzerine bu ayet nazir oldu. Peygambere (SAV) ihtar edildi.
Tasavvufi ve öz manası ele alınırsa şu ayet-i kerime de kastımız olan inceliği
belirtmeye yeter:
- “Dünyanın geçici nimetlerini istiyorsunuz. Halbuki Allah (CC), öbür alemin
güzelliğini sever. Eğer geçmiş bir hüküm Allah (CC) tarafından verilmiş olmasaydı
sizi büyük bir azap tutardı; bu yaptığınız işin cezası olurdu.”
İşte burada sözü edilen “geçmiş hüküm”, ilahi iradedir. Buna Hakk’ın (CC) arzusu
denir. Bu irade hiçbir an değişiksiz olmaz, daima değişir. Makamı buraya varan kul,
iradesi ile bir iş yapmaya kalkarsa ceza görür. Hakk’ın (CC) iradesine göre hareket
edip fakat kalbine bir şey gelirse yalnız bir histen ötürü olur. Aksi halde: “Bu neden
oluyor?” gibi sözler sarfedilirse Allah (CC) kulunu azarlar, kaderin daima değişmesi
gerektiğini söyler, sonunda şöyle buyurur:
- “Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmiyor musunuz?”
Bunu biraz tefsir etmek gerekirse şöyle:
- “Sen kader denizindesin. Onun dalgaları seni çevirmektedir; kah bu yana kah öte
yana.”
diyebiliriz. Şunu da burada ilave etmeliyiz ki her veli son makama erdiğini sandığı
derece, bir nebinin ilk adımı olsa gerektir. Velilik ve ilahi iradeye geçtikten sonra
yalnız nebilik, yani peygamberlik makamı vardır. Ve her veli, peygamberin
makamına ermesine imkan olmadığını da bilmelidir. En iyisini Allah (CC) bilir.
57. Makale: KADERDE NİZA YOKTUR
Bütün manevi haller saklıdır. Allah (CC) dostu da onları saklamaya memurdur. Her
saklanması lazım gelen şeylere Kabz hali, diğerine de Bast tabir olunur. Bu cihetten
bir velinin iki hali vardır demek icap eder:
Biri Kabz (Sıkıntı), öbürü Bast (Serbest).
Hali muhafaza Kabz; kaderle hareket etmek Bast’tır. Kadere uymak, serbest haldir.
Ona bağlı olarak işleri kader çerçevesi içinde görmek en rahat alemdir. Daha sonra
zuhura gelecek manevi halleri saklamak lazımdır. Bir veli, kerametini saklamak
zorundadır.
Kaderde saklanacak bir şey yoktur. Bu yüzden ona münakaşasız uymak, onun
zuhurunu beklemek en iyisidir. Gelen kendiliğinden gelir. Olacak iş, istenmese de
olur.
Bunların kendine göre makamları vardır. İrade-i İlahîye ile hareket eden kimsenin
kaderden haberi olmayabilir ki o kimseden bazı haller zuhur edebilir; bir nevi
keramete benzer… fakat değildir. Bu sebepten zuhura gelecek bir işi saklamak
yerinde olur. Çünkü hikmeti bilinmez. Çünkü iyi sanılan şey kulun arzusu hilafına
çıkması mümkündür.
Kader-i İlahîye tam dalmış olanda böyle bir mahzur yoktur. O, kendisine bir şey
izafe edemez. Keramet bile olsa kader-i ilahi olduğunu bildiği için açığa
vurmasından bir zarar gelmez. Bu makam çok ağır bir makamdır. Bu kader
makamına girmek için birkaç devre geçmesi lazımdır.
Başta insanın bu makama ermesi ilahi irade ile istendiği takdirde kendisine şahsi
istek ve temenniler hakkında bazı emirler vaki olur. Bazı zamanlar bir yoklama gibi
sual gelir. Suale benzemez, ama öyle demek daha iyi olur. Mesela:
- Bu iş nasıl?
Gibi bir teklif vaki olur. Bunu takiben de:
- Bu işi bırak.
Emri gelir. Daha başka şekilde zühd yolu telkin edilir. Ve o yolu tutar. Böylece bir
zaman kalbi boşalır. Bütün istek, arzu, temenni yok olur; yalnız Allah (CC) aşkı
kalır.
Bundan sonra gelecek tecelli değişebilir. Bazı vasıtalarla istemeye izin verilir.
Kısmetini istemeye başlar. Çünkü kısmetini alması ve nasibini yemesi lazım. Bu
sebepten yer içer, ama kaderin içinde kaldığını iyi bilir. Bunu bildiği halde yine
Allah’a (CC) dua eder. Nasip ister. Halbuki istemese dahi o şeyin geleceğini bilir.
Bunu yapmasının sebebi de edep icaplarına uyduğunu göstermektir. Bunu böyle
yaptığı için Allah (CC) indinde sevgi derecesi daha çok artar. Kerametlerin
saklanması halinden kurtulmak bir nimet sayılır. Bir velinin her işi açık olması da
ayrı bir fazilettir. Bu duruma gelmek için isteme derecesine çıkmak lazım. Haddi
aşmamak bir yüktür. Buna her veli dayanamaz. Bu makam ağırdır. Kader içinde
kalmak daha iyidir. Bir sürü güçlükler ve sır saklamalar ağır bir vazifedir. Ama
kader içinde hoş geçinmek daha rahattır. Çünkü gizli tutulması gereken bir hal
yoktur.
- İşte kaderdir, ne ise oluyor.
denir, geçilir.
Burada bir sual tevcih etmek mümkündür. Bu da bizim bu anlattığımız son şekil için
bir, Kaderiyeci tabirinin kullanılma tehlikesidir.
Madem kader içinde hareket ediyor, o halde emir ve vazifelerin ne lüzumu var?
Sonra:
- “Ölüm gelinceye kadar Allah’a (CC) ibadet et.”
Ayetini red demek oluvor gibi bir söz söylenmesi beklenebilir.
Bunun cevabı basittir. İlk bakışta hiçbir veli böyle bir kötü yola girmez. Allah’ın
(CC) sevgili kullarını böyle bir hareket yapmaktan tenzih ederiz. Şu iyi bilinmelidir
ki bu kadar yüksek bir makama eren kötülük yapamaz. Kötülüğe ait bütün arzuları
sönmüştür. Daha evvel de belirttiğimiz gibi bu hal lafla değil, kolay anlaşılması için
evvela hal sahibi olmak lazımdır. Bir insan, ilahi kudret ve kuvvet sayesinde en üst
makama çıksın; sonra da dinin emirleri dışında iş yapsın; bu imkansızdır. Bir defa
bu makam sahibinin iradesi Hakk’a (CC) bağlıdır. Hakk (CC) ise en güzel şeyleri
ister. Hakk’tan (CC) güzel işler zuhur eder. O insan, iyi iş yapmak için bir güçlükle
de karşılaşmaz. Allah (CC) onu her kötülükten esirger. Nasıl ki Allah-ü Teala (CC):
- “İşte biz, ondan bu şekilde kötülükleri bertaraf ettik. Çünkü O, bizim sağlam
kullarımızdandı.”
Buyurdu. Diğer ayette ise:
- “Bütün kullarım üzerinde senin hükmün olamaz.”
Buyurdu. Bu, şeytana bir azar idi.. Ayrıca şeytanın:
- “Yalnız Allah’ın (CC) halis kullarına bir şey yapamam.”
Dediğini de Rabbimiz (CC) bize haber veriyor.
Yukarıdaki sualinle senin bir zavallı insan olduğun anlaşılır. Zamanımızın sapıkları
gibi bir veliyi görmek yerinde olmaz. Veli, Allah’ın (CC) himayesindedir. Diğeri ise
şeytanın kucağındadır.
Allah’ın (CC) himayesinde olana şeytan nasıl yanaşır? Böyle bir makam sahibi için
kötü şeyler nasıl düşünülür? Yukarıdaki soruyu sormak kadar düşünmek de bir
hatadır. Bu yolun hakiki yolcuları, yalnız hal sahibidir. Onlar, sözde bir veli geçinip
dinin emirlerini hiçe sayan değildir. Bu sual yolunu takip edenler, bir sapıklık içinde
bulunmaktalar.Allah (CC) sonsuz kuvvet ve kudretiyle bizleri bu yolun sapıklarından
saklasın. Ve bizleri muhafazası altına alsın. Bizleri ve bu yolun hakiki yolcularını
gerek dış ve gerekse iç alemi zengin olanlardan kılsın. İyiliklerini üzerimizden eksik
etmesin.
58. Makale: HER YANI BIRAKIP ALLAH'IN (C.C.) FAZİLET KAPISINA DÖNMEK
Bütün yönleri bir yana at, bırakıp attığın şeylere yanaşma. Onların birine dahi
iltifat, maneviyatı yıkar, ilahi faziletin kapısı sana açılmaz. Allah’a (CC)
yaklaşamazsın.
Tevhid nuruyla bütün cihetleri kapa. Kendini, nefsini, bilgini ilahi ilim karşısında
yok gör. Kalp gözün açılır. Fazilet kapılarını baş gözünle dahi görmeye başlarsın.
Artık baş gözün maddi göz değil, kalp gözüdür. İman, yakın nurudur…
Bu nur, iç alem parladıktan sonra dışa vurur. Bir evin içi aydınlık olduktan sonra
gecenin dışardaki karanlığını deler gibi dış alemi aydınlatır. Bu nur, zuhur ettikten
sonra her varlığın ona uyar. Allah’ın (CC) verdiği o nur önünde eğilir; bir vaad-i
ilahi icabı bunlar oldu.
Nefsini ezme; onu kötülüğe atma. Ve onu kendi başına bırakma. Onu kendi isteğine
bırakırsan şaşar; halka bağlanır. Hakk’ı (CC) unutur. Maddi kuvvete ve sebeplere
güvenir; mahvına sebep olur. Hayır kapılarını sana kapar.
Nefsi kendi başına bırakmak bir cehalettir. Allah’a (CC) bir eş tutmaktır. Bu
yapıldığı takdirde mukabili olarak manevi taraf kapanır. Çünkü Hakk (CC) terk
edilmiş ve batıl tutulmuştur. Şunu da bilmelisin ki ilahi kapılar her zaman açıktır.
Her an tevbe yolları görünmektedir. Onları tuttuğun an yine Hakk (CC) yardımına
erersin; merhamet eli seni yine kurtarır.
Bir defa kapıldım, deyip ötesini aramamak olmaz; Allah’a (CC) dönmek istediğin an
kabul olunmuş sayılırsın.Dön ve yalvar; O’nun (CC) rahmeti seni tutar. Hastalıklara
şifa verir. İstediğin zenginliği ve her güzelliği bulursun. Eğer yine bir şaşkınlık
yapmazsan böylece kalırsın ve yokluk senin için yok olur.
59. Makale: BELAYA SABIR NİMETE ŞÜKÜR
Halin iki durumdan başka yorumlanamaz. Onlar, bela ve nimet halidir.
Bela içinde isen sabretmeye çalış. Sabretmeye çalışmak, her insan için en az
yapılması gereken bir vazifedir. Bundan sonra sabırlı olmak var. Zorla sabretmek,
pek iyi sayılmaz. Bizzat haliyle sabırlı olmak daha iyidir. Ama güzeli rızadır. Bundan
sonra uysallık gelir. Uysal olmak, bir insan sahibi için en iyi şeydir.
Kendini yok görüp kadere teslim olmak da iyidir, ama herkes bunu yapamaz. Bu,
varlığını ilahi varlığa veren zümrenin işidir.
Sana gelen nimet olduğu takdirde şükür yolunu tutman gerekir. Bu şükür ise üç
şekilde olur: Dille, kalple ve bütün duygularla.
Dil İle Şükür: Bütün nimetlerin Allah’ın (CC) olduğunu itiraf etmek. Nefse, kuvvete,
halka, güç ve kuvvetine bir pay çıkarman şükrü bozar. Birçok vasıta ile sana iyilik
yapılabilir. Bunları da Allah (CC) tarafından yaratılmış birer sebep bilmen gerek.
Çünkü dış görünüşte her ne kadar bazı sebepler ve deliller varsa da bunların
ötesinde ilahi kudreti sezmen gerek.
Her şeyi yapan Allah’tır (CC); yaratan, veren, getiren O’dur (CC). O (CC),
şükredilmeye herkesten daha layıktır. Neden sebeplere bağlanmak doğru görülsün?
Asıl sebebi de yaratan Allah (CC) olduğuna göre şükre hak kazanacak olan da Allah
(CC) olmalı, değil mi?
Sana bir hediye gelse, o hediyeyi getiren güzele mi bakman lazım?.. Ona mı nimet
sahibi diye itibar göstermen gerek? Hayır, asıl o hediyeyi sana gönderene şükür ve
saygılarını takdim etmen gerekir. Nimeti getireni görüp onun esas sahibini
unutuyorsan şu ayetin bildirdiği zümreye dahil olursun:
- “Onlar, dünya hayatının dışını bilirler, bunun ötesinden gafildirler.”
Akıllı kimse, işin sonunu bilendir. Sebeplere bağlanan kısa akıllıdır. Dışa bağlanıp
işin iç alemini unutmak bir cahillik sayılır.
Kalp İle Olan Şükür: Bu bir itikat işidir. Buna inanmak lazımdır. Kopmaz bir manevi
bağa sarılmak gerektir. O bağ şöyle gelişmelidir; bilmelisin: İçinde ve dışında
durmanda veya yürümende ne gibi tad ve iyilik varsa hepsi Allah’ındır (CC). Hatta
yaptığın şükür bile. Kalben bunları bildikten sonra dilin ona bir tercüman olmalıdır.
Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin şu ayetlerine iyice inanmalısın. Çünkü kalpten bunlara
inanmış olman bir şükürdür:
- “Sizde olan bütün nimetler Allah’tandır (CC). Allah (CC), dışınıza ve içinize
nimetlerini bol bol sermiştir.”
- “Allah’ın (CC) nimetlerini saymakla tüketemezsin.”
Bunlara inanmış olan bir iman sahibi için Allah’tan (CC) başka yardımcı ve şükre
layık kimse düşünülebilir mi?
Duygularla Olan Şükür: Bu da bütün duyguları ibadetle kullanmakla olur. Şunu da
ilave edelim ki Allah’ın (CC) emirleri dışında hiçbir sese kulak vermemek lazımdır.
Bu durumda nefis, şeytan ve şahsi arzu uyulmaması gereken şeylerdir. Allah’tan
(CC) gayri hiçbir şeye uymamak lazımdır. Hele Allah’a (CC) ibadet eder gibi bir
şeye tapmak hiç olmaz. Bu yapıldığı takdirde zalimler içine girilmiş olur. Bu
zümreye zalim denildiği gibi haksızlıklar için cebir kullanan demek de olur. Allah’ın
(CC) emri dışında başkasına emir vermek, bir zor kullanma olmasa dahi zulümdür.
Bu hali insan şahsi için yapsa da zulüm olur. Bu yol, salih ve yararlı insanların yolu
sayılmaz. Bunlar hakkında ilahi hüküm şudur:
- “Allah’ın (CC) emri haricinde hüküm veren fasıktır…”
denir. Diğer bir ayetle ise kâfir olduğu beyan edilir.
Bu işin sonu da iyi olmaz. Netice ilahi bir azap olan cehenneme kadar götürür. O
cehennem, akla gelen basit ateş gibi değildir. Onu tutuşturacak şey, kükürt taşı ve
insandır. Dünyanın hafif ateşine bir an dayanmak imkansızdır. Ahiretin büyük
azabına nasıl dayanılır? Nefse uyar, halka tapar, Hakk’ı (CC) bırakırsan gideceğin
yerin cehennem olacağını unutma. O gün orada:
- “Kurtuluş, kurtuluş…”
diye bağırmak fayda getirmez. Her ne kadar:
- “Allah… Allah… Allah…”
söylesen yine seni çıkaran olmaz. Ancak imanın elden gitmemişse bir zaman yanar,
sonra çıkarsın. Ancak günah kadar yanmak lazımdır.
Nimet ve bela halinde ol ve onların icaplarını yerine getirmeye bak. Bütün ömrün
bunların dışında değildir. Yukarıdan beri anlattığım gibi her şeyin has hakkını öde…
Belaya sabret… Nimete de şükür…
Bela halinde insanlara şikayette bulunma. Bu halinde en ufak bir sıkıntı hali dahi
belli etmemeye çalış. Halini kimse bilmesin. Hakk’ı (CC) itham etme. Hikmetine
karışma. Nimetini boşa götürme. Dünya ve ahiretle işlerine yarayacak şeyleri seç.
Eğer bir derdin varsa Allah (CC) istemedikten sonra kimse şifa veremez.
- “Derdi Allah (CC) verdi; şifayı kul verdi…” deme. Derdi veren Allah (CC), şifa
sebebini de veren yine O (CC). Aksi halde Hakk’a (CC) eş koşmak olur. Halbuki O’na
(CC) mülkünde ortak yoktur.
O’nun izni (CC) olmadan iyilik ve kötülük olmaz. Ne gelir olur ne de gider. Gerek
afiyet gerek gayrı hepsi O’nun (CC) emriyle olur. Gerek dış aleminde gerekse iç
aleminde insanlara fazla kıymet verme. Herkesi olduğu kadar değerlendir. Netice
de onlar da senin gibi bir kuldur. Allah’ın (CC) isteği olmasa senin hiçbir şeyin zayi
olmaz. Bu hallerde sana düşen en büyük iş, sabretmek ve razı olmaktır. Çünkü
Hakk’ı (CC) bırakıp halka koşmak haramdır, yasaktır.
Hakk’ı (CC) her kötülükten tenzih et. Nefsin şerrinden ona sığın. Tevhid yoluna gir.
O’nun (CC) birliğini itiraf et. Nefsin elinden kurtulman en büyük iştir; buna
çalışman lazımdır. Taa ömür sona erip nefsin bitinceye dek sabırlı ol; Hakk’ın (CC)
emirlerine uy.
Elbet darlık gider. Bir gün olur darlık kalkar. Nimet gelir; saadet, selamet yolları
açılır. Peygamberimizin (SAV) halini düşün. Diğer Peygamberlerin (AS) başına
gelenleri dinle. Bilhassa Eyyub Peygamberin (AS) hali senin için en büyük derstir.
Hepsinin sıkıntısı gitti; hem de gecenin gündüze karşı yok olan karanlığı gibi. Yaz
olunca kaybolan kışın soğuğu gibi. Her şeyin bir zıddı vardır. Her şeyin bir sonu ve
her şeyin bir bitim tarihi olur. Sabır, her iyiliğin anahtarı hükmündedir. Bir Hadis-i
Şerifte:
- “Bir vücut için kalp ne ise iman sahibi için de sabır odur.”
Buyuruldu. Diğer yerde ise:
- “Sabır, imanın hepsidir.”
Buyurulmuştur.Şükür, nimetin saklanma kabıdır. Gelen her nimet bir muhafazaya
muhtaçtır. Muhafaza edilmezse yok olup gider. Nimetlere şükür etmediğin zaman
elinden hepsi gider. Bu anlatılanlar, büyük öğütlerdir; bunları oku. İbret al.
İnşaallah bir gün kurtulursun.
60. Makale BİDAYET VE NİHAYET
Bidayet, belli ve rastgele bir hayattan meşru olana çıkmakla başlar… Emre geçilir.
Sonra bu da kalkar; kader başlar. Bunun neticesi yine rastgele yaşanan bir hayata
dönülür. Bunu iyi anlatmak için şu misali vermek yerinde olur:
İlk önce bilinen bir hayat başlar. Yani: Çocukluk alışılmış bir hayat olarak devam
eder. Yedi yaşıa gelince birden değişir; tahsil çağı başlar. Bir zaman serbest
yaşamayı kaybeder. Netice yine eski hayata döner, serbest yaşar. Fakat bu dönüş
eskisine az benzer, birtakım vazifeler uhdesine tevdi edilir.
İşte bir velînin ilk ve son devrine misal. O velînin tekrar bilinen hayata dönmesi
lâzımdır. Ve döner. Ama bu arada onun için şart olan kendini bilmektir. Artık ilk
devir geçilmiş, son devre ulaşılmıştır. Bu devir son derece nazik bir devir sayılır; bu
yüzden yeme, içme, giyme, evlenme ve daha başka maddî zaruretlerin
giderilmesinde dinî emirleri tatbik etmesi icap eder. Bütün hareketlerinde Hz.
Peygambere (SAV) uyması gerekir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor:
- “Resûl’ün (SAV) yararınız için getirdiği şeyi alın. Yasak ettiği şeyleri yapmayın.”
- “Söyle, eğer Allah’ı (CC) seviyorsanız bana uyun; bunu yaparsanız Allah (CC) da
sizi sever.”
Nefsini kurtar. Onun tembelliğini gider. Şahsî ve kötü arzularını kır. İçinde ve
dışında Allah’ın (CC) birliğinden gayrisi kalmasın; için tevhid nuru ile dolsun; dışın
ibadetle bezensin. Emir ve yasak babında titiz ol. Senin daimi adetin bu minval
üzere devam etsin. Anlayışın, davranışın ilahi emirlerle olsun. Yürüyüşün ve
duruşun ona göre ayarlansın. Gecen gündüzün böyle geçsin. Darlığını ve genişliğini
buna göre ayarla. Hastalığına burada şifa ara; sağlığını bu yolda devam ettir.
İşte kader yoluna böyle gir. Burada kader seni kucaklar. Varlığın hiçbir tesiri olmaz.
Kuvvetin bir iş göremez olur. Ortada yalnız kader hüküm sürer.
Kalem ne yazdı ise sana gelir. İlahî bilgi seni kuşatır. Emniyet ve muhafaza altında
bulunursun. Hakk (CC) seni her kötülükten esirger.
Bu arada birçok sapıklık yolları açılır. Sakın yolunu değiştirip sapmayasın. Birçok
kimseler bu yolda şaşar, ama sen şaşma. Zaten ilahi kuvvet seni esirger. Yeter ki
O’na (CC) teslim olmasını bilesin. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri şöyle buyurdu:
- “Kur’an’ı biz indirdik, onun muhafızı biziz.”
- “Biz böylece ondan kötülüğü çevirdik. Çünkü O, bizim doğru kullarımızdandı.”
Yolunu şaşırmak istemediğin müddet esirgenirsin.
Elinden muayyen bir zaman için bazı kısmetin eksilir. Bu az bir zaman devam eder;
yani nefsini yola getirinceye kadar. Buna alışman lazım.
Ey tabiat içinde kalan, ey nefis ve kötülüğün geçiş yollarında duran zavallı; bırak
onları. Senin için bunlar bir yüktür. Bunlar senin için yük olmasın. Fenanın eşiğine
bu yükle varılmaz; fenayı buluşun Hakk’a (CC) yaklaşma haliyle başlar. Fenanın
kapısına varılmayınca Hakk’a (CC) vusul nice olur.
Bırak bu yükleri. Ufak bir hal görünce erdiğini sanma. Dünya varlığını kalbinden
çıkar. Çıkar ki o tabiat karanlıkları iman nurunu söndürmesin.
Tabiat ölmez. Sen ölünceye kadar o zulmet olmaz, bunu iyi bil. Eğer yok olsa insan
melek olur. Tecelliye uyulur. Hikmet kalmaz; emirler hükümsüz olur.
Bekle; bir zaman böyle gider. Daha sonra her arzun verilir. İşte bunu anlatan şöyle
bir Hadis-i Şerif vardır:
- “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: Güzel koku, kadın ve gözümün nuru namaz.”
İşte bir zaman maddî şeyleri bırakıp sonra istemek. Buna istemek denmez,
“sevdirildi” denir.
İşte bir zaman sonra sana da isteklerin verilir; zamanı gelince bol bol.
Bu hal Peygamberlerindir (AS). Onlar en çok istidatlılardır. Zaman geçince ilahi
rahmet şümulünü gösterir.
Her velî, halince Peygamberleri (AS) kendine örnek almalıdır.İşte işin ilki bir garip
halle başlar. Sonu ise olgunlukla biter. Her velî, kendini emre vermeli. İlahî emirler
dışına çıkmamaya gayret etmelidir.
61. Makale: YAPILAN İŞİN DURUMU BELİRİNCEYE KADAR DURMAK
Her imanlı ayık olmalı. Kaldı ki ayık olmak, her işin aslını bilmek bir vazifedir. Her
geleni almak değil, onun aslını araştırmak gerekir. Ta verilen hüküm belli oluncaya
kadar durmalıdır. Helalliği bilinecek, mubah olduğu anlaşılacak, ondan sonra kabul
faslı başlayacaktır.
İman sahibi teftiş eder, sonra alır. İçi bozuk, münafık ise önüne geleni alır.
Peygamber (SAV) Efendimiz bu manaya işaret ederek şöyle buyurdu:
- “Mümin, işin temeline vakıf olandır”
Bir başka Hadis-i Şeriflerinde ise şöyle buyurdu
- “Şüpheliyi bırak, şüpheli olmadığı bilindikten sonra kabul et.”
İman sahibi önüne serilen her sofraya oturmaz; bekler. Verilen her şeyi içmez.
Teklif edilen her kadını almaz. Bunların dışında kalan diğer işlerde yapılan
tekliflere de hemen koşmaz; bekler, sağlam hüküm verilinceye kadar elini sürmez.
O hüküm verildi mi iş tamamdır. Yer, içer; ibadet eder. İş bu sayılanlar, her iman
sahibinin en az uyması gereken iştir.
Şayet iman sahibi takva derecesinde ise daha titiz davranır. İyi olduğuna dair
hüküm verilse dahi yine bekler. Belki de sonra verilecek emirlerin gereği yapılınca
şimdikinden üstün dereceler alacaktır. Bilinmez ki…
Burada üç hal anlatmak icap eder:
a) Bu her müminin işidir. Allah’ın (CC) emirlerine göre iş tutmak.
b) Bu velîlik mertebesidir ve fenafillah halidir. Bunlar yalnız kadere uyar.
c) Bu zümre sayılan iki zümreden daha üstündür. Belki de yaptıklarının hiç farkında
olmazlar. İşlerinde yalnız kudret eli hüküm sürer; hasılı büyük insanlardır.
Birinci derecede olana yine beklemek gerek. Ama ikinci için değil… Üçüncü
dereceye varan için değil…
İş bu üçüncü derecede belirtilen zatlar, yer içerler. Bunlardan ilahi emir dışı
hareket çıkmaz. Bu vasfı alan belirttiğimiz iman sahibi kötü işlere karşı mahfuzdur.
İman hudutlarını aşması beklenemez. Allah (CC), Hz. Yusuf’u (AS) esirgediği gibi bu
vasfı alan iman sahiplerini de kötülüklerden korur.
Kul, bu durumda esirgenen ve her işi kolaylıkla biten biridir. Sanki iyi yollar onun
için sonuna kadar açık. Aksi ise kapalıdır. Rahatça yürür; ilahi emirleri usanmadan,
üşenmeden yerine getirir.
İradesi Hakk’a (CC) bağlıdır. Onun rızasını almak, Hakk’ın (CC) rızasını kazanmak
olur. Bu makam çok yüksektir, velîlik mertebesinin en üstünüdür. Bunlar
Peygamberlik derecesine kadar ulaşmış büyük sır sahipleridir.
Böylece bütün gidişatını, yolunu Allah (CC) yolunun hakiki yolcularına
uydurmalıdır…
62. Makale: SEVGİ, SEVİLEN VE GEREĞİ

Acaiptir, bir mümine yakışmaz, ama yine de söyler:
- “Falan yakınlık kazandı veya uzaklaştı.”
- “Falana dünyalık verildi veya iflas etti.”
- “Şu adam zengin oldu veya fakirleşti.”
- “İşte şu adam var ya, o büyüdü yahut küçüldü.”
- “Şu insanı görüyor musun? İşte o dillere destan oldu yahut unutuldu.”
Daha bunlar gibi birçok sözler. Hepsi dedikodu cinsinden. Bu sözler, bir iman
sahibinin ağzında iyi olmuyor; yakışmıyor. Herkesin kendine has bir karakteri ve
yolu vardır. İman sahibinin de bir yolu olmalıdır.
Acaba iman sahibi bilmezmi ki? Allah (CC) birdir, birliği sever. Her şeyde tek olmayı
diler. Sevilme babında da tek olmayı ister. Kendinden başkasının sevilmesini
istemez. Zaten iki sevgi bir arada olmaz. Hakk’tan (CC) başkası sevilince Hakk (CC)
sevgisi kalmaz. İnsan başka sevgilerle ve çeşitli dedikodularla uğraşınca Hakk (CC)
sevgisi zedelenir.
Her iyilik edene bağlanmak olmaz. Bir başkası sevilince Hakk (CC) sevgisi kalpte
azalır. Allah (CC) Gayûrdur. Orada yalnız kendi sevgisinin bulunmasını ister.
Başka şeyleri üzerinden bir yana at. Başkasını dilinden bırak. Onlara koşmaktan
vazgeç, onların yaptığı iyiliği Hakk’tan (CC) gör. Eğer kuldan görürsen kulu
seversin. Çünkü Peygamberimiz (SAV) şöyle buyurur:
- “Kalp, iyilik edeni sever.”
Allah’ın (CC) sevgisine layıksan o seni esirger. Her yandan halkı senden keser. Her
bakımdan O’nu (CC) sevmek için halkın yolunu sana uğratmaz. İşte o zaman Hakk’a
(CC) bağlanabilirsen cümle varlığın Hakk’ın (CC) olur.
Biraz kendini dene, yalnız Hakk’ı (CC) sev. Göreceksin ki yalnız hayrın ve şerrin
sahibi Allah’tır (CC). Bu halinde ilahi bir cezbe gelir, nefsin de yok olur. İlahî
varlığın gayrisi yok olur gider. İşte… o zaman sana hayır elleri açılır. İlk bakışta
dünyalık işler senin için bol olur. Diller seni över. Herkes senin arzun olmadan
yardıma koşar. Ahiret işlerin daha başka olur. Orası senin için tadına doyulmaz bir
yer olur.
Hakk’a (CC) bağlan; ona karşı edepli ol. Seni gözeteni gözet. Sana yar olana sen de
yar ol. Seni seveni sev. Seni çağırana koş. Senin işini yoluna koyana elindekini
harca.
Seni pislikten koruyana yar ol. Ölümden beri olana borçlu ol. Kötülüklerini giderene
minnettar ol. Bir sürü adi vehimlerden seni esirgeyene bağlan. Her şeytan tipinden,
aldatıcı ve cahil arkadaşların elinden kurtaran senin en yakın dostundur. Onu ara!
Etrafını bir sürü yol kesiciler sarmışken seni onların önünden alan, elbette ki en
yakın dostun sayılır; onun yolunu gözet.
Hak ve bir sürü maddi şeyler ve heva birbirine uyabilir mi? Birtakım maddî
kıymetlerin içinde sayılan şeylerle ilahi kuvvetler bir olabilir mi?Ne dünya ile ahiret
birdir ne de değersiz şeylerin önünde ilahi kıymetlerin bir olur. Kendini nerede
görüyorsun? Sen ve bütün varlıklar; ilk, son, iç ve dış hepsinin gidişi Hakka’dır (CC).
Bütün kalpler onun için atar. Bütün ağırlıklar Hakk (CC) canibindedir. Bütün
iyilikler oradan gelir.
63. Makale MARİFETTEN BİR ÇEŞİT
Rüya gördüm. Kendimce bir şeyler söylüyordum. Kime söylediğim belli değildi.
Şöyle diyordum:
- “Ey içinde nefsini, dışında halkı, amelini, isteğini, Allah’a (CC), yani Yaradanına
(CC) eş tutan kimse!”
Biri yanıma geldi:
- “Bu söylediğin nedir?”
Dedi.
Bunun üzerine ona şöyle dedim:
- “Bu sözler insanı ilahi marifete götüren cinsten bazı sözlerdir.
64. Makale ÖLÜMSÜZ HAYAT, HAYATSIZ ÖLÜM
Bir gün bunaldım. Kendimde bir heyecan oldu. Bana şöyle bir sual soruldu:
- “Ne istiyorsun?”
Buna karşılık şöyle dedim:
- “Öyle bir hayat istiyorum ki onda ölmek olmaya ve öyle bir ölüm istiyorum ki
onda dirilmek olmaya.”
Bunun üzerine bana:
- “Ölümsüz hayat ve dirilmesi olmayan ölüm nasıldır?”
Denince devam ettim:
- “Dirilmesi olmayan ölüm halkı unutmam, onların hayrını, şerrini görmemle olur.
Bundan sonra nefsim, iradem, dünya ve ahiret arzularımın hepsi yok olmalıdır. Bu
türlü hislerimin benden yok olmasıdır.Ölümü olmayan hayat ise Hakk’ın (CC) varlığı
ile var olmamdır… Bu varlıkta benim hiçbir şeyim kalmamalı. Buradaki benim
ölümüm var olmaktır. İradem burada Hakk (CC) iradesi ile birleşmiştir. Bu irade,
iradelerin en güzelidir.”
65. Makale: ALLAH'A (C.C.) DARILMAK YASAK
Bu dargınlığın neden? Duan kabul olmadı diye Allah’a mı (CC) darılacaksın? Duanı
kabul eder, ama biraz geç kalabilir. Geç kalınca darılmak yerinde bir iş olur mu?
Bazen işitiliyor:
- “Doğruyu istedim vermedi, istediğimi vermiyor”, hem de:
- “ ‘Duanın yapılması lazım.’ diye emir veriyor.” diyorsun:
- “Bu sözün yerinde değil, hatalıdır.”
Bu sözünden ötürü sana sormak icap eder:
- “Sen kendi başına buyruk musun? Yoksa bir sahibin ve bir efendin mi var?…”
Eğer bu söze karşı hür olduğunu, her istediğini yapmaya güçlü olduğunu iddiaya
yeltenirsen sana ilk vurulacak damga:
- “Sen kafirsin. Hakk’ı (CC) inkar ediyorsun.”
Olur. Aksi halde bir kul olduğunu ve bir sahibin, efendin olduğunu söylersen o
zaman sana yine birçok sorular sorarlar:
- “Duanın kabulü geç kaldığı için efendini töhmet altına mı alıyorsun? Onun
hikmetinden şüphe mi ediyorsun? Halbuki O (CC), seni ve bütün yarattıklarını iyi
bilir. Sana ve onlara ne gerekse güzellerini seçer.”
İtham etme. O’nun (CC) hikmetini sez. Hissini bu yolda terbiye et. Söylenenleri
yaparsan sana düşecek vazife şükretmektir. Çünkü O (CC) , sana yarayanı daha iyi
bilir. Haline uygun nimeti senden daha güzel seçer.
Şayet ithamlarına devam edersen yine sana verilecek hüküm şu olur:
- “Sen kâfirsin, hakikati gizliyorsun.”
Çünkü Allah’a (CC) zulüm isnadında bulunmuş oluyorsun. Halbuki Allah (CC),
kullarına zulmetmez. Zulüm sözünü de kabul etmez. Bu sözün Hakk (CC) için
kullanılması muhaldir; olamaz. Sebebine gelince, bütün mülk O’nundur (CC) .
Zulüm ancak başkasının hakkına tecavüz vaki olunca olur. Hakk’a (CC) darılma
yolunu kendine kapa; bu yoldan ayrıl.
Şüphesiz senin Hakk’a (CC) darılman, bazı işine gelmeyen hadiselerden ileri
geliyor. Nefsin bazı şeylerden hoşlanmıyor. O’nun (CC) emrini yerine getirebilmek
için işin güçleşiyor… Haliyle nefis darılıyor; sen de ona uyarak Hakk’ı (CC) töhmet
altında bırakıyorsun.
Dış alemine ait bir şey olursa dua et. Sabırlı ol. İlahî emirlere uymaya bak. Hakk’a
(CC) darılma. Nefsin isteğini yerine getirmeye bakma. Onun boynunu eğdir. Boş
şeylere uyma; çünkü boş şeyler insanı Allah (CC) yolundan alıkoyar. Allah (CC) için
iyi düşün. O’nun (CC) sözlerini doğrula. Ve böylece işin sonunu bekle.
Eğer birisini mutlaka kötülemen gerekse önce kabahati kendinde gör. Daima isyan
bayrağını elinde tutan nefsini itham et; onu kötüle. Nefse darılman Hakk’a (CC)
darılmandan daha iyidir. Nefsine:
- “Zalim…”
Demen Allah’a (CC) zulüm isnad etmenden daha uygundur. Bütün işlerinde nefse
uymaya yanaşma, yaptığı işlere boyun eğme. Çünkü nefis Allah’a (CC) düşmandır.
Nefis, şeytan; bunlar ilahi ve kudsi varlıkların yokluğunu isterler. Bir gizli düşman
gibi senin manevî değerini bitirmeye gayret ederler.
Allah’a (CC) sığın. Kurtuluş yollarını ara. Daima onlara:
- “Siz benim ruhumu karartıyorsunuz, sizi bağışlamam.”
De. Allah’ın (CC) şu ayetini daima onlara oku:
- “Eğer şükrederseniz ve iman sahibi olursanız Allah (CC) size niçin azap etsin?”
Şunu da nefsinin kulağına oku:
- “Allah (CC) hiçbir şeyde insanlara zulmetmez, lakin insanlar kendilerine
zulmederler.”
Bunlara benzer birçok ayet-i kerime ve Hadis-i Şerif vardır; onları ara, bul, oku.
Allah (CC) için nefsine hasım ol. Nefse karşı bir ilahi asker ol. Çünkü ilahi
kuvvetlerin en büyük düşmanı nefistir. Hz. Resul (SAV), Hz. Davud’a (AS) yapılan
bir hitabı bize bildirmiştir. Onun burada söylenmesini yerinde buluyoruz:- “Ya
Davud (AS); hevanı, nefsini bırak. Çünkü saltanatım içinde nefis ve hevadan başka
benimle çekişen yoktur.”
66. Makale: DUA ETMEK
- “Ben Allah’a (CC) dua etmem.”
Deme, sonra nasıl olsa gelecek gelir; gelmiyorsa olan da gelmez gibi sözlerini de bir
mazeret olarak gösterme. Bunlar boş sözdür. Daima dua et. Dua etmek bir
vazifedir, görevdir; kulluk icabı sayılır. Dünya ve âhirete ait işlerin için Allah’a (CC)
yalvar, dua et ve iste. Haram olmayan, ahlakına bir zarar vermeyecek olan her şeyi
O’ndan (CC) talep et. Çünkü Cenab-ı Hakk (CC) bizi dua etmeye teşvik ediyor, emir
veriyor:
- “Bana dua edin, icabet ederim. Allah’ın (CC) güzel nimetlerini isteyin, ama o
nimetleri birbiriniz için böbürlenme vesilesi yapmayın.”
Dua üzerine Peygamber (SAV) Efendimiz havli emirler vermiştir. Ümmetini dua
etmeye teşvik etmiştir. Bunların birkaçını zikretmek yerinde olur:
- “Kabul olacağına inanarak dua edin. Allah’a (CC) yalvaracağınız zaman ellerinizi
açınız.”
İş bu Hadis-i Şerifler senin; “dua etmeye lüzum yok. Etsem de gelir etmesem de.”
Şeklinde söylediğin sözlerin yersiz olduğunu gösteriyor.
Daima Allah’tan (CC) iste. Kısmetinde varsa gelir; bu geliş senin imanını arttırır.
Duaya alıştığın için halka yüz suyu dökmekten de kurtulursun. Şayet kısmetin
değilse yine duan iyi olur, Allah’a (CC) imanın olduğu anlaşılır. Ayrıca bütün hallere
karşı sende bir uysallık olur. Asabiyete kapılmadan işlerin kolaylıkla hal yolunu
bulursun. Borçlu isen kolaylıkla ödeme yollarını ararsın. Sakin olduğun için herkesin
itimadını kazanırsın. Çünkü imanlısın, işlerini Allah’a (CC) bırakıyorsun.
Yaptığın duaya dünyada karşılık verilmese bile ahirette bol ecir alırsın. Günahların,
hataların bağışlanır. Allah (CC) kullarına bol ihsanlar yapandır. Acır, dualarını kabul
eder.
Duanın kabul olunacağı muhakkaktır. Ya bu alemde ya öbür alemde karşılığı
görülür.
Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurur:
- “Kıyamet günü imanlı kimse amel defterinde birçok iyi işlerin mükafatı şeklinde
bazı şeyler görür, hayret eder. Sonra ona sorulur:
- ‘Bunları biliyor musun?’ Haliyle bilmez ne olduğunu:
- ‘Bilmiyorum…’
Der. Buna karşılık ona şöyle anlatılır:
- ‘İşte bunlar senin dünyada dua yoluyla istediğin şeylerin karşılığıdır. Kaderinde
olmadığı için orada verilmedi; burada onların mükafatını alıyorsun’.”
Her iman sahibi Allah’a (CC) dua eder… İman sahibi, Yaradanını (CC) her zaman
anandır. Her hakkı yerine getiren iman sahibidir.
Sonra dua eden bilir ki her şeyi veren Allah’tır (CC).
Dua eden kibirli değildir. İşte bundan ötürü dua iman sahibinin huyları arasında
olmalıdır. Ehl-i iman, duadan kaçınmamalıdır.

67. Makale: NEFİSLE CENK VE ŞEKLİ

Muhalefet kılıcı ile nefsini her öldürdükçe Allah (CC), onu yeniden diriltir. Dirilince
yine senden birçok şeyler istemeye, seninle nizaa tutuşur. Kötülük kanatlarını açar;
yine uçmaya başlar. İşte., bu sırada sana yine cihad düşer. Nefis ölmez; sen sağ
oldukça o da olur. Yalnız o islah olur.
İşte sen, onu islah etmeye çalışacaksın. Ve bu yolda sana mükafat verilecek. İman
sahibinin daimî vazifesi nefsi yenmektir… Peygamber (SAV) Efendimiz bir Hadis-i
Şerifinde şöyle buyurur:
- “Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.”
Bunu bir muharebe dönüşünde söylemişti. Bu büyük sözler, nefisle mücadelenin
devamlı olduğunu ve nefsin yok olmayacağını anlatmak istemişti. En büyük ibadet
ve en güç iş, nefisle uğraşmaktır. Daima onunla mücadele yolunda olmak gerektir.
Çünkü Allah-ü Teala (CC) da buna işaret olarak şöyle buyurdu:
- “Ölüm gelinceye kadar Rabbine (CC) ibadet et.”
Emir, Peygamber (SAV) Efendimizedir. Dolayısıyla bütün ümmete… Buradaki
ibadetin manası, nefse karşı olmaktır. Kaldı ki bütün hayırlar da nefse karşı
olmakla başlar. Daima onun zıddını, istemediğini yapmak lazımdır.
Burada bir soru akla gelir ve söylenebilir:
- “Neden Peygambere (SAV) bu hitap vaki oluyor? Peygamberin (SAV) nefsi islah
olmuştu, O’nun (SAV) hevası yoktu.”
Allah-ü Teala (CC) o büyük Peygamber (SAV) için şöyle buyurdu:
- “O (SAV), boştan konuşmaz. O’nun (SAV) her sözü bir ilahi vahiydir.”
Ne buyurulur?…
Buna cevap olarak şunları söylerim:
- “Allah (CC) bu emrini İslam yolunun istikrarı için buyurmuştur. Bununla dini
emirler önünde Peygamberle (SAV) ümmetten birini eşit göstermek ve İslami
emirler karşısında herkesin aynı olduğunu anlatmak istemiştir.
Sonra Peygamberimizde (SAV) nefse karşı manevî bir kuvvet vardır. Bunu O’na
(SAV) Allah (CC) vermiştir. Bu kuvvetin varlığı önünde nefsin ve şahsi arzuların
hiçbir kötülüğü Peygamberi (s.a.v.) şaşırtamaz. Fakat diğer müminler böyle
değildir. Onlar daima cihadla nefse karşı gelmeye mecburdurlar. Resul (SAV) bu
yolda bir gayret sarfetmese dahi işleri daima nefsin arzusu hilafına olur. İman
sahibi, daima yalın kılıç olmalıdır. Taa ölünceye kadar nefsin karşısında bir muhafız
gibi beklemelidir. Onun kötülüğe atılmasına meydan vermemelidir.”
Her iman sahibi, Allah’ın (CC) huzuruna çıktığı zaman kılıcı nefsin kanına batırılmış
olmalı. İş bu hal, o imanlı insanı cennete götürür. Allah-ü Teala (CC) Hz.leri bir
ayetinde şöyle anlatır:
- “Bir kimse Yaradanın (CC) saltanatından çekinir, nefsine uymazsa onun yeri
cennettir.”
Cennet adıyla bildirilen mekan, kudsî bir yerdir. Oraya yalnız iman sahipleri girer.
Oraya bir defa giren sonuna kadar kalır; bir daha çıkarılmaz. Tekrar dünyaya
gönderilmek, başka bir yere nakil gibi şeyler akla gelmez.
Orada güzelliklere sınır yoktur. Her an yenisi gelir. Her nefes bir ilkinin daha
güzeli, daha hoşu zuhur eder. Bunların önü, sonu, tükeneceği yoktur. Bu
güzellikler, dünyada her an ve her gün yapılacak nefisle mücadelenin karşılığıdır.
Kafir ve içi bozuk olan münafıklara gelince, onlar da bunun tersine en güç
felaketlere uğrarlar. Çünkü onlar, hiçbir kötü işe karşı durmadılar, nefislerine
uydular; şeytanlara bağlandılar. Küfür, şirk, her türlü kötülüğü işlemekten
çekinmediler. Neticede küfür üzerine ölüp gittiler. Buna ceza olarak öbür alemde
onlara azap çeşitleri hazırladı. Cehennem zaten bunlar için hazırlanmıştır. Cenab-ı
Hakk (CC) iman sahiplerini ihtar için şöyle buyuruyor:
- “Kafirler için hazırlanan ateşten kendinizi koruyun.”
İman sahipleri, cennette sonuna kadar kalacakları gibi imansızlar da bu
cehennemde sonuna kadar kalacaklardır. Orada, dünyada yaptıkları kötülükler
yüzünden en çetin azaplara uğrayacaklardır. Derileri dökülerek, yerine yeni deri
bitecek, azapları böylece tattırılacak. Bu hususu anlatan ilahi sesi dinleyelim:
- “Onların derileri çürüdükçe-yanıp harap oldukça yeniden derilerini
değiştireceğiz.”
İşte bu cefa, onlara dünyada yaptıklarının cezasıdır. Her an çekinmeden dünyanın
kötülüğünü yaptılar. Nefislerine, şeytanlarına kapılarak yapmadıkları rezalet
kalmadı. Öbür alemin de azabını böylece göreceklerdir. Azabın, cefanın
benliklerine işlemesi için her an eriyen, çürüyen derilerinin yerine yenisi
getirilecektir. Cennet ehli ise her an o alemin iyi şeyini alacakları için daima
güzelliklerin amiline gelince onu da:
- “Bu iman sahiplerinin dünyada yaptıkları nefse karşı cihaddır.”
Deriz. Dünyada ne yapıldı ise öbür alemde o görülür.
Bu mevzu ile ilgili Hadis-i Şerif şöyledir:
- “Dünya, ahiretin ekeneğidir…”
68. Makale: HER AN BİR TECELLİ
Kul dua eder; duası kabul olunur. Bu hal, ilahi tecelli üzerinde bir etki yapmaz.
Sonra yapılan dua geçmişte kader sayfalarına yazılanlara da zarar vermez. Bir anda
dua edilir; edildiği zaman kader ve irade-i ilahiye de o yoldadır; hemen kabul
olunur. Yoksa kader dua ile değişir; ilahi arzu bir tesir alır.
Birçok ilim sahipleri:
- “O her an yeni bir tecelli alır.”
Ayetinin manasını şöyle açıklıyorlar: Dua yapılır, kader de aynı yöndedir. Dua da bir
sebep olur. İlahî tecellinin nuru hemen olacak işi bitirir. Yoksa bazı kimselerin
anladığı gibi dua edildi diye hiçbir oluş olmaz. Yek başına dua ile ne bir bela def
olur ne de bir yarar iş.
Bazı Hadis-i Şeriflerde şöyle bir açıklama vardır:
- “Bela, ancak dua ile gider.”
Ama bunu biraz açıklamak lazım gelir. Tefsirsiz bunu yanlış anlayanlar olur.
Bu Hadis-i Şeriften murad, belanın giderilmesi bazen duaya bağlıdır demektir.
Yani: Dua yapılır, bela gider. Çünkü kader o yoldadır; dua edilmedikçe bela def
olmaz. Yukarıda belirtilen Hadis-i Şerifin manasına gelen bir diğeri vardır:
- “Kul, ameliyle cennete giremez.”
- “Amelsiz cennete girer.”
Manasına gelmez. Cenneti Allah (CC) verir; kulun ameline göre orada makam. Bunu
daha çok tefsir eden bir Hadis-i Şerif vardır; Hz. Aişe (RA) rivayet eder. Diyor ki:
- “Peygambere (SAV) sordum: ‘Ameliyle cennete giren olur mu?’ ”
Cevaben:
- “Hayır, yalnız Allah’ın (CC) rahmetiyle girilir."
- “Sende mi ya Resulallah (SAV)?”
- "Evet ben de… Yalnız Allah (CC), beni rahmetine daldırmıştır."
Son cümleyi söylediği zaman elini başının üstüne kaldırmıştı…
Bunlardan çıkan mana şudur: Allah (CC) hiçbir işi yapmak mecburiyetinde değildir.
Ne bir dua ile kimseye bir şey vermek için ne de kimseye karşı bir taahhüt
altındadır. Allah (CC) istediğini yapar. Şu ayetler anlatmak istediğimizi daha iyi
anlatır:
- “Allah (CC) dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder, dilediğini affeder.”
“İstediğini yapar…” “O (CC) yaptığından sorumlu değildir; onlar hep hesap
vereceklerdir.” “Allah (CC), dilediğine sayısız rızık verir.”
Yapılan işlerin hepsi bir hikmete mebnidir. Hikmeti olmayan hiçbir iş yoktur.
Her şey ilahi adalet içinde devam etmektedir.
İlahî adalet, işleri böylece yürütmektedir. Bunların böyle olmamasına bir sebep
yoktur. Çünkü semaların bitiminden yerlerin zeminine kadar bütün varlık O’nun
(CC) elindedir ve O’nun (CC) tasarrufundadır. O (CC), bunlarda istediğini yapar.
Zaten başka bir şey akla gelmez. Yeri ve göğü Allah’tan (CC) başka yaratan
olmadığı gibi onları elinde bulundurup yönetecek kimse de yoktur. Bu manalara
işaret eden şu Ayet-i Kerimeler vardır:
- “Allah’tan (CC) başka yaratıcı var mıdır? Allah’la (CC) beraber bir ilah var mıdır?
O’nun (CC) ismine bir eş biliyor musun?”
Sûre-i Ali İmran’ın şu ayeti anlatmak istediğimizi size daha iyi açıklar:
- “Ey Allah’ım (CC); varlık sahibisin, istediğine mülk verirsin, istediğinden de
alırsın. İstediğini refaha kavuşturur, istediğini süründürürsün. İyilik elindedir. Her
şeye gücün yeter. Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye çevirirsin. Ölüden
diri, diriden ölü yaratırsın; arzu ettiğine sayısız rızık verirsin.”
69. Makale: ALLAH'TAN (C.C.) MAĞFİRET İSTEMEK
Allah’tan (CC) geçmiş günahlarına mağfiret iste. Bundan sonra da o günahların
üzerine başkasının gelmemesi için yalvar. İlahî emirlere uymak için Allah’tan (CC)
yardım iste. Kaza ve kaderin gelişini hoş karşıla. Belalara karşı sabırlı ol.
Elindekilere şükret. Elindekilerin kadrini bil. Ölüm gününü hayırla neticelendirmek
için çareler aramaya bak. Son nefesin hoşluk içinde biterse öbür alemde
Peygamberlere (AS), doğrulara, şehitlere ve iyi kimselere arkadaş olursun. Onlarla
arkadaş olmak ne kadar hoştur.
Allah’tan (CC) dünyayı isteme… Belanın gitmesini, ihtiyaç halinin geçmesini,
zenginliğin gelmesini isteme. Sana gereken sabırlı olmaktır. Elinde bulunana iyi
bakarak yetinmen gerekir.
Bulunduğun hal içinde bulunan manevî değerlerin elinden gitmemesini iste. Aksi
belki senin için iyi olmaz. Bilemezsin, hayır hangi yandadır. Acaba sana zenginlik
mi yarar yoksa dünya rahatlığı mı? İşlerin iç yüzünü bilmek sana saklıdır. Onları
yalnız Allah (CC) bilir. Her şeyin iyisini ve kötüsünü O (CC) bilir.
Hz. Ömer’den (RA) naklen şöyle rivayet edilir:
- “Ben günlerimin iyilik veya kötülük içinde geçmesini merak etmem. Çünkü
bilmem hayır hangisindedir.”
İhtimal ki Hz. Ömer (RA) bu sözüyle şu ayeti anlatmak istemiştir:
- “Size kıtal farz oldu, ama siz hoşlanmıyorsunuz. Bilemezsiniz, belki sevdiğiniz iyi
değildir, belki de sevmediğiniz uğurludur… Halbuki Allah (CC) bilir, siz
bilemezsiniz.”
Hayır üzere ol. Nefsin ölsün. Hevaî isteklerin yok olsun. Şeytanın zelil ve hakir
olsun. Anlattıklarımızı yaparsan bunlar olur.
Anlattığımız yola girersen yersiz iraden ölür. Boş ümitlerin ölür. Kalbine safiyet
gelir. Allah’tan (CC) başka bütün varlıkları kalbinden çıkar. O’nun (CC) sevgisi ile
dolarsın. Bu halden sonra sana ilahi iradeden nasip gelir. O’nunla (CC) istersin, yani
dünya ve ahiret işlerini… O’nun (CC) emrine uyarsın; bütün arzuların yerine gelir.
O zaman iraden Hakk’ın (CC) iradesine ram olur. İstersin, verdikçe şükredersin.
Alırsın, yersin. Verilmeyecek olursa kimseye darılmazsın. Sonra verilmeyene karşı
bir şey demezsin. Çünkü senin için mühim olan yalnız ilahi emirlerdir. Böylece
kalbin temiz, iraden saf hak yolda devam edersin.
70. Makale: ŞÜKÜR VE KUSURLARI İTİRAF
Amelini görme. Onlarla böbürlenme; bu hal sana yakışmıyor. Nefsi görmek, yapılan
işlere karşılık beklemek iyi olmuyor. En iyisi bunları Hakk’tan (CC) görmektir.
Bütün işleri O’nun (CC) yardımıyla yaptığını anla; ona göre işlerini ayarla.
Eğer bir kötülüğü yapmıyorsan düşün. Bu halin senden mi yoksa Hakk’tan (CC) mı?
Elbette Hakk’tan (CC). O (CC), seni esirgedi. O (CC) , seni sakladı. Buna hamd
etmek gerek. Şükür etmen lazım. Nerede şükür? Buna akılsızlık derler. Başkasının
gücünü kendine mal etmen yerinde olur mu, akıl karı mı?
Şu misaller sana bir şeyler, anlatır sanırım.
Sen düşmanla çarpışıyorsun, fakat gücün yetmiyor. Öteden kuvvetli biri geliyor,
düşmanın elini bağlıyor. Yere seriyor. Sen de yapacağını yapıyorsun.
Sonra her şeyi kendin yaptığını iddia ediyorsun.
Halbuki o kuvvetli adam gelmeseydi senin bir iş yapacağın yoktu. Belki de düşman
seni öldürecekti.
Diğeri de şu: Biri vardır, zengindir. Herkese ödünç verir. Veyahut ihsan eder. Sen
de bir şeyler almak istersin, ama sana vermez. Öteden biri gelir, sana kefil olur ve
alırsın.
Sonra da:
- “Ben aldım. Benim itibarım var.”
Diye söylenmeye başlarsın. Yakışır mı?
İşte bu iki misal sanadır. İşlerini düzenle. Şükret. Sana verilenle yetin. Daima
Allah’ı (CC) öv; her iyiliği O’na (CC) ver. Şer işleri sana yükle. Nefsini islaha çalış.
Eğer birini kötüleyeceksen nefsin yeter. Çünkü bütün şerrin yuvası odur.
Yaradanı (CC) daima bir yaratıcı olarak bil. Ona göre edepli ol… Nefsini kötülüğün
yuvası gör, ona göre terbiye et.
Bazı büyük bilginler şöyle derler:
- Sana lazım olan gelir.
Buna bir Hadis-i Şerifte işaret edilir:
- “Çalışınız, birbirinize yaklaşınız. Kötü yolları kendinize kapayınız. Herkes
yaratılışının gereğini” yapar.
71. Makale: MÜRİD VE MURAD
Sen ya müridsin ya murad...
Ya Allah (CC) tarafından istenilen birisin veyahut O’nu (CC) isteyen bir müridsin.
Mürid olduğunu kabul edersen bütün yüklerin merkezi olduğunu da kabul edersin
yahut bütün ağırlıkları omuzunda taşıyan biri olduğunu bileceksin. Çünkü arayıcısı,
arayıcı her güçlüğe katlanmalı; arzusuna ermesi, istediğini bulması için bu yükleri
çekmesi gerek.
Talip için beladan kaçmak olmaz. Nefsine hastalık gelir. Çocuğun ölür, malın
çalınır. Bağına bahçene afet gelir. Bunların hepsini hoş karşılayacaksın. Bunlar, seni
manevî günahlardan, kirlerden koruyacaklardır. Böylece hakikati sevenlere
katılacaksın; onları bulacaksın.
Bu mana demek değildir ki bu gibi afetleri arayacaksın… Hayır. Gelene razı
olacaksın, yani elinde olmadan…
Eğer murad isen yine vazifelerin olacak. O zaman daha ağır bir vazife ile
başbaşasın. İşte o zaman Hakk’ı (CC) sakın itham etme. Bela gelirse şikayet etme.
Sonra kıymetin düşer. Hakk (CC) seni seviyor. Böyle ufak tefek işlerle seni tecrübe
ediyor. Seni tam olgun mertebeye çıkarmak için bunlarla deniyor. Böylece derecen
yükselir. Velîlerin derecesine çıkarsın. Senin derecen onlardan alttır. Yerinde
kalmak mı istersin? Onların yeri, senin bulunduğun süfli alemden yücedir. Onların
yanına varmak istemez misin? Bulunduğun durum aşağıdır. Bu aşağılık içinde
kalmayı arzu eder misin? Sen bunları arzu etsen bile Allah (CC) istemez. Çünkü O
(CC), seni seçmiştir. Senin için O’nun (CC) bilgisi, senin bildiklerinden çok
üstündür.
O (CC), senin için iyiyi seçiyor; en güzeli hazırlıyor. En yararlı hangisi ise onu
söylüyor. Sen bunları kabul etmekten çekmiyorsun.
Burada sen bazı şeyler diyebilirsin. Mesela:
- “Allah (CC) madem birini seviyor, onu istiyor neden cefa veriyor? Halbuki bu cefa,
en çok sevilene oluyor.”
Bu durumda sana Peygamberin (SAV) durumunu anlatmak yeter. O (SAV), en çok
sevilendir. Bununla beraber en fazla cefa çekendir. Bu hali Peygamberimiz (SAV)
şöyle beyan ediyor:
- “Kimsenin yapamayacağı şekilde Allah’tan (CC) korkarım. Allah (CC) yolunda
kimsenin çekmediği ezayı çekerim. Öyle zaman oldu ki bir ay yiyecek bulamadım.”
Yine buyuruyor:
- “Ben Allah’ı (CC) en çok bilenim ve en çok korkanım.”
İşte Hadis-i Şerifler. Bunlar cefaları anlatır. Sebebi ise ilahi derecelerinin artması
içindir. Onların derecesi ancak dünyada yapılan amelle yükselir. Dünya ise öbür
alemin kazanç yeridir.
Peygamberlerin (AS) vazifesi, ilahi emirleri yerine getirdikten sonra sabırlı olmak
ve olan işlere mukavemet etmektir.
Sonra bu dünya biter. Öbür alem başlar; ebedî saadete ererler.
72. Makale: ÇARŞI ve PAZARA ÇIKANLAR
Sokaklara ve Pazar yerlerine çıkmak birkaç bölüme ayrılır. Elbette ki bunların, yani
iman sahiplerinin pazara çıkmaları dünyaya ve dine dair vazifelerini yerine
getirmek için gereklidir. Bunları birkaç kısma ayırmak sureti ile anlatmak yerinde
olur.
Bunlardan bir kısmı sokağa çıkar; yalnız şehevî şeylere bakar. Kötü şeylere
bağlanır. Onların geçici zevkleri kalbini bozar. Devam ederse helak olur; dinini
bırakır. Ahlakı bozulur. Tabiatın verdiği adi zevkleri yapar, bütün fazilet
duygularını söndürür. Ancak aradan geçen devrede kötülüğünü sezer, tevbe ederse
onu o kötülükten Allah (CC) kurtarır. Çarşı-Pazar işiyle uğraşanlardan diğer bir
kısmı ise gördüğünü görür. Mahvolacağı sırada aklı başına gelir. Dinî inançlarını
düşünür, yaptığı işin hatalı olduğunu derhal anlar; nefsiyle mücadele etmeye
başlar. Buna bir mücahid payesi verilir. Yaptığı iş dolayısıyle öbür alemin bol
mükafatını kazanmaya namzet sayılır. Buna dair bir Hadis-i Şerif vardır. Onda şöyle
buyurulur:
- “Bir kimse, kötülük yapamayacak halde iken kötü işlere yanaşmazsa ona bir
sevap; yapmaya gücü yettiği halde yapmazsa ona da yetmiş sevap verilir.”
Bu çarşı-pazarlarda dolaşanlardan diğer kimse ise gider, alır, yer, içer. Allah’a (CC)
şükreder. Kötülüğe meyil etmez. Hepsini Allah’ın (CC) vermiş olduğu bir nimet
olarak kabul eder.
Yine onlardan bir kısmı çarşıya çıkar, gezer; fakat ilahi hikmetlerden gayri bir şey
görmez. Sanki gördüğü Allah’ın (CC) nurudur. Ve bundan gayrısına kördür, sağırdır.
Bunun derecesi yüksektir. Bu dereceye erenler, Hak ‘tan gayrisini bilmezler. Söz
gelişi buna:
- “Çarşı da bir şey gördün mü?” diye sorarsan şöyle der:
- “Hayır…”
Hakikatte görmüştür. Ama bu gördüğü kalbini sarmamıştır. Ani bir bakışla
geçmiştir. Uzun boylu ve kötü arzularla bakmış değildir.
Bu zat, her şeye değeri kadar önem verir. Dışıyla halka bakar, ama kalbi Hakk’tadır
(CC).
Bu anlattıklarımızın son kısmına dahil olanların kalbi Allah (CC) sevgisiyle doludur.
Kalbinde yalnız O’nun (CC) sevgisi ve O’nun (CC) yarattıklarının sevgisi vardır.
Çarşıları, pazarları dolaşır; ağzından hikmetler çıkar. Dualar okur, Allah’a (CC)
yalvarır. Hamd eder.
Bu, büyük insandır. Buna kulların hamisi denir. Buna arif de denir. Bedel ismi de
verilebilir. Zahid, alim ve yeryüzünde Allah’ın (CC) halifesi ismi de kullanılır, îlahî
bir elçi adı da takılır… Ne dense yakışır.
Allah (CC) bunlara, bütün iman sahiplerine rahmet ve rızasını ihsan eylesin. Doğru
yola Allah (CC) hidayet eder.
73. Makale: GİZLİ KUSURLARI BİLİNEN VELİLER
Allah (CC), bazı sevdiği kimseleri diğerlerinin ayıplarına vakıf kılar. Söylenen
yalanları, şirki, küfür yollarım sezer. O velî bunlara dayanamaz, kızar bağırır. Bu
yaptıkları haliyle Allah (CC) için olur. Evvela içten kızar, sonra dışa vurur. Bu
durum onu rahatsız eder. Söylenmeye başlar. O kötülükleri bir bir sayar döker:
- “Böyle Müslümanlık olmaz.”
- “Bu işleri yapanlar şeytandır, şeytan da Allah’ın (CC) düşmanıdır.”
Gibi birkaç kelam sarfeder. Sonra devamla:
- “Yapılan bu işler ancak münafıkların yapacağı iştir. Münafıklar, cehennemin en
dibine gireceklerdir.”
Şeklinde söylenir durur…
Bu sözler, o velînin ağzından böylece çıkmaya başlar. Bu sözler, onun veliliğine bir
zarar vermez. Aksine bu sözler, onun tam bir velî olduğuna delil sayılır.
O, kendiliğinden konuşmaz. İlahî tecelli onu içine almıştır. O yaptığı işi ilahi tecelli
ile yapar. Kaderle hareket eder.
Sözlerini söylerken bazılarının yüzüne karşı, bazılarının da ardından söyler.
Ardından söylenince hoşa gitmeyenler için dedikodu yapılır. Bu dedikoduları
önlemek için o velînin aleyhine söz sarfedilir:
- “Bu bir velîdir, neden gıybet eder durur? Onların bu sesine karşılık susmak, belki
daha hayırlıdır.”
Sonra dışarıda insanlar gücenir. İç alemde Allah (CC) razı olmaz, darılır.
- “Zararı faydasından çoktur.”
Mealinde buyurulan ayetin hükmü altına girer bu işler.
O velîye burada düşen vazife, şeriata uymaktır. Onun emrine göre hareket
etmektir.
Tevbe etmeli, yaptıklarını Allah’ın (CC) ve Peygamberin (SAV) emirlerine göre
yürütmeli. Bu iş o velî için biraz zor olur, ama öbür şaşkınlar için iyi olur. Çünkü bir
kimsenin ne kadar kötülüğünü yüzüne vurursan fenalık o kadar artabilir.
Doğru yola ancak Allah (CC) hidayet eder.
74. Makale: AKILLIYA GEREKEN
İnsan ilk başta nefsine bakmalı; yapılışını incelemeli. Kainatta mevcut olan
harikalara göz atmalı. Onları bir bir tetkik etmeli. Bundan sonra Yaradanın (CC)
varlığını istidlal eylemeli. Çünkü kainatta bulunan bütün varlıklar Allah’a (CC)
götüren birer yoldur. O’nun (CC) kuvvetini, kudretini belirten birer hikmettir.
Güzel iş daima iyi bir ustaya delildir.
Bu manayı daha iyi anlatmak için İbn-i Abbas’ın (RA) bir açıklamasını anlatmak
yerinde olur.
Önce bir avet-i kerime meali:
- “Allah (CC), yeryüzünde olanların hepsini hizmetinize verdi.”
Bu ayetin tefsirinde İbn-i Abbas (RA) şöyle der:
- “Her şeyde Allah’ın (CC) isminden bir tanesi vardır. Ve her şeyin ismi Allah’ın
(CC) ismidir. Sen ise, o isim ve sıfatların içindesin. Dışta olanlar onun kudretiyle
olur. İç alemde olanlar onun hikmetiyle olur.”
Allah (CC), Zatını sıfatlarla gizlemiştir. Sıfatını da işlerle örtmüştür. İlim, irade ile
olur. İrade ise, hareketlerle ortaya çıkar. Sanat, yapanı sakladı. Sanat irade ile
belirdi. O (CC) gizliliği içinde saklıdır. Nimetleri yeryüzünde zahirdir. Kudreti
açıktır. Hiçbir şey O’na (CC) benzemez. O (CC), görür ve işitir.”
İbn-i Abbas (RA) Hz.leri burada marifet sırlarını açıklıyor. Bunları hiçbir yerde
görmek mümkün değildir; bu gibi sözlere kolay rastlanılamaz. Bu büyük insana
Peygamber (SAV) şöyle dua etmiştir:
- “Ya Rabbi (CC)! Sen onu dinde, fakiri yap, tevil yollarını ona öğret…”
Allah (CC), bizi onların hayrına erdirsin; onlar arasında toplasın.
75. Makale: TASAVVUF VE OLUŞU
Sana Allah’tan (CC) korkmayı, kötülükten geri durmayı tavsiye ederim. İslam
dininin zahirdeki emirlerine uy… Gönlünü geniş tut. Nefsini daraltma. Yüzünü güler
eyle. Varlığını doğrulara harca.
Başkalarını üzme. Zor işleri kendin al. Fakirliğin kıymetini bil. Büyüklerin kadrini
bil. Arkadaşların kıymetini bil; onlarla iyi geçin. Küçüklere nasihatta bulun.
İcabında büyüklere de doğruyu söylemekten çekinme. Düşmanlık yapma. İyilik
yapmaya devam et. Bol harca; hak yoldan olsun. Mal yığma. Sohbete layık
olmayanlarla konuşma; gerek din gerek dünya için onlara akıl danışma.
Fakirliğin asıl manası odur ki; senin gibi birine ihtiyaç sayıp dökmeyesin…
Zenginliğin manası ise, senin gibilere karşı gönlünde bir ilahi vakanın olmasıdır.
Tasavvuf dedikoduyu bırakmaktır. Yalnız açlığı gidermek için yemek, hiçbir işe
yaramayan alışkanlığı bırakmakla hasıl olur. Nefse güzel gelen şeyleri bırakmak iyi
olur. Fakir hali ilimle başlar; yumuşak tabiatla büyür. İlim onu korur. Yumuşaklık
ise sevdirir. Tasavvuf sekiz huy üzerinedir:
1- Sahi olmak: Eli açık, cömert olmak; bu adet İbrahim Peygambere (AS) verildi.
2- Razı olmak: Bu adeti İshak Peygamber (AS) almıştır.
3- Sabır: Bu hali Eyyûb Peygamber (AS) benimsemiştir.
4- İşaret: Bu da Zekeriyya Peygamberin (AS) hususiyetidir.
5- Gurbet: Bu da Yahya Peygamberin (AS) hususiyetidir.
6- Kaim ve sade giyinmek: Bu da Musa Peygamberin (AS) meşrebidir.
7- Seyahat: Bu da İsa Peygambere (AS) nasip olmuştur.
8- Fakr: Bunu da Peygamberimiz (SAV) almıştır. Bir Hadis-i Şerifinde:
- “Fakr, benim öğüneceğim şeydir.”
Buyurmuş, sevdiğini ifade etmiştir.
Allah (CC) bütün Peygamberlerine (AS) selam ismiyle tecelli eylesin. Onlara
uyanlardan rahmetini eksik etmesin.
76. Makale: NASİHATLER
Sana zenginlerle konuştuğun zaman vakarlı, fakirlerle konuştuğun zamansa
mütevazi olmanı tavsiye ederim. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin senin bütün
hallerine vakıf olduğunu düşün; daima mütevazı ve samimi ol! Birtakım sebeplere
dayanarak onlara Yaradanı (CC) ithama kalkışma. Bütün hallerde o Yaratıcıya (CC)
güven. Aranızdaki samimiyete güvenerek kardeşinin hakkını yeme. Gönlü, gözü tok
olan Allah (CC) yolunun yolcuları ile sohbete devam et… Onlara karşı mütevazi ve
terbiyeli ol… Nefsin isteklerini keserek ıslah etmeye çalış… Allah’a (CC) insanların
en yakın olanı, güzel huylu ve ileri görüşlü olanıdır. Amellerin en iyisi Hakk’la (CC)
olmaktır…
Sana daima hak ve sabır tavsiye ederim. Hakk’a (CC) güven, sabırlı ol.
Dünyada sana iki şey yeter; fakir ile sohbet, Allah (CC) dostlarına hizmet… Fakir
yalnız Hak zenginliği ile var olandır…
Senden aşağılarla çekişme, küçük düşersin.
Senden üstün kimselerle uğraşma, gücünü boş yere sarfetmiş olursun…
Kendin gibilerle itişme; huysuz sayılırsın…
Fakr ve tasavvuf iki ciddi şeydir. Şakaya gelmezler; Allah (CC) bizi, sizi ve bütün
Müslümanları bu yolun hakikî yolcuları arasına katsın, bu yolun hakikatine ermeye
muvaffak buyursun. Amin!…
Ey veli! (Allah’ı CC. seven) Allah’ı (CC) hiç unutma; bu hale devam et; çünkü hayır
bundadır.
Ey veli! (Allah CC. dostu) Allah’ın (CC) emirlerine iyi sarıl; çünkü bütün kötülükler
bununla def olur…
Ey veli! (Allah CC. sevgilisi) Hayatla sana gelecek bazı güçlükler olur; bunları hoş
karşıla: (Belki hakkında hayırlıdır…)
Şunu iyi bil ki sen bütün halinden, sükûn ve hareketinden sorumlusun; bunun için
en iyi iş hangisi ise onu yapmaya çalış…
Duygularını boş yere harcamaktan sakın; Allah’a (CC) ve Resulü’ne (SAV) ve onların
yolunda gidene bağlan; taat et. Üzerindeki haklarını öde; fazla bir şey isteme. Her
halinde Hakk’a (CC) duacı ol!…
Müslümanlar hakkında iyi niyet besle ve güzel düşün. Aralarına hayır yapmak için
gir.
Hiçbir gecen kalbinde bir Müslümana karşı şer, kuruntu, buğz olduğu halde
geçmesin; sana zulmedene de islahı için dua et ve sonunu Allah’a (CC) bırak…
Daima helal yemeye çalış, bilmediğin şeyi öğrenmek için de bilgi sahiplerine
müracaat et; sor… Her halde Allah’tan (CC) utan… Daima manen Hakk’ın (CC)
düşüncesi ile ol; başka bir kimse ile konuşuyorsan yine O’nun (CC) için olsun…. Her
sabah mümkün olduğu kadar fakirlere bir şey vermeye çalış…
Akşam namazından sonra iki rekat istihare namazı kıl. (Akşamla yatsı arasında
nafile olarak kılınır. Allah’tan CC. hayır istenir…)
Ölen Müslümanların cenazesinde bulun; namazlarını kıl.
Her sabah yedi defa “Allâhümme ecirnâ minen-nâr” (Ya Rabbi CC! Bizi koru)
duasını oku.
Sûre-i Haşr’in son ayetlerini şöyle başlayarak oku, hatta ezber et:
- “Eûzü billâhissemî’il ‘alîmi mineş şeytânirracîm.”
77. Makale: ALLAH'I (C.C.) BİLİP HALKI BIRAKMAK
Allah’ı (CC) aradığın zaman halkı yok bil. Halk arasına karıştığın zaman nefsini uzak
tut. Halkı bırakıp Hakk’ı (CC) düşündüğün zaman varlığın sana yok olduğunu
görürsün. Nefsini karıştırmadan halk arasına girersen adil olursun. Sana uyanlar da
senden emin olurlar.
İç alemine çekildiğinde her şeyi bırak. Yalnız gir; o zaman asıl arkadaşını sır
gözünle, bu gözlerden başka gözlerle hikmetten görürsün.
Nefsin erir; yerine Allah’ın (CC) emri gelir. O’na (CC) yakınlık gelir. O zaman
görürsün. Bilgisizlik bilgi, uzak yakın; sessizlik huzur; korku ünsiyet olmuştur.
Ev şurada duran, sadece iki şey vardır: Yaradan ve yaradılan. Yaradanı (CC) kabul
edersen geri kalanlara söyle:
- “Alemlerin sahibinden başkası benim düşmanımdır.”
Bu işler kolay bilinmez. Tadan bilir. Safrası bozuk olan tad alamaz. Ancak tedavi
sonunda tadabilir.
Ey karşımda duran, dinle: İman sahibi yarar iş tutarsa nefsi iyiliğe döner. Kalbin
anladığını anlar. Sonra sır olur. Sonra fena bulur. Daha sonra varlık olur.Dostlara
kapılar açıktır. Nefsini yola getir, dost ol, oradan gir.
Ey şurada duran, dinle: Fena şey, yaratıkları Yaratana (CC) karşı görmektir.
Tabiatın melek sıfatına bürünmesidir. Bir zaman sonra bu da yok olur; ilk yaratılış
şeklini bulursun. İşte o zaman suyunu Hakk (CC) verir. Varlığında filizlenen ekeneği
o eker. Eğer bunu istiyorsan İslam ol; Hakk’a (CC) bağlan. Sonra bu yolumuzu arzu
et. Daha sonra ilahi ilimleri öğrenmeye koyul. Marifet yollarını bundan sonra ara.
Bundan vücut bul; var ol, varlığın onunla olsun.
Zahid ol, ilk iş zahidliktir. Bu, bir anlık iştir. Vefa sahibi ol, bu da az zamanda elde
edilir. Sonu olmayan güzel iş ise marifet yoludur.
78. Makale: MÜCAHEDE EHLİ VE HUYLARI

Nefsiyle mücahede edenlerin, bu yolun hakikatini arayanların aşağıda belirtilen on
esasa uyması gerekir. Bunlara uyanlar, nefislerine hakim kimselerdir. Bu sebeple
en güzel şeylere kavuşurlar.
Birincisi: Allah (CC) adına yemin etmek.
Bu yemin, ister doğru isterse yanlış olsun; ister kasten isterse sehven olsun
yapılmamalı. Yemin etmeyi adet edinmeyene nur yolu açılır; adet edinen zararını
mutlaka görür. Yemini az olanın, gayreti çoktur. Arkadaşları arasında sevilir. Allah
(CC) tarafından kalbine nur kapısı açılır. Bu nurla herkes tarafından seçilir. Gören
sever. Düşmanları ondan korkar.
İkincisi: Yalandan sakınmak.
Yalan söylemek yakışmaz. Bilerek veya bilmeyerek söylenecek tek yalan, hayli
zararlara yol açar. Yalan söylememeye alışanın kalbi nurla dolar. Bilgisi artar.
İşlerine böyle devam ederse zaman olur ki sanki hiç yalan bilmezmiş gibi olur; bu
yüzden herkesin sevgisini kazanır. Başkasından yalan işitse dahi ayıplamalı.
Başkasının yalanına mani olmak da iyidir. Bunu yapmalı; yalan söyleyenleri
bıraktırmak.
Üçüncüsü: Hiç kimseye bir vaadde bulunmamak.
Herkese vaadde bulunmak hatadır, doğru değildir. İnsan elinde olmayan sebepten
vaadini yerine getiremez, yalancı olur. Herhangi bir vaadde bulunan kati söz
vermemeli. Vaadini inşaAllah gibi sözlerle bitirmelidir.
Bu adeti yerine getirenler cömert olur. Allah (CC) tarafından haya perdesine
bürünür. Doğru insanların yanında çok sevilir. Allah’ın (CC) sevgili bir kulu olur.
Derecesi yüce olur.
Dördüncüsü: Yaratılmışlara lanet okumamak.
Lanet etmek yerinde olmaz. Ne kimseye lanet ne de bir şeye eziyet yakışmaz.
Bunlar, iyilerin huyundandır. Bunun sonu çok kıymetlidir. Kimse için kötü dil
kullanmayanın hayatı emniyet içindedir. Dünyası selamet, ahireti ise azıklıdır.
Güçlük görmez. Çünkü kendisi kimsenin kötülüğünü istememiştir. Kulların saygısı,
Allah’ın (CC) rahmeti onun için olur.
Beşincisi: Beddua etmemek.
Kendine kötülük edilse bile kimseye beddua yakışmaz. Kendisine yapılan her kötü
söz veya kötü işe karşılık olarak beddua etmek hiç de iyi sayılmaz.
Beddua etmemeyi adet haline getiren en yüce makamlara erer. Huyunu bununla
bezeyen dünyada sevilir, halkın kalbinde sevgisi olur. Herkes davetine icabet eder.
Halk arasında efendi olarak bilinir.
Altıncısı: İslam kıblesine yönelip namaz kılan için küfür ve nifak hükmü vermek.
Bu hali benliğine sindiren ilahı rahmete yakındır. En büyük fazilet derecesine
ulaşmış olur. Bu, Peygamberimizin (SAV) sünnetine uymak için seçilen en iyi yoldur.
Müslümanlardan hiçbiri için kötü hüküm vermeyenin manevî duygusu gelişir,
azaptan emin olur. Allah’ın (CC) rızasına kavuşur. Bu, her iman sahibinin elde
etmesi gereken en büyük fazilettir. Bütün insanlar bu huy sahibine merhamet hissi
duyarlar.
Yedincisi: Kötülüklere bakmamak ve duyguları korumak.
Bunlar, iman sahibinin en başta yapması gereken iştir. Bunun mükafatı dünyada da
görülür. Öbür alemde ise elde edeceği güzelliğin sonu yoktur. İnsanlar için en zor iş
budur. Allah (CC) bizleri bu yolda başarıya ulaştırsın. Bu güzel huyları yapmayı bize
ihsan eylesin. Kalbimizden kötü isteklerin çıkmasına bizim için yardımcı olsun.
Sekizincisi: İnsanların hiçbirine işini gördürmemek.
Bu iş veya o iş gören; ister büyük ister küçük olsun.
İnsan için asıl lazım olan insanların işini almak. Onların dertlerini bitirmek.
Onlardan her türlü yardım isteğini kısmak. Bu hal Allah’a (CC) kulluk eden için en
güzel iştir. İttika yolunu tutan kimse için şart ve bir yoldur. Esasen kötülüğü yasak
etmek; iyiliğe teşvik için bu yolun kesin olarak benimsenmesi gerekir. Çünkü bu
halde insanlar göze eşit olarak görünür. Bu yol seçilmeye niyet edilirse Allah (CC)
yardım eder. Yolun tamamen Hakk (CC) tarafına döndüğünü görenin imanı daha da
artar. Hakikat karşısında insanlar arasında seçme yapmaz. İman izzetini ve
servetini koruma yönünden bunları yapmak zorundadır. Çünkü ihlas kapısı buradan
açılır.
Dokuzuncusu: İnsanların elinde bulunan her şeyden ümidini kesmek.
Bu da insan için önemlidir. Şerefin korunmasına yardımcıdır. Bu hal özel bir gönül
zenginliğidir. Bu halin benimsenmesi şereftir. Temiz bir imanı gösterir. Gönül
hastalıklarına şifa olan tevekküle, Allah’a (CC) güvenmeye götürür.
Bu hal, Allah’a (CC) götürür. Bu hal, zühd yoludur. En küçük kötülük dahi olsa bu
yola girenden çıkmaz. Bu, Allah’ına (CC) tam güveni olanların benimsediği adettir.
Onuncusu: Tevazu sahibi olmak.
Şimdiye kadar yazdıklarımızın en önemlisi budur. Bir adam ibadet mi ediyor,
tevazu lazım. Allah (CC) katında derecesinin yükselmesini mi istiyor, tevazu yolunu
tutması gerek. Halk arasında sevilmek, manevî makamının büyümesini temenni
etmek için tevazu sahibi olmak icap eder.
Dünya ve ahiret işlerinin yoluna girmesi için tevazu yolunun tutulması esastır.
Çünkü tevazu huyların temelidir; güzel huyların kaynağıdır. Tevazu sahibi olmayan
hiçbir isteğine esmez. Kul bununla yaralı kimselerle bağdaşabilir. Ve bununla Allah
(CC) rızasına kavuşması mümkün olur. İman sahibinin açıkta, gizlide tevazu sahibi
olması takva derecesinin onda gelişmiş olmasına işarettir.
Tevazu esas manası ile insanın her gördüğü şeyi kendinden üstün olduğu veya
olacağı inancına sahip olmalıdır. Her gördüğü kimse için:
- “Belki bu benden daha üstündür. Allah (CC) tarafından benden daha fazla
sevilmiştir…”
Demeli ve bu kanaati benliğine sindirmelidir. Kendinden küçüğü gördüğünde:
- “Küçüktür, henüz Yaradana karşı gelmemiştir. Halbuki ben Allah’a (CC) isyan
ettim, karşı geldim; bu benden havırlıdır.”
Demeli… Büyük için de şöyle demeli:
Bir bilgini görürse;
- “Bu bilgindir, benim bilmediğimi biliyor. Bana verilmeyen ona verilmiştir. Onun
bildiğini ben bilmiyorum, o bildiğiyle amel ediyor; bense cahilim, yapamıyorum.”
Demeli… Cahil bir kimseyi gördüğü zaman da:
- “O bilmeyerek günah işliyor, ben bilerek yapıyorum; öldüğümüz zaman bilinir.”
Şeklinde demelidir. Bir kafirle karşılaştığı zaman da şöyle demeli:
- “Belki dine gelir, imanlı olur. Belki beri günahlarım yüzünden imansız gidebilirim.
Sonumuzun ne olacağı bilinmez…”
- “İşte en büyük iş bu hali almaktır. İnsanın faydalanacağı ilk ve son iş, tevazudur.
Kul bu hali ruhunda duyduğu ve tevazu derecesine çıktığı zaman Allah (CC) için
nasihat izni alır. Herkese nasihat vermeye koyulur. Dünya ve ahiret işlerine dair
bütün üzüntüleri gider. Artık Allah’ın (CC) sevmiş olduğu insanlardan sayılır.
Şeytanın da en büyük düşmanı sayılır. Rahmet kapısına varmış sayılır artık.”
Son olarak birkaç söz daha söylemek gerekecek ki bu da kibir üzerine olacak.
Bilindiği gibi tevazu kibrin zıttıdır. Kibirli olanda tevazu olmaz. Bu yüzden kibirli
olmak iman sahibine yaramaz. İnsan bu yolun tam gerçekleşmesini istiyorsa kibir ve
kendini beğenme yolunu bırakması yerinde olur. Eğer kulluk vazifesini bir yeşeren
ağaca benzetirsek onun yetişmesi için kibir bırakılmalıdır. Kendini büyük bilip
beğenmeyi bırakmak her iman sahibine düşen tam bir vazifedir.
İşte… bu sevimsiz hallerin ortadan kalkması için tevazu yolu seçilmelidir. Tevazu
zahidlerin en büyük şerefidir. Hak yoluna girenlerin işaretidir.
Yukarıdan beri anlattığımıza şunları da eklemeyi yerinde buluyoruz: İnsan elbette
ki bu kadar şeref sahibi olunca bir makama çıkarılır. İşte o zaman insanı bilmeyerek
yıkacak olan şey dedikodudur. Bu tamamen icapsız ve yersiz iştir. Bilhassa cemaat
önünde yersiz dedikodu yapmak zararlıdır. Allah (CC) saklasın bu durumda olan
insan isterse manen en büyük dereceye yükselsin yıkılması bir an işidir.
Bunları yapmak öyle sanıldığı kadar kolay değildir. Allah (CC) fazlını, ihsanını
üzerimizden eksik etmesin.
Allah (CC) cümlemizi bu iyi işleri yapmaya muvaffak buyursun. Allah (CC)
cümlemizi sözü özü bir olanlardan eylesin. Ömrümüzün son deminde imanla
götürecek her türlü yararlı işi yapmamız için bize yardımcı olsun. Nefsimizin ve
şeytanın şerrinden hepimizi korusun.
AMİN…

 

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri