Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


Muhyiddin Arabi'den Tavsiyeler Yazdır e-Posta

1) Bütün Müslümanlara, dinlerinde devamlı birlik ve bir gibi olmalarını, hiçbir suretle dinde ayrılık

yapmamalarını vasiyet ederim. Allah'ın yardımı birliktedir. Müslümanlar ayrılığa düşmezlerse onları kimse mağlup edemez.Dinin hükümlerini nefsinde ihlâs ile tatbik edeni  kimse aldatamaz. Cin ve Şeytan o insana galebe edemez. Allah, Esmâ-i hüsnâsıyla bilinir. Cenabı Hak'kın asarından Kudret ve azametini düşün, Zât ve mahiyetini düşünme. Esmâ-i hüsnânın çokluğu, bir merkezde düşünülürse Tevlıid olur. Tevhid, kuvvettir. Daima Allah'tan başkasını unut. . . Zâkir olursun. Böyle olan kimse her yerde zâkir'dir. Kal ve lisaniyle Allah'ın zikrine devam edenlerin kalbine Allah Zâti Ahadiyetine karşı iştiyak nuru ilka eder. Gözü açılana ilâya gelir. . .Haya makamında Fetih başlar. Fetih, kalb gözünün Tevfık-ı Rabbani ile açılmasıdır. Bu göz açıldı mı Ahlâk, Fazilet, Doğruluk o kimse için asla değişmeyen, değiştirilemeyen bir haslet olur, Onsuz yaşayamaz.

 

2) Bir yerde bir günah işlemiş isen oradan ayrılmadan bir de iyilik, ibadet işle, bir elbise üzerinde iken işlemiş isen O elbiseyi çıkarmadan evvel bir de ibadet yap. Vücudundan ayrılan sakal, bıyık, saç, tırnak , kir gibi şeylerde, senden ayrılırken tahir bulun. Ve Allah'ı zikret. Çünkü onlara sahibini nasıl terk ettin

diye sorarlar. . "Tırnak ve saçta sinir vardır. Fakat keserken duymaz. Vücutta bâzı kısımların Ruhla alâkası vardır. Duyarlar. Bâzı kısımlar da cesede, cana aiddir, duygu yoktur" Hiç olmazsa Allah'tan mağfiret İste. . . Allah'tan af ve mağfiret istemen bir duadır. Dua da İbadettir unutma. Abdestsiz kat'iyyen tırnak, saç, sakal kesme. Abdest almadan yıkanma. Cünub iken su içme, yemek yeme, hatta kelâm etme, konuşma. Niçinİni sorma. Bana yanaşamazsın. Vasiyetimi tut. Sonun hayırlı olur. Geçmiş günahlarından birini hatırlayınca hemen tevbe, istiğfar et. Ve Allah'ı zikret. Çünkü Resulü Ekrem (Her işlediğin suçun peşinden bir de iyilik yap ki onu mahvetsin, zira Hasenat Seyyiati yok eder) buyurmuşlardır.

3) Nerede öleceğini, ne vakit ruhunu vereceğini bilemezsin... Onun için Rabbine her hâlinde hüsnü

zan et. Sui zan etme.Tâ ki Rabbine hüsnü zan ile kavuşasın. . Hadis-i Kudsi'de buyurur: Ben kulumun zannı üzereyim. Bana karşı hayır zan'da bulunsun. Bu haber bir vakit ile takyîd buyrulmamıştır. Hatta

zannın ilim derecesine çıkar. . . De ki: Rabbim affeder, mağfiret eder. Günahlarımdan beni temizler.

Günahkârlara rahmetinden ümidinizi kesmeyin; çünkü Rabbiniz bütün günahları yargılar. Bu âyet'tir.

Bir kavli şerifte hiçbir günah tahdid edilmeden mağfiret beyan buyrulmuş, bir de cenıian ile te'kid

edilmiştir. Allah'ın Rahmeti gazabına galiptir. Günahkârlara da kulum diye şeref bahşetmesi ne büyük lütf-u İlâhidir. (Kul) kelimesi Hak namına kelâm eden, konuşan demektir. Allah'ımıza hudutsuz şükürler olsun...

4) Gizli, aşikâr, tenhada, kalabalıkta Allah'ın zikrine devam et. Allah, "siz beni anın ben de sizi anayım" der. Allah'ı çok zikreden erkeklerle, Allah'ı çok zikreden kadınlara pek büyük mükâfatlar hazırlanmıştır, buyrulur. Zikir, dil ile.olduğu gibi kalb ile de olur. Hatta bütün azalarla olur. Zikir, zikrettiği Zâttan

başkasını tamamen unutmaktadır. Daha doğrusu zikir, Maliki ceseden ve ruhan talep etmektir. Zikir çok büyük bîr ihsandır mü'minlere. . . "VE LE ZlKRULLAHÜ EKBER" Allah daima kendi Zat-ı Ecel-li Âlâlarını teşbih ve zikreder. En büyük zikir Allah'ın zikridir. Buradaki âyette en büyük zikir Hak İle zikre iştiraktir. Sana senden yakın olanla. . . Gafil olma. . Gafillerin sözüne bakma. . . Onlar bana  etişemezler...

Zikir:

l- Kalben

2- Suren

3- Fiilen.

l- Kalben, esmayı sükûn ve huzur içinde dil ile zikirle elde edilir.

2- Sırren, Esmada erimektir.. .

3- Fiilen, ki en kıymetli zikirdir. Bu zikir Allah'ın emirlerinde gizlidir. Resulün sünnetlerinde yaptığı

hareketlerde görünür. . . Zekât, sadaka el Rezzak esmasını Hilen zikirdir. Merhamet ve şefkat; El Rahim, El Rahman esmalarının fiili zikridir. Muzır diye telâkki ettiğimiz hayvanlara bile şefkat ve merhamet  şâmildir. Resulü Ekrem fiili zikrin tam kendisi idi. Ahlâkı ve bütün sünnetleriyle... Bu zikre giren büyük bir tahdidat altındadır. Resul'e abdestli bulunmak, yerde yatmak, Teheccüd namazı kılmak, misvak kullanmak farzdı. Fiili zikir olmasa diğerleri bir şey ifade etmez. Namaz da bir zikirdir. Miraca gitmektir, ibadet bundan dolayı farzdır. "Farz" demek mecburi demek değildir. Hak'ka yanaşmak için muhakkak

şarttır. Hak'ka yanaşmanın edebidir, usulüdür bunsuz olmaz demektir.

5) işlenilen günahın günah olduğuna inanmak ve onun bir kabahat olduğunu bilmek tâattir. Daha günahı işlerken içine ibâdet karışıyor demektir. Bu ibâdetin karışması affa sebebtir. Bir de o günaha istiğfar ve tevbe edilirse, tâat tarafı kuvvetleniyor günaha galebe ediyor. Günahı günah bilmek ve işlerken günah olduğuna inanmak işlemenin sonunda nedamete (için yanmasına) sebep olur. İşte bu haller günahları  yıkayan en İyi hallerdir. Allah'ın affı ve Rahmeti çok vâsidir. Allah'a doğru bir kanş gidene Allah'ın rahmeti bir arşın gelir. Bir arşın gidene bir kulaç gelir. Yürüyerek gidene koşarak gelir mealinde Hadis-i Kudsi vardır. Allah'tan bize gelen feyizler, Ahkâm-ı İlâhiye'ye imân ile mütenasiptir, imânın ne kadar

kuvvetlenirse feyz o kadar fazlalaşır...

6) Daima hayra ve hayırlı işlere niyetli ol. O hayrı işlemeğe muvaffak olamazsan dahî mükâfatını

görürsün. Yine hatama gelen bütün serleri de terk etmeğe azimli ol. Yine hatırına gelen fenalıkları da terk etmeğe azmet. Kader galebe eder de o şerri işlersen zararını görmezsin. Hatıra gelen şerleri terk etmeğe azimli olan, her fena hatıradan dolayı sevap kazanır. Sevap: Allah'ın ve Peygamberin yapılmasını istediği ve yapılmamasından hoşnut oldukları şeylere denir. Bir Hadis-i Kudsî'de: Kulum bir sevap, bir iyilik

işlemeyi düşünürse, hemen bir sevap yazarım. Eğer onu işlerse en az on misli sevap yazarım. Bir  fenalık düşünürse, onu işlemezse affederim, işlerse bir misli günah yazarını. Buyrulur. Günahlarda adalet var. Sevaplarda fazlalık var. İyi iş, güzel âmel yapanlara daha güzel bir de ziyadesi var. "Burada Allah yazarım diyor" Hakk'ın kudretiyle yazıldığı için "yazarım" buyuruyor, tahdid etmiyor.

7) İslâm kelimesi (LA İLAHE İLLALLAH) dır, ona devam et. Bu, zikirlerin efdâlidir. Hadis-i şerifte Ben ve benden evvel geçen bütün Peygamberlerin söylediği en efdâl zikir {LA İ L Â H E l L L A L L A H)dır buyrulmuştur. Bİr Hadis-i Kudsi'de: Benden gayri yedi gökler ve onlarda bulunanlar ve yine benden gayri yedi kat yerler ve içinde bulunanlar terazinin bir gözünde olsa, (LA İ L A H E İLLALLAH) da diğer

kefesinde olsa, Kelime-i islâm ağır gelir.. . Sözün inceliğini düşün. Düşün de ona göre devam et. . . Bu zikrin feyzini ancak buna devam eden ve bunu kalbe muhkem yerleştiren anlar. . . Bu kelimede hem nefi hem de ispat vardır. (LA İLA - H E ) İle aynını nefi ederken (I L L A L L A H) ile de varlığını ispat  ediyor. Sen de ilmen değil hükmen aynını nefi eder Hak'kın varlığını hem ilmen hem de hükmen ısbat,

edersen, Tevhid'in zevkine erersin. . (LA İLAHE İLLALLAH) lâfzı, mübarekinin nefi ve ısbat İle birlikte bulunması ve böyle olmasında büyük bir hikmet ve büyük bir sırrın Hak tarafından ilânı vardır. Ona da devam et ve ehlini bulursan ondan tâlim eyle...

8) Sakın (LA l L Â H E İL L A L L A H) 'ın ehline düşman olma, onun Allah dostları ile dostluğu vardır.

Kelimei tevhidin ehli olanların bilfarz yer dolusu günahları olsa yalnız şirk bulunmasa, Allah onları  kadar mağfiretle karşılar. Allah'a düşman olan müşriktir. Ondan uzaklaşmalı. . Bilmeyerek veya te'vile müsait ağzından bozuk şeyler çıkmış ise, bununla Allah'ın kullarına düşman olunmaz... Allah'a düşman olduğu belli olmayan kimselere düşmanlık etme... Allah'a düşman, müşriktir, dedik Fiilini söylemeyen de âsi, günahkâr (mü'min) veya daha akıbeti belli olmayandır. Allah, kendi dostuna düşmanlık edene ilânı harb eder. Allah'ın kullarına daima şefkât ve merhametle muamele et. Allah, gâvuruna da dinsizine de rızık veriyor. Hattâ şefkât ve merhametini bütün hayvanat ve mahlukata teşmil et. Onları yaradanın hatırı büyüktür, de.

9 ) Allah'ın, üzerine farz kıldığı ibadetlere devam et. Farzlar arasındaki nafileleri de kıl, işle. Amelinden hiçbir şeyi küçük görme. Allah o ameli yaratırken hakir görmedi. Allah, her emrini itinâ ve inayetle vermiştir. Farzların edasına itinâ eden, Allah'a en sevgili ibadetlerle kulluk etmiş ve yaklaşmıştır. Farzları kendisine vazifei asliye kabul eden ve nefsinde tatbik eden Hak'kın gözü ve kulağı olur. Seninle işitir, seninle görür, Hak'kın eli senin elindir. Sana hakkıyle biâd edenler, ancak Allah'a biâd etmiş olurlar. Allah'ın eli onların elleri  üzerindedir. Onların elleri Allah'ın eli olduğu surette onların elleri üstündedir. Mubayaa ismi faildir. Fail Allah'tır. Onların elleri Allah'ın elidir. Onların elleriyle Ailah-ü Tealâ mubayaa etmiştir. Halbuki mubavaa edenler de onlardır. Nafilelere devam eden, Allah'ın sevgisine nail olur.

O kadar ki, Hak onun işitir kulağı, görür gözü olur. Farzları eda eden de bunun aksi olduğu gibi farzlarda mecburi kulluk vardır. O asıldır. Nafilelerde kulluk ihtiyaridir. Nafileye nafile denmesi zait olduğu  içindir. Sen de vücudda zaidsin. Çünkü Allah vardı sen yoktun. Sonra sen oldun. Vücud hades zaid oldu

demek, sen vücud hakkında nafilesin, binaenaleyh  senin için nafile denilen ameli yapmak lâzımdır. Zira o, senin aslındır. Farz olan amelleri de yapmak  lâzımdır. Çünkü onlar da vücudun aslıdır ki, Hakk'ın vücududur. Farzların edası ile sen onun için oldun. Nafileyi eda ile de sen, senin için oldun.

Sen onun için olmaklığın bakımından Onun sana muhabbeti, sen, senin için olduğun cihetteki muhabbetinden çok üstündür. Kudsi Hadis: Kulum, farz kıldığını ibadetlerle bana yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşamadı. Kulum, nafilelerle de bana yaklaşır. O kadar ki, onu severim. Sevince de işitir kulağı, görür gözü, tutar eli, yürür ayağı olurum. Benden isteyince mutlaka veririm. Bana sığınınca mutlaka onu korurum, işlediğim işler içinde,Mümin kulumun ruhunu kabzetmekteki tereddüdüm kadar, hiçbir şeyde

tereddüt etmedim. O, ölümden hoşlanmaz. Ben de onu müteessir etmek istemem. Allah muhabbetinin verdiği neticeye bak; kulun nafilesi de ancak, farzları ikmal ettikten sonra sahih  olur.

Nafilelerin içinde de birçok farzlar ve nafileler vardır. Kıraet, Rüku, Sücud ve benzerleri farzlar gibi.  Nafilelerde farzlann bulunması, farzları ikmâl ediyor. Bir Hadis-î sahihde: Cenabı Hak, kulumun namazına bakın. Taınam mı, noksan mı? Tam İse, tam yazılır, eğer bir şey noksan ise, bakın kulumun

nafilesi var mı? Eğer nafilesi varsa, farzını onlardan ikmâl ediniz. Buyurur, işte, ameller böylece zabta geçer. Nafilenin mutlaka farzlardan aslı bulunmalı. Farzlarda aslı bulunmayan, yeni uydurulmuş bir

ibadet demektir. Zahir buna bid'at der. Ruhbaniyet icad ettiler buyurur Resul-ü Ekrem. Bunlardan bir

kısmına, güzel adetlerdir der. Ve bunları icad edenler, kıyamete kadar sevap kazanırlar. Bunlar, Şeriatın aslına, ruhuna uygun olan bid'atler ki, bid'ati hasene tâbir edilmiştir.Şeriate uymayan ve şer olanlar, bid'ati seyyie'dir. Kötü âdetlerdir, iyi âdetlere uyup, amel etmekte sevap vardır, lâkin, o iyi olan bir şeyi, Resulullah'dan sadır olmamıştır diye terk etmekde daha ziyade ecir vardır. Resulullah'a sünnetlerde tabi olmaktan, sünnet olmayan şeylerde. Resulullah terk ettiği içüı terkine uymak, şeriatin ruhuna daha  uygundur. Çünkü Resulullh, ümmetine birçok şeylerin teklifinden hoşlanmaz. Bu da güzeldir diye bir çok ibadetten ibda doğru değildir. Kolaylaştırın güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin "Hadis" Allah size kolaylık murad eder, güçlük murat; etmez. "Ayet" Ahmet ibni Hanbel, kavun yemedi. Niçin ?, dediler. Resulallah nasıl yedi bilemiyorum da ondan, dedi. Radiyallalı-ü anh. [Muhiddin-i Arabî  azretleri, bu dokuzuncu vasiyetinde çok büyük bir bahse temas etmiştir. Hülâsa bid'atlerin iyi olmadığı neticesine varıyor. O halde, Resulüllah'ın yapmadığı şeylerden kat'i surette kaçmak, yaptığı şeyleri nasıl yaptığını

bilmeden, yapmaktan uzak durmak en emin tarikdir].

 

10) işlerine riayet ettiğin gibi, sözlerine de riayet et. Sözlerin de amellerin cumlesindendir. Ağızdan çıkan her sözün, mutlaka yanında gözcüler vardır. Allah-ü Zül Celâl. Allah yolunda şehid olanlara ölü diyenleri yalancılıkla itham ediyor. Onlar, Ölü değil diridir buyuruyor. "Şehid" insanda Nur-u [M] di bulunduğundan Hak, Şehid'e kıymet vermiştir.. " Sözüne dikkat et. Allah, çirkin lâkırdıların aşikâre  söylenmesini sevmez. Şeriat'ın ölçüsüyle konuş, aşırı siline. . Meselâ Burç değişti, yıldız şöyle oldu da yağmur yağdı diyenler, Allah'a küfür, yıldıza imân ettiler. Hadîs-İ Şerifte: insanları yüzükoyun  Cehennesn'e sürükleyen, dillerinin söylediği sözlerdir. Buyruldu. . . Yine Hadis-i Şerifte: Bir adam Allah'ın gazabını celbeden bir kelime söyler, ona da ehemmiyet vermez halbuki o kelime onu Cehennemin yetmiş yıllık derinliklerine uçurur. Bir kimse de, Allah'ın razı olacağı bir kelime söyler de onun götüreceği yeri bilmez. Halbuki o kelime, ona yükseklerin yükseğine çıkarır buyrulmuştur.

11)
Sakın, elinle ruh sahibi bir mahlukun tasvirini yapma. Tasvir yapanlar kıyamette en şiddetli azaba giriftar olurlar. Tasvir yapanlara kıyamette denir ki,şu yarattığın şeyi dirilt veya ona bir ruh ver bakalım. Tabii veremez. Hadis-i Kudsi'de: Benîm gibi yaratmaya yeltenenlerden daha zalim kim olabilir. Onlar, bir

karıncayı veya bir buğday tanesini veya bir arpa tanesini yaratsınlar imkânı mı var?. Burada fotoğraf akla gelir. Bunun hakkında meşhur Mısır Müftüsü Abduh'un bir fetvası vardır. "El cevabı Safi fi ibahetil lifotoğ-rafi" risalesinde fotoğrafta üç buud olmadığından, bîr satıh üzerinde olması ve şahsın aynı olması bakımından taklid olmadığı ve fotoğrafta bir günah olmadığını ifade etmiştir.

12) Kardeşini. Hastaları ziyaret et. Onlarda ne ibret alınacak şeyler var. Aczini, Allah'a karşı fakrini düşün. Allah'ın, lutfuyla sana bahşettiği sıhhatini ve o sıhhatle yapmış olduğun ibadetlerini, Allah'ın Ihsan'ı bil ve şükret. ' Allah, hasta kulunun yanındadır. Hastaya dikkatle bak. O daima Allah'a sığınır. Doktor da baksa, ilâçta alsa, şifayı Allah'dan bekler. Onun dili daima Allah'ladır. Kalbiyle Allah'ına iltica eder. Allah'dan gaflet etmez. Allah onunladır. Allah-ü Zül Celâl, kıyamet gününde Ey Adem oğlu, ben hasta oldum da beni ziyarete gelmedin,diyecek. Ya Rab, Sen Rabbülâleminsin nasıl seni ziyaret  edebilirim, deyince; bilmiyor musun falan kulum hasta idi onu ziyaret etmedin. Eğer ziyaret etse idin, beni onun yanında bulurdun. Yâni, hastanın dili ve kalbi, Ya ŞAFI diye feryad ediyor. Ey Adem oğlu, senden yemek istedim de yedirmedin. Ya Rab. Sen Rabbülâlemin'sin ben sana nasıl yemek yedirebilirim. Bilmiyor musun falan kulum senden yiyecek istedi de yedirmedin. Eğer ona yedirse idin, onu benim  yanımda bulurdun. Ey Adem oğlu, senden su istedim. Beni sulamadın. Ya Rab, Sen Rabbülâlemin'sin ben seni nasıl sularım. Bilmez misin falan kulum senden su istedi de onu sulamadın. Eğer onu sulasa idin, Onu benim yanımda bulurdun. Resul-ü Ekrem buyurdular ki; Allah-ü Zül Celâl, zatını kulu menziline koydu. Binaenaleyh Allah'a huzur eden, her halinde Allah'ı zikreden, her yiyecek ve içecek isteyeni Hak görür. Onun dileğini derhal yerine getir. Sakın me'yus etme. Hiç bir şey yoksa, tatlı dille güler yüz göster.

Senden yiyecek, içecek isteyen, seni Hak menziline çıkardı. Saİle dikkat et. isterken Allah adına ister onu, o halinde Öyle konuşturan Zatın hatırına hemen sen de, varsa istediğini ver. İmam-ı Hasan'la İmam-ı   Hüseyin efendilerimizden, sail bir şey isterse, derhal vermek için güler yüzle karşılarlar ve meccanen ahırete muhtaç olduğumuz şeyleri götürmeğe gelen aziz kardeşim diye taltif ederlerdi.

13-) Sakın Kimseye zulmetme,Zulüm, insanı kıyamette karanlıklar içinde bırakır. Zülüm, hak sahiplerine haklarını vermemektir. Sıkışmış birini görür de, onun sıkıntısını giderecek kudretde sende varsa, bil ki senin malında, onun hakkı vardır. Onun haline muttali oluşun, hakkını vermek içindir. Vermezsen mes'ulsün. Eğer mali kudretin yoksa, tatlı dil ile ona yardım vazifendir. Senin için, ona maddeten yardıma hiç imkân yoksa, o zaman ona dua edersin. Bunları ihmâl eder yapmazsan zalimsin. Saili kovma.  Komşulara hediye vermek, açları doyurmak, susuzları kandırmak, çıplakları giydirmek, şaşırmışları yola koymak, suçlu ve kabahatlileri affetmek Din'dir. Dindarlıktır... Sen de Allah'ın fakirisin. Allah'ın, âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bununla beraber duaları kabul eder. Muhtaç olanların ihtiyacını verir, zararlı şeyleri defeder, faydalı şeyleri ulaştırır. Sen de, Allah'ından dileklerini yüz aklığı ile

isteyebilmek için elinden geleni yapmalısın. Kudsi Hadis meali: Ey kullarım, zulmü nefsime haram kıldım. Kendi aranızda da haram küdmı. Artık kimseye zulmetmeyin Kullarım, hepiniz şaşırmışdınız. Yalnız benim hidayet nasibettiğim kimseler müstesna. Benden hidayet isteyin, sizi hidayete ulaştırayım.

Kullarım, hepiniz açsınız. Yalnız benim doyurduklarını müstesna. Yiyeceklerinizi benden isteyin sizi doyurayım. Kullarım, hepiniz çıplaksınız yalnız benim giydirdiklerim müstesna. Benden giyinmeyi isteyin. Ben sizi giydireyim. Kullarım, sîz gece gündüz hatalar, suçlar işliyorsunuz. Ben günahlarınıza mağfiret ediyorum. Benden mağfiret İsteyin sizî affedeyim, mağfiret edeyim. Bak, dikkat et. Hak Tealâ, bunların hepsini sen istemeden veriyor, bununla beraber, istemeni emrediyor ki, isteğine icabet edip tekrar vermek için... istemeden verdiğini, RAHMAN İsmi şerifinin tecelliyatı bil. istedikten sonra  vereceğini beyan buyurması da, ihtiyaçlarını daima Rabbinden istemeyi sana talim içindir. Bunlar ayrı ayrı makamlardır. Kulların yaradılışındaki hikmet, Allah'a ibâdet yâni, Allah'a tezellül ve ihtiyaçlarını açıklamaktır, ibadetlerin, Allah'a kulluk borcu olduğunu unutma. Allah'ı bilmek için yol, kulluk yoludur.

Sana vasiyetim: Hakkın emirleri ve nehiyleri karşısında teslimiyetle boyun eğ ve dersini al. Tâ ki, bu emirler ve nehiylerinde senden istenilen nedir, bunu bilesin. Sakın istemeyenlerden olma. Birisinden istemeyen, umum hakkında da cimrilik etmiş olur. Eğer, sözü uzattım, çok söylediysem, kendini levmet. Cahil İsen, öğrettim. Unutmuş isen, hatırlattım. Mü'min isen, Mü'minlere vâzu menfaat verir. Burada sen, ben yok. Hepimize vâzu menfaat verir. Yukarıdaki Hadis'i Kudsi'nin tamamı, kullarım siz bana zarar  yapamazsınız. Menfaat de yapamazsınız. Bunlara gücünüz yetmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz,   insanlarınız, cinleriniz, en Muttaki adamın kalbi gibi kalbe salıib olsanız bu haliniz, mülkümden bir şey artırmaz. Kullarım, evveliniz, insanlarınız, cinlerinizin en fâcir adamın kalbi gibi olsa, bu haliniz,   mülkümden bir şey eksiltmez. Kullarım, evveliniz, ahiriniz, insanlarınız, cinleriniz hep, düz bir yerde  toplansa, benden isteseler, ben de herkese istediğini versem,bu verişimden hazinemden hiç bir şey

eksilmez. İğnenin denize dalıp çıkması kadardır, iğne denizden hiç bir şey eksiltmez. Çünkİ mücellâ

olduğundan su almaz. Hele şu beyana bak. Zat-ı İlâhisini kulu menzilesine koyunca, Allah'ı bilmeyen zayıf ruhlu insanlara, ne müthiş Saltanatını bildiriyor. Dostum: Hadİs-i şerifteki işaretlere dikkat et.

Hadisin sonu da şöyle: Bunlar hep, sizin amellerinizdir. Sîzin için onları depo ettim. Yine size iade edeceğim. Hayır gören, Allah'a Hamd etsin. Hayırdan başka bir şey ile karşılaşan, kendini levm etsin.

Hacet İstemek zillettir. Allah'tan başkasına, zillet izhar etmek şaşkınlıktır. Nefsine zulümdür vesselam...

 

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri