Muhammed Zuhdu(K.S.)

Muhammed Zuhdu

Muhammed Zuhdu

Decrease Size Reset font to default Increase Size


Hadis-i Şerif

Beş vakit namaz, bir cuma namazı diğer cuma namazına, bir ramazan diğer ramazana hep kefârettirler. Büyük günah irtikab edilmedikçe aralarındaki günahları affettirirler.

Kıyamet Alametleri

Muhammed Zühdü Slide


İSLAM ESASLARI Yazdır e-Posta

Bir kimsenin, Islam esaslarına uymasi için mükellef olması gerekmektedir. Mükellef, sorumlu olan demektir. Bu sorumluluk müslüman olmak yani şahadeti söylemek, akıllı olmak ve bülug çağına ermekle gerçekleşir.
Müslüman olmayan kimse Islamın esaslarıyla mükellef değildir. O ebedi azab yurdu olan cehenneme doğru yoluna devam etmektedir.
Yüce Allah'ın akıl nimetini alarak iyiyi kötüden ayırma yetenegi vermediği kişiler de (deliler ve akıl hastaları) mükellef değildirler.
Büluğ çağına ermek de kişinin kendi cinsiyetini ve şahsiyetini anlaması, dolayısıyla, düzgün hareket etmesi demektir. Bu, erkeklerde oniki ile onbeş, kızlarda dokuz ile onbeş yaş arasında değişir. Bu yaşlar içinde ergenlik yaşına gelmemiş bile olsa mükellefiyet başlar.


MÜKELLEFİN  GÖREVLERİ

 


Bir mükellefin bilmesi gereken önemli görevler vardır. Bunlar bütün ibadetler için geçerli olan kurallardır. Şimdi sırasıyla öğrenelim:

1- Farz:
Dinimize göre, yapılması hususunda açık ve kati emirler bulunan vazifelerdir. çoğulu Feraiz; farzlardır.Bunlar ayet veya kuv'vetli hadislerle belirtilmiş vazifelerdir. Namaz, oruç, zekat gibi ibadetler böyledir.
Farzlar Farz-ı Ayn ve Farz-ı Kifaye olarak ikiye ayrılır. Farz-ı Ayn'dan mükellef olan kişilerin bizzat yapmaları gerekli olan vazifeler anlaşılır. Mesela namaz kılmak böyledir. Şartlarına haiz herkes bizzat namazı kılmak zorundadır.
Farz-ı Kifaye ise müslümanlardan bazılarının yapması ile diğerlerinin üzerinden mesuliyet kalkan farzlardır. Bunun en güzel misali ceneza namazı kılmaktır ki bazı müslümanların bu görevi yapmasıyla diğerleri üzerinden mesuliyet kalkar.
Farzları inkar etmek, onları alaya almak veya küçümsemek küfürdür. Bizim itikadımıza göre farzların terki küfre götürmez. Namaz kılmayan bir adam kafir sayılmaz. Fakat namaza inanmaz ve onunla alay ederse kafir olur. Diger ibadetler de böyledir.
Farzlar kulu Allah'a yaklaştıran ibadetlerdir ki terki neticesinde kalpler kararır ve neticede insan azaba müstehak olur.Farzları yerine getiren insanlar büyük sevaplar kazanırlar.

2- Vacip:
Farzlar gibi kati delillerle sabit olmamakla beraber, yine de çok kuvvetli bir delille sabit olan hükümlerdir. Mesela bayram namazı, vitir namazı kılmak, kurban kesmek vaciptir.
Vacipleri inkar etmek insanı kafir etmese bile, çok büyük bir günaha sebep olur. Vacibin terkinde azap, yapılmasında sevap vardır.
Her ibadetin kendi içinde farzları olduğu gibi vacipleri de vardır. Mesela namazın vacipleri mutlaka yerine getirilir, terkedilir veya tehir edilirse sehiv secdesi (yanılma secdesi) yapmak lazımdır.

3- Sünnet:
Sünnet lügatta yol, adet, davranış gibi manalara gelir.
Islamda ise Sevgili Peygamberimizin farz olmayarak yaptığı şeylerdir. Bunlar "Sünnet-i Müekkede" ve "Sünneti gayri müekkede" olarak ikiye ayrılır.
Sünnet-i müekkede Peygamberimizin devamlı yaptıkları çok az terk ettikleri sünneti, öğle namazının dört rekatlık ilk sünneti ile iki rekatlık son sünneti, ezan okumak, kamet getirmek, cemaate devam etmek sünnet-i müekkededir.
Sünnet-i gayri müekkede ise Peygamberimizin ibadet maksadıyla ara sıra yaptıkları şeylerdir. İkindi namazının sünneti, yatsı namazının ilk sünneti gibi. Bunlara devam etmenin sevabı da pek büyüktür.
Aslında Peygamberimizin her hareketi O'nun sünneti sayılır. Yolu, adeti davranışı bir sünnettir. Onların hepsini örnek almak samimi bir müslüman olmak için şarttır.

4- Müstehap:
Bir bakima sünnet-i gayr-i müekkede sayılan müstehap lügatta sevilen, hoşa giden şey manalarına gelir. Dinimize göre yapılması mutlaka emredilmediği halde yapanların sevaba erişecekleri işler müstehaptır. Mesela Kuşluk Namazı kılmak, nafile oruç tutmak gibi Peygamberimiz bu tür ibadetleri zaman zaman yapmış ve yapılmasının müminlere çok sevap kazandıracağını bildirmiştir.
Mendup, fazilet, nafile, tatavvu, edep gibi kelimeler de müstehapla eş anlamlı kelimelerdir.
Müstehapları terkedenler günah işlemiş sayılmazlar, fakat ziyäde bir sevaptan mahrum kalırlar.

5- Mübah:
Dinimize göre yapılması da, yapılmaması da caiz olan; yapılması halinde sevap, yapılmaması halinde de günah olmayan işlere mübah denilir. Yürümek, uyumak, yemek, içmek, konuşmak gibi işler mübahtır. Ancak bunlar ayrı biçimde yapıldığı, mesela yalan sözlerle konuşulduğu, yahut, haram şeylerden yenilip içildiği zaman mübah olmaktan çıkıp haram olur.

6- Haram:
Dinimize göre yapılması veya kullanılması kesinlikle yasaklanmış olan şeylerdir. Bu gibi şeylerden kaçmak insana sevap kazandırır. İşlenmesi ise günah olup, cezayı gerektirir. Allah'ın haram kıldığı yani nehyettigi (yasakladığı) bir şeyi helal kabul etmek insanı küfre götürür. İçki, kumar, zina, hayasızlık, hırsızlık, ana- babaya isyan, namaz kılmamak, oruç tutmamak gibi şeyler haramdır. Bütün bunları Yüce Allah insanların hayrı ve iyiligi için haram kılıp, yasaklamıştır.

7- Mekruh:
Yapılması sevilmeyen, kötü görülen, istenmeyen şeydir. Dinimizde, mekruh denildigi zaman yine, yapılması istenmeyen nahoş işler anlayışlar. Terkedilmesi mutlaka iyi görülen bu işler tenzihen mekruh ve tahrimen mekruh diye ikiye ayrılır. Tenzihen mekruh, helala daha yakın, fakat yine de yapılmaması gereken işlerdir. Mesela sağ elle sümkürmek tenzihen mekruhlardandır.
Tahrimen mekruh ise harama yakın olan ve yapılması daha ağır bir cezayı gerektiren işlerdir. Mesela vacip olan bir ibadeti yapmamak, özürsüz olarak tam güneş batarken namaz kılmak gibi. Bazi alimlerimiz tahrimen mekruhun haram sayılması gerektiğini söylemişlerdir.
Her ibadette yapılması mekruh bazı hareketler vardır. Bu sebeple abdestin, namazın, orucun, haccın ve zekatın mekruhlarını iyi bilmek ve onlardan kaçınmak gerekir. Mesela gusul abdesti alması gereken bir kimsenin elini ve ağzını yıkamadan bir şey yiyip içmesi guslün mekruhlarındandır.

8- Müfsit:
İfsat eden, bozan, meşru bir işi iptal eden şeye müfsit denilir. Böyle bir hareket bile bile yapılırsa insanı günaha sokar. Fakat bu, unutularak, yahut hataen yapılırsa günah sayılmaz.
Mesela namazda konuşmak, oruçlu iken yiyip içmek bu ibadetleri ifsat eder, bozar. Abdestli birinin vücudundan akan kan da abdestini bozar.

 

 

 

Hadis-i Şerif

1- Ebû Mûsâ (r.a.) anlatıyor: Bir seferde Peygamber (s.a.s.) ile beraberdik. Cemaat, yüksek sesle tekbir almaya başladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurdu:  "Ey insanlar! Kendinize acıyın; siz ne sağıra duâ ediyorsunuz; ne de bir gâibe! Muhakkak siz işiten yakın bir zâta duâ ediyorsunuz ki, o sizinle beraberdir." Ebû Mûsâ: "Ben onun arkasındaydım ve 'lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' diyordum. Bunun üzerine de: "Ey Abdullah bin Kays! Sana cennet definelerinden bir define göstereyim mi?" dedi. Ben: "Hay hay yâ Rasûlallah!" dedim. 'Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh (güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur' de!" buyurdu. (Müslim, Zikir 44, hadis no: 2704)

2- "Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Onları kim ezberlerse cennete girer. Allah tektir, teki sever." (Müslim, Zikir 5, hadis no: 2677) Diğer rivâyet şöyledir: "Gerçekten Allah'ın doksan dokuz ismi vardır. Bir müstesnâ yüz isim! Bunları kim sayarsa cennete girer." (Müslim, Zikir 6, hadis no: 2677)

3-"Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber' demem, benim için güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha sevgilidir." (Müslim, Zikir 10)

4-"Bir kimse günde yüz defa, 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu, ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur; mülk O'nundur, hamd de O'na mahsustur. Hem O her şeye kaadirdir)' derse, o kimse için on köle (âzât etme) dengi sevap olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır; yüz günahı da silinir. O gün, akşamlayıncaya kadar şeytandan muhâfaza olur. Onun yaptığından daha faziletli bir işi kimse yapamaz. Meğer ki, onun yaptığından fazla yapsın. Ve bir kimse günde yüz kere 'Sübhânallahi ve bihamdihî (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim)' derse; günahları denizin köpüğü kadar bile olsa sâkıt olur." (Müslim, Zikir, 28, hadis no: 2691)

5-"İki kelime vardır ki, dile hafif, mîzanda ağır, Allah'a makbuldürler. (Bunlar:) 'Sübhânallahi ve bihamdihî, sübhânallahi'l-azîm (Allah'ı hamdiyle birlikte tenzih ederim. Yüce Allah'ı tenzih ederim)' (kelimeleridir)." (Müslim, Zikir 31, hadis no: 2694)

6- "Sübhânallahi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber (Allah'ı tenzih ederim, hamd Allah'a mahsustur ve Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah her şeyden büyüktür)' demem, benim için, üzerine güneş doğan her şeyden daha makbuldür." (Müslim, Zikir 32, hadis no: 2695)

7- Mus'ab bin Sa'd (r.a.) anlatıyor: Bana babam rivâyet etti. (Dedi ki: 'Rasûlullah (s.a.s.)'ın yanındaydık. "Biriniz her gün bin sevap kazanmaktan âciz midir?" diye sordu: "Yüz kere tesbih eder (Sübhânallah der) ve kendisine bin sevap yazılır. Yahut üzerinden bin günah indirilir" buyurdu. (Müslim, Zikir 37, hadis no: 2698; Buhârî Deavât, Bed'ul-Halk; Tirmizî Deavât; İbn Mâce, Sevâbu't-Tesbîh)

8- Muhâcirlerin fakirleri Rasûlullah (s.a.s.)'a gelerek: 'Varlık sahipleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler' demişlerdi. Rasûlullah (s.a.s.): "Neymiş o" diye sordu. Muhâcirler: '(Ne olacak,) Onlar da bizim kıldığımız gibi namaz kılıyor; bizim tuttuğumuz gibi oruç tutuyor. (Ama,) Onlar sadaka veriyor, biz veremiyoruz; onlar köle âzâd ediyor, biz edemiyoruz' dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.s.): "Ben size bir şey öğreteyim mi? Onunla sizi geçenlere yetişir; sizden sonrakileri de geçersiniz. Hem hiçbir kimse sizden daha fazîletli olamaz; meğer ki sizin yaptığınız gibi yapmış olsun!" buyurdu. Muhâcirler: 'Hay hay yâ Rasûlallah!' dediler. Rasûlullah: "Her namazdan sonra otuz üç kere tesbih (sübhânallah), tahmid (el-hamdu lillâh) ve tekbir (Allahu ekber zikri) edersiniz." Bunun üzerine fakir muhâcirler Rasûlullah (s.a.s.)'a dönerek: 'Mal, mülk sahibi din kardeşlerimiz bizim yaptığımızı işitmiş; bunun mislini onlar da yaptılar' dediler. Rasûlullah: "(Ne yapalım,) Bu, Allah'ın bir fazl u keremidir; onu dilediğine verir" buyurdu. (Müslim, Mesâcid, 142, hadis no: 595)

9- "Bir kimse her namazın sonunda Allah'a otuz üç defa tesbih, otuz üç defa hamd eder, otuz üç defa da tekbirde bulunursa, bunların toplamı doksan dokuz eder. Yüzün tamamında da: 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdu ve hüve alâ külli şey'in kadîr' derse, günahları denizin köpüğü kadar bile olsa (yine) affolunur." (Müslim, Mesâcid, 146, hadis no: 597)

10- "Bir kimse, on defa 'Lâ ilâhe illâllahu vahdehû lâ şerîke leh, lehu'l-mülkü ve lehu'l-hamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr (Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O'nun şerîki/ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd de O'na mahsustur. O her şeye kaadirdir)' derse, İsmâil oğullarından dört kişi âzâd etmiş gibi olur." (Müslim, Zikir 30, hadis no: 2693)

11- “Ebu’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.s.) bir gün sordu: “Size amellerinizin en hayırlısını, sizin derecenizi en çok artıracak, Melîkiniz nezdinde en temiz, sizin için altın ve gümüş bağışlamanızdan daha hayırlı, sizin için düşmanınızla karşılaşıp onların boyunlarını vurmanızdan, onlar da sizin boyunlarınızı vurmalarından da hayırlı amelinizi haber vereyim mi?” “Bu nedir ey Allah’ın Rasûlü?” dediler. “Allah’ı zikretmektir!” buyurdu. (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur’an

24)
12- İmam Mâlik’e ulaştığına göre, Hz. İsa İbn Meryem (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelâm etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilâkis kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın bir kısmı), belâya mâruzdur. Bir kısmı da âfiyete mazhardır. Belâ (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz âfiyete de hamd edin.” (İmam Mâlik, Muvattâ, Kelâm 8 (2, 986)

Namaz Vakitleri